Başbakan’ın dindar nesil kavramı ve düşündüklerim
Dindarlık insanın kişiliğine, yaşayışına, duruşuna, kalibresine, bilincine, ruhsal ve bedensel oluşumuna zenginlik katar. İnsanın, dünya ile irtibatının sağlıklı yürümesini, iki dünya arasındaki pozisyonunu ve vazifelerini iyi okumasını sağlar. Dindarlık, inanmayanın hakkına da sahip çıkılmasını, delalate düşen, yoksulluğa düşen ve kötü yola düşen kim varsa onun yanında, yardım mesafesinde olmayı gerekli kılar. Haksız kazancın, fitnenin, ficürün kapısını mühürler. Dindarlık, memleket meselesi gibi güven, Allaha yakınlığı olan kimselerin maneviyatı, maneviyatı zayıf olan kimselerce güç vesilesidir. Dindarlık, edepli, adaplı, maskesiz ve şirksiz yapıldığında, dini öğretilerin de üstünde, insanlığa hizmette örnek teşkil eder. Dindarlık, insanın kendisini donatması, sakinleştirmesi, rehabilite etmesi ve dinlendirmesi için olağanüstü imkanlar sunar. Kuvvetini Allah’tan almanın dayanılmaz kudretiyle, zorluklar karşısında dimdik kalınmasını sağlar.
Dindarlık, karakterinin silecekleridir, hem etrafını daha iyi görmeni hem de yapacağın kazaların önlenmesine yardımcı olur. Bu da başkasının hayatına tehlikeye atmamak demektir aynı zamanda, fayda maliyetini arttıran bu durum hangi yaşam felsefesine ters gelebilir ki?
Dindarlık, sınıf ve ırk farkını kapatır, insana insan olduğu için yaklaşır ve yaradanından ötürü, herkes eşitlenir. Daha sayamadığım bir sürü katkısı ve faydası vardır dindarlığın.
Bir Başbakan niçin ulusunun bu yükselme ve ihyası için duacı ve istemkar olmasın? İnsana ve evrene sadece din penceresinden bakılmaz elbette ki ama çağdaş, ileriyi gören, özgürlükçü nesil tanımları arasında olmasının da yanlış bir tarafını göremiyorum ben. Kozmolojik, psikolojik, bilimsel tüm soruların cevaplarını yalnız dinden alabildiğimize göre, biraz da bize “Aynıyız” dedirten bu ifadenin sağladığı avantajları görelim. Anamızı, babamızı, vatanımızı, Yaradanımızı, evladımızı, eşimizi, dostumuzu daha iyi görebilmemize, onların mahiyetini daha iyi kavramamıza ne kadar yardımcı ona bakalım. Bence zeki, çevik, akıllı bir nesil için dindar tanımı; iğreti, kambur, ayrımcı bir özellik taşımıyor, tam tersine ne için yaratıldığını bilen, farkındalığı olan bir gençlik tanımı yerine geçiyor. Bunu kim, neden istemez ki?
***
"SANATA OLAN AŞKIM"
İlk kez tanındım. İnternet medyasının yüzü olmak, okuyucunun görüntünüze odaklanmasını zorlaştırır, isim daha çok aşinalık yaratır. İlk kez hem görüntüm, hem de ismim kimliğimi ele verdi. İlk kez bir muhabbet sırasında “Siz haberx’ten Hülya Okur’sunuz hatta son röportajınız Hüseyin Besli ileydi” dendi…Bu meşhur olduğum, tanındığım hissinden çok, hakkıyla izlendiğimin ortaya koyması bakımından benim için çok önemliydi.
Peki tanındığım kişinin şahsiyeti ne kadar önemliydi? Sadece okur, iyi bir takipçi ya da dikkatli bir internet kurdu olması mıydı onu önemli kılan? Hayır elbette. Nitelik paydasında buluştuğum, röportajlarımın hak ettiği ilgiyi görebilmesi için samimi fikirlerini benimle paylaşan, değer katsayısının bile önüne geçmiş, bir halk müziği sanatçısıydı kendisi. Yüreğinde türkü motifleri, dilinde türkü nameleri, gözlerinde türkü bakışları, kulağında türkü fısıltıları, alnında türkü yazan bir Aşık’tı. Sanatın haberlerimle bağı tartışılmaz. Röportajlarımdaki tanıtım yazımı edebi sözlerle başlatmam, görüşmek için seçtiğim isimlerin özelliklerinde sanatla ilinti aramam, o yoksa bile yazarlarla, şairlerle ve sanatçılarla yaptığım söyleşileri aralara serpiştirmem hep bu yüzden. Sanatın, gönülden gönüle uzanan ipine tutunmak her zaman hayatımı kurtaran unsurların başında gelmiştir. Sadece ruhumu beslediğinden değil, kırışıklıklarıma bile anlam kattığından, boşluk duygusunu kaybettirdiğinden, hiçbir eğitim desteğine ihtiyaç duymadan kendindeki madenleri çıkartmana yardımcı olmasından, yönetme duygusunu sana kazandıran duygular gibi kendisine asla ortak kabul etmemesinden, yaslanma hissi vermesinden, açlığı, susuzluğu unutturmasından ve en önemlisi aşk ile varlık bulmasından önemlidir Sanat.
Aklını kaçıranın, aşk sarhoşu olanın, beyhude işlerle uğraşanın, yapacak bir işi bulunmayanın, detaylarda boğulanın, mezhebi olmayanın, mesnedini arayanın, ahretle hesabı kalmayanın diyarı değildir. Bizatihi, kendini arayıp bulma çabasının ve tüm yolların Allah’a ve onun yarattıklarına çıkması mevhumudur. Merminin, mektubun, gözlerin, buluşun, insanın ulaşamadığı her yere uzanır Sanat. O nedenle sevgili sanatçımız ile yolculuğumuz daha yeni başlıyor. O mu beni okuyacak ben mi onu bilmiyorum ama öyle anlaşılıyor ki, ilahi aşkın sudur ettiği(çıktığı) çeşmenin başında sık sık buluşacağız.
***
hulyaokur@haberx.com