Efendim, tedavi süreci devam ediyor. Önce kar-kış etkiledi bir miktar. Kısa bir aradan sonra yeniden ağır kış şartları geliyor. Her şeye rağmen tedaviyi aksatmamaya çalışırken, aralarda yazma gücü bulduğumda da ufak ufak yazmaya gayret edeceğim...
***
Yazmak hayattır. Var olmanın ispatıdır yazmak; kelime kelime, satır satır benliğini ortaya koymak, hissederek ve hissettirerek hürriyeti solumaktır!..
Kaç gündür yazamamanın sıkıntısı bunalttı kulunuzu...
Aslında, şu küçücük dünyamızda, ömrünün yarısını yazma sevdası yüzünden zindanlarda geçirmiş büyük yazarlarımızı çok daha iyi anlamaya başlıyorum bu gibi hâllerde. Ve inanınız ki, onlara karşı saygım binlerce kat daha artıyor her seferinde...
***
Bir başka açıdan baktığınızda; eğer sırtınızı bir mutlak güce dayamışsanız o vakit yazmak dediğiniz nedir ki; istediğinizi asmak, istediğinizi kesmek, sabah bir başkasını mıhlamak, akşam tipine bozuk çaldığınız bir başkasını nallamak sizin için çocuk oyuncağıdır. Hele bir de, sizin, sâyesinde pâye kapmaya çalıştığınız mutlak güce muhalif kişilerse muhataplarınız; o zaman kim tutar sizi?!
Muhataplarınıza her çaktığınızda hem zevkten dört köşe olursunuz, hem de üst kattakilere bir selâm daha sarkıtmışsınız demektir. Ki, yukarılara sarkıtılan her selâm, biraz daha yerinizi sağlamlaştırmaya, biraz daha millî gelirden beleşe pay kapmanıza yarar ki, sanırsınız dünya ezel-ebed sizindir!
Diğer taraftan gelin görün ki, meclis-i âyânda bir kıç oturumluk yeriniz olmayacağı gibi, hakkı ve hakikat-ı beyânda da sınıfta kalmışsınız demektir. Çift değil, dört dikiş bile ilerleyemiyorsunuzdur ehl-i dîl tarîkinde. Hem de zerre-i miskal kıymetiniz yoktur Hakk’ın katında...
Velhâsılı kelâm, cüsseniz devler misâlî büyük olsa da; ruhaniyette ve hakikatte ve hatta bezm-i âlemde ve de irfaniyette ufak adamlarsınız, birer cücesiniz!..
Daha da amiyâne tabirle...
Yalaksınız, yalakasınız, yaltakçısınız siz... Bir gücün arkasına sığınmış sahte arslanlık taslayan minicik kedilersiniz; bedevadan geçinen tufeyliler, başkalarının hakkını gasp eden haramilersiniz!..
Anadolu’da da, Kafkaslar’da da ve aslında her yerde, her mahalde de bolca var sizden. Sözüm hepinizedir!..
***
Eğer yazmanın hürriyet olduğunu anlamak istiyorsanız; sırtınızı bir despota dayayıp ona buna zart-zurt ederek değil, varsa yüreğinizi ortaya koyarak ve kimden ve de kime gelirse gelsin; her türlü zulmün karşısına dikileceksiniz.
Topunuz, tüfenginiz, tankınız yoktur sizin. Kimseyi öldürmek gibi bir kastınız da olamaz. Tek silahınız olan kaleminizi, Hakk’ın, mâsum ve mâzlumların hakkının ve gerçeklerin uğruna kullandığınızda: Ruhunuzun bulduğu huzur dünyalara bedel olacaktır. Halkınıza ve Hakk’a karşı alnınız ak, başınız dik olacaktır.
İşte o zaman, yazma hürriyetinin her soluğu size ananızın ak sütü gibi helâldir...
Güzel şeyler de oluyor
Köşemi, iki defa Çek Kanunu Mağdurlarının feryâd-ı figanlarına ayırmıştım. Çok büyük mücadele verdiler, her türlü meşru zeminde seslerini duyurmaya çalıştılar ve semeresini almaya muvaffak oldular çok şükür. Kanun TBMM’den geçti ve cumhurbaşkanımız da onayladı...
Şimdi, kendilerine destek olan herkese teker teker ulaşmaya çalışarak teşekkür ediyorlar. Kulunuza da mail veya Twitter yoluyla teşekkür yazıları gönderdiler. Kendileri adına çok sevindiğimi, zerre-i miskal faydam dokunduysa çok mutlu olacağımı bilmelerini isterim.
***
İki yıl kadar önce tanıdığım ve kısa bir aradan sonra hastaneye kaldırıldığı için irtibatımızın kesildiği, Berlin’de mukim şâir ve yazar Mehemmed Erğevan’dan haber geldi. Çok şükür sağlığı düzelmiş.
“Her hâl ve şartta Türk olduk ve varlığımızı da koruyacağız. Düşmanımız çok ama sorumlu çalışanımız azdır. Biz durmadan, yorulmadan çalışmalı ve birliğimizi korumalıyız” diyor Mehemmed gardaş!.. Bir de Fransa ve Sarkozy’yi fabl tarzında ve şiir tadında bir hiciv yazısıyla adeta yerin dibine sokmuş. Ne yazık ki Türkiye Türkçe’sine uyarlamaya gücüm yok şimdilik...
***
Baştan beri yorumlarıyla ve mail vasıtasıyla gönderdikleri mektuplarla bana destek olan okurlarım, ABD Chicago’dan, Kanada Toronto’dan, Almanya, Hollanda, Danimarka başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden, Moskova’dan ve diğer şehirlerden ve tabiî ki Azerbaycan ve Türkiye’den onlarca geçmiş olsun mesajları aldım. Yorum yazarak, mail göndererek bana büyük destek ve moral verdiler. Hepsine teker teker minnet ve şükranlarımı arz ediyorum, çok sağolsunlar... Onlar olmazsa bizim yazdıklarımızın ne kıymeti olabilir ki!
Ahvâlât-ı umumiye
Mehmet Altan gazetesinden kovulunca, belki de oradayken demek isteyip de diyemediklerini birer ikişer demeye başlamış!..
“Oradayken niye yazmadın bunları be birader?” diye sormak hakkımızdır. Amma, kovulduktan sonra da konuşamayanlara baktığınızda, “bu da bir gelişmedir” demekten de kendinizi alamıyorsunuz...
Lâkin fakir, bir yıl önce yazmıştı bunların hepsini. “Derin devletin yerine serin devlet ikame edildi” demişti... Fakirin öngörüleri, gün geçtikçe maalesef bire bir tezahür etmektedir efendim...
***
“Dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz” diye bir cümle duyduğumda; nedense aklıma hemen Nur Sertel geliverdi...
Zirâ, mantık aynı mantık, sadece rengi değişik!..
“Tamamını yeniden kurun torna tezgâhlarının, tek tip adam yetiştirme devri başka bir ad altında yeniden başlamıştır!” diye açık açık talimatını da verse bari!..
***
Çağının Behlül-ü Dâne’sidir İhsan Eliaçık... “Sen ne kadar zavallısın” demek yerine, “gel hele şu yamacımda otur, sapıttığım anlarda da çimdikle beni!” dese, belki öfkesini yenecek ve zaman zaman tanınmaz duruma düşmekten kurtulacak en azından!..
***
Doğru dürüst maaşlarını bile alamadıkları gazetelerden çıkıp Boğaz’da yalıya konan, “bu genç, çok büyük bir düşünür olacak” tahminlerinden sonra, TV ekranlarında “anırma ve böğürme karışımı sesler çıkaran bir yalamanın çıkması” hangi zavallı öngörünün iflâsıdır acaba?!.. Daha dün, Allah’ın günü saydırdığı medya baronun önce TV kanalında karısının program yapması, sonra da kendisini Boğaz’da nasıl elde ettiği bilinmeyen yalısında ağırlaması hangi zavallı yaklaşımın eseridir diye düşünüp uzun uzun yazmaya değer mi?!
Değmez!
Lâkin “büyük düşünürdür, altındır” falan diye allanıp pullanıp ortaya sürülen bu tür adamların, kısa bir müddet sonra kalayları dökülüp bakır oldukları ortaya çıkınca; aklıma hep Jean-Paul Sartre geliyor. Her seferinde mezarda kemiklerini sızlattığınız adamcağızın suçu nedir be kardeşim?!
***
Fransa senatosunun mâlûm kararı kabul etmesinden tam 45 gün sonra konuştu Azerbaycan devlet başkanı İlham Aliyev!
Bu ne sürat böyle cenab prezident?! “Acele giden ecele gider” demişler ama onu dış politika için değil, trafikteki sürücüleri kastederek söylemişler. Size yanlış anlattılar herhâlde!..
***
26 ŞUBAT 2012 SAAT 14:00
TAKSİM MEYDANINDA HOCALI SOYKIRIMINI ANMA MİTİNGİMİZİ UNUTMAYINIZ! HER TÜRLÜ İZNİ ALINMIŞ OLUP, LEGAL BİR MİTİNG OLACAKTIR!