HABERX- HÜLYA OKUR

Vakit Gazetesi Yazarı Nusret Çiçek ‘EVET’
Olaya yılların hukukçusu gözü ile baktığımda bugünkü uygulamanın geri, yapılacak değişikliklerin de ileri olduğunu görüyorum. Hep birlikte referandumun en azından %55 ile 65 arasında evet oyları ile sandıkları taşıracağını göreceğiz...Göreceğiz ki önümüzde daha yeni yollar açılacak. Artık Türkiye ataktadır, bu atağı kimseler engelleyemez. O bakımdan referanduma ben evet diyorum, hayır diyenlere de kızmam, saygı duyarım..
***
Birgün Gazetesi köşe yazarı/European Business School London öğretim üyesi İbrahim Sirkeci ‘HAYIR’
Benim Referandum da oyum "Hayır". Oylanacak maddelerin her birine ilişkin itirazlar getirilebilir ancak bu referandumun en sorunlu yanlarından biri neredeyse birbiriyle uzlaşamaz maddelerin tek bir paket halinde oylamaya sunulması. Bu, 12 Eylül Anayasası ile Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığını birlikte oylamaktan farklı değil. İkinci temel sorun ise iktidarın referandum tartışmasını hamaset tartışmasına döndürmüş olması. Oy kullanacakların çoğunluğu hangi madde nasıl ve neden değişiyor bilmeksizin ve dolayısıyla değişikliğe değil partilere oy vermeye yönlendirildi. Hükümetin de genel olarak muhalefetin de beklentisi bunun bir güven oylaması gibi gerçekleşmesi. Sonuç olarak ne olduğu bilinmeyen ve açıkça tartışılmayan bir anayasa paketinin değiştirilmeye çalışılan anayasadan daha hayırlı olacağını ummak saflık olur.
***
Referans Yazı İşleri Müdürü ve Kuzey Irak Güncesi Yazarı Cevdet AŞKIN: ‘EVET’
Anayasa değişikliği 12 Eylül rejiminin anayasasında olumlu yönde değişiklikler yaptığı için referandumda EVET oyu kullanacağım.
***
Yeni Çağ Gazetesi Yazarı Yavuz Selim: “HAYIR’
Elbette hayır..AKP nin hangi hayırlı işini gördük ki tuzaklarla dolu paketi milletin başlarına çalacağından şüphem yok
***
Zaman Gazetesi Yazarı Mehmet Kamış:’EVET’
Daha fazla demokrasi icin evet diyorum.
***
Yeni Çağ Gazetesi Yazarı Mustafa Aslan: ‘HAYIR’
12 Eylül 1980'nin taşeronları; şahsıma, aileme, kardeşime, dostlarıma, ülküdaşlarıma akla gelmeyecek işkence ve tazyiki uyguladılar!
O dönemin taşeronluğunu ANAP adıyla Özal'a verip yardımcı siyâsi kalfalar vasıtasıyla epeyce arkadaşımıza verilen dünyalıkla akılları karıştırmışlardı! Aynen bugün olduğu gibi milleti o taşeron da bir referanduma peşinden de seçime götürmüştü!
Senaryo aynı! Sahne aynı! Dekor değişik çünkü perde değişik!
Günümüz ABD taşeronu da AKP adıyla inşaat piyasasında ve peşine katabildiği kadar kalfa katarak milleti referanduma götürüyor! Referandum sonucu ne çıkarsa çıksın BOP Eş Başkanı'nın taşeronluğunu yaptığı senaryoya yarayacak ama ben bilerek "HAYIR" diyeceğim.
Referandum sonucu HAYIR çıkarsa; mazlûm edebiyetının zirvesini zorlayacaklar! "Vesâyetten kurtulamadık! Dinsizlerin, Kemâlistlerin, Ergenekoncu'ların, cuntacıların, Ulusalcıların, milliyetçilerin işbirliğine gücümüz yetmedi!" diye ağlayacaklar.
EVET çıkarsa; "Bütün şer odakları birlik oldu! Generallere de hadlerini bildirdik! Ergenekoncuların da boy ölçülerini aldık! Beton Kemal'in devri aratık kapandı!" diye böbürlenecekler!
Bunları bile bile HAYIR diyeceğim!
***
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği’nin (STGM-Der) kurucu üyesi / Birgün Pazar Yazarı Şeyhmus Diken :”BOYKOT”
Sorunuzda bir eksiklik var.
Bir de "Boykot"çular var.
Neden onu da bir seçenek olarak katmamışsınız şaşırdım.
***
Haber Türk Gazetesi Yazarı Ali Tezel: “HAYIR”
Anayasa Değişiklik paketi, benim baktığım pencere olan, işçi, memur, emekli ve dul-yetimlere yeni haklar ve özgürlükler getirmediği ve toplumsal uzlaşma ile çıkmadığı için oyum HAYIR olacaktır… Öte yandan, referandum sürecindeki liderlerin tavır, davranış ve konuşmaları da toplumsal çözülmeye ve çatışmaya doğru götürüldüğü içinde HAYIR
***
Gazete vatan Yazarı Süleyman Ateş: ‘EVET’
Referanduma cevabım "EVET" olacaktır. Özgürlüğe evet.
***
HT Gazetesi Yazarı Suat Çağlayan:’HAYIR’
Referandumda Anayasa paketine 'Hayır' oyu vereceğim.
Bunun iki nedeni var:
Ilki, bu paketin 'Yüksek yargıyı da AKP'nin denetimine sokacağı' tehlikesini görüyor olmam...
Ikincisi ise, referandumdan yüksek oranda çıkacak 'hayır' oylarının
Türkiye'yi bu hükümetten kurtarabilme olasılığı...Anayasa paketinin tek amacı var, yüksek yargıyı ele geçirmek...Nasılsa kimse okumuyor diye paket içinde 12 Eylül ile bir hesaplaşma olduğunu da
yaymaya çalışıyor Sayın Başbakan...Ama gerçekte paket içinde 12 Eylül ile bir hesaplaşma yok... Bunu söyleyerek o dönemde canı yanan solcuları da yanına çekmeye çalışıyor...Biz 'okur yazar' değiliz ya, galiba da başarıyor...Bir de elbette 'Açılım' (politikasının değil) sözünün yarattığı psikolojik
havanın Türkiye'yi getirdiği nokta var... 'Kırk katır mı, kırk satır mı?' noktası...
***
Radikal Gazetesi Yazarı Ersin Tokgöz :”OY KULLANMAYACAĞIM”
Bu ülkede siyasetin ve siyasetçilerin samimiyetine asla inanmadım. Kayıkçı kavgasının, kese doldurma savaşının, ihtiras giderme uğraşının kurumsallaşmış üst yapısı olan siyaseti her dönem boykot ettim, hiçbir seçimde oy kullanmadım. Dolayısıyla bu referandumda da oy kullanmayacağım.
***
Yeni Asya Gazetesi Yazarı Umut Yavuz:” PEŞİNEN KARŞI ÇIKMADAN ÖNCE PAKET İNCELENMELİDİR”
12 Eylül 2010 günü önümüze sunulacak Anayasa Paketinin en başta bu yönüyle sakıncalı ve problemli bir paket olduğunu belirtmek gerekir. Zira nasıl ki 1982 yılında bizlere dayatılan anayasa “darbe ürünü ve dikta mantalitesiyle hazırlanmış” bir anayasa olduğundan muzdarip isek, bunun yerine ikame edilecek olan anayasa yahut değişiklikler getirecek olan paketlerin de bu mahiyetten uzak olması elzemdir. Kadın hakları, çocuk hakları, memurların hakları, özel hayatla ilgili madde, yurt dışına çıkışla ilgili düzenleme, ombudsmanlık vs vs… Bunların hepsi birer cümlecik eklemesinden ve yuvarlak ibarelerden ibarettir. Somut olarak getirdikleri bir yenilik ve reform yoktur. “12 Eylül ile hesaplaşma”, “Darbe anayasasını tarihe gömme” gibi yalanlara gelince… Bunlar, paketteki hangi madde ile yapılacaktır? Geçici 15. madde derler ise, darbecilerin zaman aşımından dolayı yargılanmayacak olması herkesin malumudur… Bu vatandaş ile dalga geçmek değil de, nedir?
Pakette pek tabii ki olumlu yanlar da vardır. Sözgelimi sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmayacak olması önemli bir düzenlemedir. YAŞ’taki ihraç kararlarına yargı yolunun açılması mühim bir gelişmedir.
***

Güneş Gazetesi Yazarı Rıza Zelyut: ‘HAYIR’
12 Eylül’deki oyum kesinlikle “Hayır” dır; çünkü:
Başbakan Erdoğan... Anayasa değişiklik paketini başka kuruluşlara sormadan, diğer partilerle uzlaşmadan geçirdiği için...
"Ben güçlüyüm; TBMM benim elimde, ne istersem yaparım!" havasına girerek demokratik ruhtan uzaklaştığı için...
Daha önce tam 16 kez değiştirilmiş olan 12 Eylül anayasasını sanki ilk kez kendisi değiştirtiyormuş gibi bir hava yarattığı için...
Değiştirilen maddelerin halkımızın temel istekleri ile hiçbir ilgisi bulunmadığı için...
Seçimlerde uygulanan ve 12 Eylül darbesinin ürünü olan yüzde 10 barajını kaldırmadığı için...
HSYK ve Anayasa Mahkemesi üzerinde yaptıkları değişikliğin; 12 Eylül darbe anayasasından bile geri olduğu için...
Mahkemelerde yüz binlerce dava dosyası beklerken; millet mahkeme kapılarında sürünürken bunu halletmek yerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile uğraştığı için...
Anayasa Mahkemesi'ni, siyasi iktidarın elinde oyuncak yapmaya kalkıştığı ve böylece yasama-yürütme-yargı üçlüsünden yargıyı ele geçirmeye çalıştığı için...
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda, kurula hükmeden antidemokratik bakan ve savcı egemenliğine son vermediği için...
Kadınlara, memura, çocuklara yeni hak getiriyormuş görüntüsü altında, hiçbir şey verilmediği için...
CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nu eleştirirken, "Memur kemal Efendi!" diyerek aslında memuru aşağıladığı için...
Yolsuzluk yapan siyasetçinin dokunulmazlığını kaldıran bir düzenleme bulunmadığı için...
AKP'lilerin eskiden çok şikayet ettikleri cumhurbaşkanının yetkilerinin daha da artırıldığı için...
Batı ülkelerinin raporlarına bile giren ülkemizdeki yolsuzlukları önleyecek bir düzenlemeye yer verilmediği için...
Sendikalara ve çalışanlara ileri bir örgütlenme hakkı getirilmediği için...
Partilerdeki lider diktasını önleyecek demokratik bir düzenlemeye yer verilmediği için...
Yasadışı telefon dinlemelerini yaygınlaştırıp bunu hukuksuzluğa dayanak yaptığı için...
Casusların bile ulaşamayacağı belgeleri el altından yandaş medyaya sızdırdığı için...
Ülkede, "laik-Müslüman", "İnanan-inanmayan", "türbanlı-başı açık", "Kürt-Türk", "Kürt anası- Türk anası" gibi toplumsal kavgaya yol açacak ayrışmalara yol açtığı için...
"Kadın erkek eşitliğine inanamıyorum!" dediği için...
Kendisine, çağdaş yaşam tarzına düşman 3 karılı bir şeriatçıyı danışman olarak seçtiği için...
"Darbecileri yargılayacağız!" dedikleri halde bunun garantisi için muhalefetten gelen önerileri reddederek darbecileri koruduğu için...
Sokakları yakan PKK'lılara dokunmayıp üniversite rektörlerini terörist gibi göstertip içeri tıktırdığı; tutuklamayı da mahkumiyete çevirttiği için...
Kandil'deki teröristi, masum biri gibi gösterterek Habur'dan içeri aldığı için...
Habur'daki teröristin ayağına özel hakim ve savcı yollayıp onları aklatan bir mahkeme kurdurduğu için...
Ülkemizin doğusunu Türkiye'den ayırıp bir Kürdistan devleti kurmak istediklerini söyleyenlere tek söz etmediği için...
Şehitler için ağlayanlara, yakınanlara kızıp onları vuranlara laf etmediği için...
İktidara geldiklerinde hemen hemen bitirilmiş olan PKK terörünü yeniden azdırdıkları için...
Kendisi için; Amerikalılara; "Bu adamı kullanın, deliğe süpürmeyin!" diyen bir danışman kullandığı için...
Türk askerinin başına çuval geçirten ABD'ye nota verilmesini isteyen halkımıza, "Ne notası, müzik notası mı?" diye karşı çıktığı için...
Buğday satan Türkiye'yi buğday satın alan ülke haline getirdiği için...
Kızdığı insana; "Ananı da al git!" diyebildiği için...
İkinci adam olarak taşıdığı kişi, kızdığı insanlara, "Şeyini şey ettiğimin şeyi!" diyebildiği için...
Gazze'de ölenler için kıyamet kopartıp Irak'ta öldürülen yüz binlerce insanı anmaya korktuğu için...
Darbecileri yargılıyoruz dediği halde; 28 Şubatçı ve 27 Nisancı asıl darbecilere dokunmadığı için...
Kendisine muhtıra veren eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'a, hiç de mecbur olmadığı halde; Üstün Hizmet Madalyası verdiği için...
İktidarda kalmak için, Amerika ve Avrupa ile işbirliği yaptığı için...
Askere karşı geliyormuş gibi görünüp askerle işbirliği yaptığı için...
"Türk demeyelim, Türkiyeli diyelim!" diyerek Türk milletini tarihten silmeye kalkıştığı için...
Devlet bankalarından 700 milyon dolar verdirerek kendi propagandasını yaptıracağı bir basın grubunu satın aldırdığı için...
Oğluna alınan ve 4 milyon dolarlık olduğu söylenen gemiye, "Gemicik!" dediği için.
Gazeteleri bırakın gazetecileri bile böldüğü ve kendisini övenler dışındaki basına düşman olduğu için...
TRT'yi, iktidarın ve gericiliğin borazanı işe yaramaz bir kuruluş haline düşürdüğü için...
Devletin imkanlarını kullanarak siyasi propaganda yaptığı için...
Bu fakir halkın parasıyla uçak aldırıp düğünlere bile ailesini devlet uçağı ile yolladığı için...
Sabahleyin, "Tanımıyorum!", öğleyin, "Görüşmüş olabilirim.", akşamleyin ise "Evet görüştüm!" dediği İsrailli Sami Ofer'e, Tüpraş'ın yüzde 16,75'ini ihale yasasına aykırı olarak verip ona büyük paralar kazandırdığı için...
Yolsuzluklar karşısında sessiz kaldığı için...
Adı Ali Dibo olayında geçen birisini Adalet Bakanı yapıp ülkenin adaletini ona teslim ettiği için...
Deniz Feneri Davası'na yasak getirterek basında tartışılmasını ve takibini engellediği için.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aracılığıyla adı Deniz Feneri yolsuzluğuna karışan kişiye halen ihale verdirip kolladığı için...
12 Eylül darbecilerinin anayasaya, siyasi partiler ve seçim yasalarına soktuğu darbe kalıntısı yasalara hiç dokunmadığı için...
12 Eylül anayasasının en darbeci ürünü olan YÖK'ü koruduğu için...
Dünyada hiçbir çağdaş ülkede bulunmayan zorunlu din derslerine dokunmadığı için...
Düşünce suçundan mahkum olanların devlet aleyhinde diyerek ebedi biçimde cezalı kalmasını sağlayan yasaya dokunmadığı için...
***
Genç Parti'nin kurucusu ve eski Genel Başkan Yardımcısı Ufuk İlkiz:’EVET’
Oyum Evet'tir çünkü;
Askerin siyasete müdahalelerinden bıktım ve usandım ve utanıyorum
Askerin “Geçici olarak benim yerime sen müdahale et” dediği yargının çürümüşlüğünden ve siyasete siyasi müdahalelerinden bıktım usandım ve utanıyorum
Demokrasi dışı uygulamalardan ve bu uygulamaların hala yasal zeminde çözülmemesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hala bizi devamlı suçlu bulmasından sıkıldım ve usandım
Medya sahiplerinin ve yöneticilerinin yalnız ve bahtsız halkımı devamlı kandırmaya çalışmasından bıktım.
Mafyanın artık sözünün geçmesini istemiyorum.
Ne zaman bir doğru yola girmeye çalışsak bir yerlerde olayların çıkması ve vatandaşı vatandaşa kırdırılmasından utanıyorum.
Ülkemizin bu dengesiz hale gelmesinden medet uman “derin çukurlardan” sıkıldım.
Devamlı sınır karakolu vurulan ve binlerce güvenlik elemanını korumaktan aciz düşmüş birbiri ile uğraşan ve “vatan için Hiçbir şey yapmayan” güvenlik ekiplerimizden sıkıldım.
Her türlü sorunu bilen ama açıklamayan, açıklamamaktan da nemalanan gazetecilerden midem bulanıyor.
Şu kesimi bağıra bağıra savunursam meşhur olurum ve karşı taraf çok dolu ben bu taraftan bağırayım diyen, bırakın “omurga”sını kemiği bile kalmamış gazetecilerden midem bulanıyor.
Sıktığı mermiyi ve vurduğu insanın kanından medet uman siyasetçilerden, mafyadan, iş adamı kılığına girmiş kaçakçılardan bıktım.
Sırf baş örtüsü takıyor diye ülkesine hizmet etmekten alıkoyulan insanlara üzülmekten sıkıldım. Hele vatandaşına bu eziyeti yaşatanların politikacı değil de İttihat Terakki artığı Askerler olduğunu bildikçe kalbim sıkıştı.
Sırf “xxx” şehrinden olduğu veya dedesinin dedesi bilmem ne yapmış diye suçlanan ve dışlanan insanların acı kaderlerini dinlemekten yoruldum.
İnsanca ve hakça bir düzen içinde yaşamak istiyorum. Onurlu bir vatandaş olmak, devletine güvenmek, hükümetime inanmak, yargıma, emniyet kuvvetlerime güvenmek istiyorum. Yaşamaktan vatanımda olmaktan zevk duymak istiyorum. Rahat rahat siyasi görüşlerimi söylemek, dinimi veya yaşamımı uygulamak istiyorum, istediğim dalda eğitim almak istiyorum, sırf görüşlerim bir diğerinden farklı diye dışlanmamak “öteki”leştirilmemek istiyorum. Devletim beni korusun, adil olsun istiyorum. Çok şey mi istiyorum.
Ülkemizin ihtiyaç duyduğu değişim ve reformlar
1- Siyaset reformu : Tüm iş adamlarının ve medyanın tüm olanakları ile siyasete ulaşmak istediğini gördüm, yaşadım ve uyguladım. Türkiye'de herhangi bir ilçenin herhangi bir sokağındaki otopark bile TBMM vasıtası ile veriliyorsa ve TBMM içinde adamı olmayan buraya bile talip olamıyorsa koca koca iş adamlarının parti liderleri ile kurduğu ahlaksız ilişkilere de “kızmamak” lazım değil mi? Koca koca iş adamları Başbakan ve bakanların yanlarında türlü yalakalıklar yapmakta, o dışarı çıktığı andan itibaren bakanı yerin dibine sokacak muhabbetlere girmektedir. Sadece konuşsalar iyi ilgili bakanı, başbakanı veya siyasetçiyi zor duruma sokacak ses veya görüntüyü alabilecek ortamlara da onları atmaya zorlamaktadır. Bu yolla değil yüzlerce binlerce politikacının politik hayatı sona ermiştir. Ayrıca hadi sıkılmadan söyleyelim. Milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu iş takipçiliği yapmaktaydı. Bir çok baka yerli ve yabancı bir çok büyük firmanın Türkiye'de yatırımları veya işlemleri sırasında çeşitli iltimaslar almıştır. Ama bir iş adamının dediği gibi “Rüşvetin belgesi olmuyor” belgesi olsa bile “ıslak imza” “gizli tanık” muhabbeti içinde kayboluyor. Ayrıca öyle bir yargı sistemimiz var ki kimse bunu söylemek ve ortalığı temizlemek için bir çaba içine bile girmeye korkuyor. Hadi biz korkmayalım ve konuşalım da bazı şeyler açığa çıksın.
Dememiz odur ki “Siyaset Reformuna” büyük ihtiyaç vardır. Bu olmadan diğer reformlar havada kalacaktır. Bu aşamada Siyasi Partiler yasası kadar saçma bir yasa dünyanın Hiçbir yerinde yoktur. Bunu “Yüksek Yargı”da “Yüksek Politika”da bilmektedir. Ama bilhassa girmezler ayrıca bu konu çok uzun sürer ama mutlaka değişmelidir. Seçim Kanunları Siyasi Partiler yasasından daha iyidir ama yetersizdir. Baraj tabidir ki vatandaşı tercihlerinin temsil edilebilmesi için mutlaka değiştirilmelidir ve sanırım değiştirilecektir.
Bir diğer gereksinim ise ya iş takipçiliği tamamen açık hale getirilecek ve vekiller meclis başkanlığından onayını aldıkları işleri resmi olarak takip edecek ve olay gerçekleştiğinde aldıkları komisyonu açıkça belirterek vergisi verecekler veya bu işlem tamamen yasak edilecek ve “aynı bankacılık yasasında olduğu gibi” kan bağı ile ailesine de intikal edebilecek ceza sistemleri geliştirilerek caydırıcılık arttırılmalıdır.
2- Yargı Reformu: İşte hem bir Yönetici hem de bir politikacı olarak yaşadığım büyük dejenerasyonlardan biride yargıdır. Çok güzel bir söz vardır “İmparator adilse kanuna gerek yoktur, imparator adil değilse kanunun yeri yoktur” derler. Ne doğru bir laftır. Hemen ve açık söyleyelim ülkemizde çağdaş bir hukuk sistemi yoktur. Yerel mahkemeleri ile ve yüksek mahkemeleri ile çağdaş bir hukuk sistemini yaşatacak ahlaka ve inanca sahip olmayan hukuk adamları ve hukuk sistemi olduğunu şimdiden açık açık söyleyelim. Yerel mahkemelerin savcıları, emekliliği gelmiş hakimleri, Yargı Baronları, çok garip tabiri ile “sok-çıkar” cıları bilmeyen yoktur medya dünyasında. Şunu açık ve net söyleyelim. Parası olan, iş takipçisi bir avukatı olan, çeşitli etnik kimliklere sahip olup etkin kimliğini kullananlar için yargı her tarafı delik kepçe gibidir. Girerler ve çıkarlar. O kadar çok örneği var ki burada say say bitmez. Danıştay'da dava kazanan Banka Sahipleri, İdare Mahkemelerinde işlem yapan medya mensupları, hakim ve savcılara gizli kamera sistemleri kurarak alem yaptıran ve bu alemleri devamlı kameraya çekerek savcı ve hakimlere bazen istediği kararı çıkarttıran bazen de bir adama dava açılmasını sağlayan Avukatlar. Yargıdaki şu dosya sistemleri ve çağdaş ortamlar neden sağlanmaz biliyor musunuz. Hiç düşündüğünüz gibi değil. Yargı baronu olup yargı boşluklarından para kazananlar sistemli adliyelerin, bilgisayar sistemlerinin, güvenlik uygulamalarının, teknolojik imkanların olmasını istemezde ondan. Aksi taktirde nasıl “zaman aşımı” “kaybolan belge” “teslim edilmemiş tebligat” “kaybolmuş sahte belge” yaratabilirler ki. CHP ve CHP tandanslı adalet bakanlarının ve Genelkurmay'ın yargı ve yüksek yargı üzerindeki etkisi ve yetkisi tartışılmazdır. İstanbul'da yaklaşık 10-12 iş yapan yargı çetesi vardır. Ankara'daki çeteler ise daha çok yüksek yargıyı kontrol altında tutmaktadır. Hatta bir çoğu hakim ve savcı atamalarını da yapmaktadırlar. Ankara'nın iş anlamında lideri iktidar ve hükümetse ve iş yapmak isteyenlerin polen toplayan arılar gibi meclisin etrafını sarmışsa, bir diğer iktidar sahibi de “Yargı Camiası”dır. Problemli iş adamları da yine polen arayan arılar gibi yargı camiasına yapışarak yaşarlar. Yaşarlarda aynı zamanda adalette hep onlardan yana olur. Yani alınan ve verilenler belirlidir.
Adalet sistemi olamayan milletler devlet olamazlar. Yargı mutlaka ama mutlaka bir reform geçirmek zorundadır. Yoksa devlet olma özelliğimiz ortadan kalkacaktır. Para ve gücün sahibi herkes hukuku kendine uygun hale çevirebilecektir.
3- Medya Reformu. İşte bir olmazsa olmaz reform geçirmesi gereken bir diğer iktidar unsuru da Medya'dır. Medya her bozulma ve çürümede de işin tuzu biberidir. Yani o olmadan olmamakta mutlaka yemek ne olursa olsun katılmak zorundadır. Her işe girerler her işten nemalanırlar. Çoğunlukla Hem siyaset ve iktidar hem yargı hem de bir diğer güç olan Genel Kurmay ile her zaman içli dışlıdırlar. Hani derler ya “Güçler ayrılığı Yasama-Yürütme ve Yargı” Bence bu daha farklı “Yürütme, Yargı, Medya, Genelkurmay” Çoğunlukla Medya ve Yürütme bir tarafta Yargı ve Genelkurmay bir tarafta olmakta bazen de farklı kombinasyonlar oluşmaktadır. Mesela bugün Yürütmenin karşısında Yargı,Medya ve Genelkurmay koalisyonu yer almaktadır. Ne acı değil mi iktidarın muhalifi CHP olmalı değil miydi?. Olmuyor işte sadece karşı koalisyon olan “Yargı,Medya Genelkurmay”ın sözcüsü konumunda kalmaktadır. Bir dönem geçmişe gidersek yine Rahmetli Ecevit zamanında da yine aynı koalisyon vardı. Gerçi koalisyon 28 Şubat'ta oluştu ve hala devam ediyor. O zamanda yürütmenin karşısında aynı koalisyon oluşmuştu ”Yargı,Medya Genelkurmay” koalisyonu bir çok faaliyet içinde bulundu. Az kalsın amacına da ulaşıyordu. Biraz daha geriye gidersek daha farklı koalisyonlar görürüz. Mesela Sayın Mesut Yılmaz zamanında bir “Medya, Yürütme” koalisyonu olmuştu. Muhalefet ise “genelkurmay'ın bir yakasını ve mafyasını kullanan bir muhalefetti. Yargı o aşamada ve ondan önceki yıllarda yani bir anlamda 28 şubat öncesi iktidar kullanma hevesi içinde değildi. Daha çok “yoluna” bakıyordu. Ve daha çok Yer altı mafyası tarafından kullanılıyordu. Yine bu hükümetin yaptığı uygulamalar sonucu mafyanın da ortadan kalkması bu anlamda da çok faydalı olmuştur. Her ne olursa olsun Akis dergisinden beri bu iş böyledir. Medya ya iktidar yalakalığına oynar Ya da iktidara vurarak karşılını verirseniz susarım der. Bu her zaman böyle olmuştur. Medya yerleri dolunca ve iktidar yeni olanakları diğer medya patronlarına veremediğinde de yeni kavgalar ve bakanların, başbakanların görüntüleri ortaya çıkmaya başlar. Bu her zaman böyledir. 1950’lerden bu yana Hiçbir medya sahibi veya yönetimi ideolojik olarak veya yapılanların yanlış olduğuna inanarak, demokratik kurallar, etik davranışlar ve ahlak kuralları içerisinde kalmamıştır. Bundan en büyük sorumlular ise sanmayın ki gazete patronlarıdır. En büyü sorumlular öncelikle Genel Yayın Müdürü kılığına girenler ve “Ankara” temsilcileridir. Yani patronlarını bozanlarda her zaman yöneticileri olmuştur. Şimdi hatırlamaya çalışalım,geçmişimiz kendini kral zanneden ve bu zannettirme işlemleri hep Kendi Genel Yayın Müdürleri ve “ANKARA” temsilcileri tarafından gerçekleştirilen. Ancak şimdi ya iflas etmiş ya hapse girmiş Ya da bir şekilde karalanmış durumdadır. Örnekleyelim Kemal Ilıcak, Erol Aksoy, Dinç Bilgin, Cem Uzan, Mehmet Ali Yılmaz, Mehmet Ali Ilıcak, Asil Nadir bir solukta aklıma gelenler. Hatta bunlara Mehmet Emin Karamehmet ve Aydın Doğan'ı da katabiliriz. Bakın dikkat edin hepsi ya batmış Ya da büyük yaralar alarak çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak yine hatırlayın bir zamanlar bir İmparator nidası ile haşa kendilerini bir büyük zannederek gezen insanlardı. Ancak bugün esameleri okunmamakta veya okunmayacak hale gelmek üzereler. Ancak onları bu hale getiren hep fikir vererek patronlarını zıvanadan çıkartanlar yalılarında köşklerinde hayat sürmeye devam etmekte ve hatta en kötüsü “Ben dedim o patron olacak xxxx'e ama beni dinlemedi, dinleseydi kral olurdu kral” diyerek gezmekte, yazmakta ve hala bazı saf patronlar tarafından rağbette görmektedirler. Örnekler mi o kadar çok var ki Güneri Cıvaoğlu, Tuncay Özkan (Bu iş ayrı çünkü bay artık zıvanadan çıkmıştı. Yoksa onunda milyonlarca doları, boğazda yalı dairesi vardır) Fatih Çekirge, Ertuğrul Özkök, Ergun Babahan, Fatih Altaylı, Mehmet Barlas daha bir çok “Ankara” temsilcisini unuttuysam kusuruma bakmasınlar artık. Yani demem odur ki Türkiye'de bağımsız ve özgür basın yoktur. Dolayısı ile okuyucuların izlediği veya okuduğu haberlerin gerçek ve doğru ile hiç bir alakası yoktur. Gazetelerin ve TV'lerin hepsi iktidara yaranmak için varlardır veya en azından adaylardır. Bu iktidar sözü farklılıklar içerir Siyasi iktidar olabileceği gibi, bulunduğu alanın iktidarı da olabilir. Bu Genelkurmay olabilir, bir cemiyet olabilir, belediye başkanı olabilir, hatta bazen bir mafya grubu olabilir. Ama mutlaka bir iktidara yamanırlar.
Yani demem odur ki Liberal ve Demokrat olalım tamam ama Medya Reformunu mutlaka yapalım. Yoksa her zaman güzel bir yemeğin tadını kaçıranlar “Bozuk Süt”lüler ortaya çıkacaktır.
4-Demokrasi reformu. Mutlaka gerçekleştirmeli ve bu iş hep ileriye taşıyacak mekanizmaları yaratmalı ve daha da önemlisi yaşatmalıyız. Mutlaka Türk ve Kürt halklarını bir arada yaşamaktan zevk alacakları bir kıvama getirmeliyiz. Bu arada devlet olarak yaptığımız hatalardan dolayı özür dilemeyi bilmeliyiz. Hükümetimiz bu konuda adımlar atmaya başlamıştır. Ama yeterliliği ve siyaset platformundan ve medyadan yeterli desteği görmediği aşikardır. Daha fazla demokrasi için tüm Anayasa’nın mutlaka değişmesi gerekir Bu ihtilal anayasasından utanmayan ve sıkılmayan siyasi partiler hala varlıklarını sürdürmektedir. Artık devlette bürokraside yok şu şehirden yok bu şehirden diye insanlar ayrılmamalıdır. Herkes her yerde eşit olmalıdır. Demokratik kurallar tam ve yerinde olmalı ve artık yasaklar olmamalıdır. Örneğin baş örtüsü yasağını anlamak mümkün değildir. Bunu anlatabilmek te mümkün değildir. Kürt vatandaşlarımızın yaşadıklarını anlayabilmek mümkün değildir. Uzun yıllar uyuşturucu kaçakçılığı yapılan ve bu milletvekilleri aracılığı ile yapılırken göz yuman ve bundan medet uman siyasetçilerden, askerlerden, polislerden, valilerden hesap sorulmazken yapılan ve yaşatılanların ceremesinin tamamının Kürt vatandaşlarımızın ocaklarının üzerine düşmesini anlayabilmek anlatabilmek mümkün değildir. Gerçi Kürtleri temsil eden siyasi partiyi de anlamak mümkün değildir ama hükümet bu konuda çok yerinde adımlar atmakta, bazen çekinmekte ve içindeki statükocuların etkisi altında çeşitli refleksler göstermektedir. Ama en azından niyeti samimidir.
Basında bu konuda destekçi olmalı ve atılan adımları “Büyük Devlet Politikası” olarak algılamalı ve o şekilde hareket etmelidir. Kimse kan ve acı üzerinden siyaset yapmamalıdır. Bunun çilesini yüzyıllardır hep ezilenler çekmiştir. Ne gariptir ki ezilenlerin sorunları ile uğraşmak bir merkez sağ partiye düşmüştür.
Daha fazla demokrasi hem insan haklarına, adalete, eğitime, refaha, sosyal adalete, vatanseverliğe, müreffeh ülkeler seviyesine bizi eriştirecek ve toplumumuzu bir bütün yapacak en önemli reformlardan biridir.
5-Bürokrasi Reformu. Eğer hızlı, düzenli, adil hareket edeceksek mutlaka bürokrasi reformunu ele almalıyız. Mutlaka ve mutlaka bürokrasi çarkını yıkmalı kırmalı ve bir kez daha ortaya çıkmasını engelleyecek bri yasal reformu gerçekleştirmeliyiz. Artık vatandaşını hırsız gören, Başarılı Vergi mükellefi yoktur başarısız vergi müfettişi vardır diyen, vatandaşına çok ama çok uzak ve bundan hep nemalanan bürokrasiden artık kurtulmalıyız. Daha az devlet memuru ile daha çok iş üretmeliyiz. Problem değil çözüm üreten sistemlerimiz olmalı. Tabi ki yasalarımızda buna göre oluşturulmalıdır. Bu bürokratik oligarşi aynı zamanda Belediyelerin içine de sızmıştır. Rüşvet vermeden işini yürüten bir iş adamı veya müteahhit yoktur. Rüşvet çarkı her durumda çalışır ve çalışmaktadır. Artık bunun sonu getirilmelidir. Rüşvet verende alan kadar suçludur yasasından bir an önce kurtulmalıyız veya gizli tanık sistemlerin yeniden çalışır hale getirmeliyiz. Vatandaş her zaman haklıdır mantığını devamlı çalıştırmalıyız. Ya da bazı ülkelerde olduğu gibi Bürokratik basamakların bir kısmını yine seçim sistemi içinde halka götürebilecek yöntemler yaratılabilir.
6-Güvenlik Reformu: Güvenlik sistemlerimizde bir reform gerektirmektedir. Askeri, Polisi, MİT'i ile komple bir reforma ihtiyaç vardır. Kimin kime hizmet ettiği belli olmayan zamanlar yaşanabilmektedir. Asker mutlaka ama mutlaka kışlasına yerleştirilmelidir. Polis kalitesi ve eğitim artırılmalı ve rüşvet çarkı sona erdirilmelidir. MİT ve diğer istihbarat organları “Jandarma, Genelkurmay, Emniyet” bir koordinasyon içine sokulmalı ve hatta komple değiştirilerek “iç-dış” istihbarat olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Çünkü her holdingin kendi işlerini takip eden “GİZLİ” mekanizmaları vardır. Bunun bir kısmı patronun en yakını tarafından yönetilir. Bu mekanizmada Emekli ve Muvazzaf MİT'çiler, emekli Generaller ve Muvazzaf Albaylar bulunmaktadır. Uzun yıllar Emniyet teşkilatı bu “imkanlardan” faydalanamamıştır. Bu “imkanlardan” faydalanamayanlarda “mafya”ları oluşturmuş veya “mafyaların” elemanı olmuşlardır. Bunların onda biri Ergenekon veya bağlı dosyalarında kısa kısa görünmektedir.
Şimdi Ak Parti hükümetinin ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yapması gereken artık bu gidişata dur demektir. Belki bu çok riskli bir süreçtir, belki de yönetilmesi çok zor olacaktır. Ancak bunların hepsi göze alınmalı ve bu işlere girilmelidir. Zaten Ergenekon ve devam eden organizasyonların sonuçlarını göze alabilmiş olan bir Başbakan bunları da göze alabilecektir. Birileri yanmalıdır. Yoksa aydınlık nasıl gelecektir.
Tarih bu düzeni değiştirenleri yazacaktır. Siyasetçilerde artık gazeteci dinlemekten vazgeçmelidirler. Onlar kimseyi vezir etmemiş her zaman rezil olmalarında yardımcı olmuşlardır.
Bu nedenle son yapılan anayasa değişikliğim çok yerindedir. Eksiktir ancak yerindedir. Yani gereklidir ama yeterli değildir. Halkımızda bu anayasayı desteklemeli ve iktidara da yeni ve daha gelişmiş anayasal değişiklikleri yapacak gücü ve kuvveti iktidara vermelidir. He iktidar bu verilen evet oylarına rağmen yeni anayasal değişiklikleri
hükümet gerçekleştirmez ise onunda hesabını sandıkta vermelidir.
