MİLLİYETÇİLİK NİÇİN KÖRÜKLENİYOR?
Cumhuri ve demokratik krallıklarda daha doğrusu bizim gibi halkını sömüren devletlerde milliyetçilik özellikle pompalanır. Anasınıfından itibaren körpecik beyinler milliyetçilikle, ulusalcılıkla faşistleştirilir. Halk geçmişiyle soyuyla övündürülür, oyalanır ve kavga ettirilirken diğer tarafta devletin elitleri sessiz sedasız malı götürürler. Halk vatanı kurtarmaya çalışırken reisler ve başbuğlar kendilerini kurtarırlar. Milliyetçilik ideolojisinin “Bölücülük” görevinin ötesinde bir de “Malı götürme” görevi vardır.
Almanya, Japonya, Çin ve İsrail gibi ülkelerde milliyetçilik bir diriliş, uyanış ve yükseliş projesi olurken bizim gibi sömürge ülkelerde ise bir uyutma ve avutma projesidir.
O ülkelerde insanlar bir yandan atalarıyla övündürülürken kendilerinin de ataları gibi övünülecek nesiller olması sağlanır. Bu işin yolu yöntemi öğretilir. Bizde ise övünenlerin kuru kuruya övünmeleri sağlanarak çocuklarımız nesiller boyu oyalanır."Biz atalarımızla övünüyoruz ama bizim torunlarımız kiminle övünecekler?" sorusunun düşünülüp sorulması bile engellenir. Soranlar hain ilan edilir. Sadece “Kuru kuruya kurbanın olayım” nevinden sloganlar ezberletilir.
Sloganlarla aptallaştırılan halk, gözü önünde mal götürülürken seyretmekle kalmaz kendisinin sömürülmesinden doyumsuz keyifler alır mutlu olur. Açlıktan nefesi kokar ama reislerinin, Başbuğ’larının kendisinden dört beş kat daha fazla maaş on beş yirmi katı ikramiye almalarından hiç rahatsızlık duymaz. Rahatsız olmadığı gibi onlar malı her götürdükçe her höpürdettikçe “Yarasın paşama” der, ense ve göbek yapmaları için dua eder, zikir çeker.
Başbuğlar, reisler ve şeyhler ense ve göbek yaparlarken Çılgın Türkler Ergenekon’un korunması için sürekli bebek yaparlar. Bebekleri Ergenekon uğruna uçmağa gittikçe Başbuğlarına diğer oğullarını ve körpecik Asenalarını da göstererek “Bunu da alın bunu da alın” diye yalvarırlar.
Türkler çile çekerken reisleri film çekerler! Türkler çile doldururken reisleri kaset doldururlar! Zira Türkler çok fedakârdır. Kendilerinin mutlu olmalarına gerek yoktur. Kendi yerlerine Başbuğları, reisleri, liderleri ve şeyhlerinin mutlu olması yeterlidir. Ağamızın paşamızın mutluluğu Türkün de mutluluğudur!
Türkler çok zekidirler ayrıntılarla kesinlikle uğraşmazlar! Başbuğlarının Türk olup olmaması da heç önemli değildir. Bir Ermeni’nin, bir Yahudi’nin bir Rum’un Türkün başında olmasında heç bir sakınca görmezler. Türkün başında bir Sırp bile olsa O artık Türk’tür! Zira bu ırklar hep laikçidir bunlardan İslamcı çıkmaz! Yeter ki ismini değiştirmiş Agop’u Ahmet, Alparslan, Oğuzhan yapmış olsun. Yeter ki soyadını da Türk, Türkiş, Asiltürk, Öztürk, Tamtürk, Soytürk, Siğentürk, Şıkaytürk, Atetürk yapmış olsun.
Amma burada çooookk önemli bir husus vardır. Yeter ki Kürt olmasın! Kürt olmasın da ne olursa olsun gerisi heç önemli değildir! Ermeni olsun, Yahudi olsun, Rum olsun ama kesinlikle Kürt olmasın! Niçun? Çünküüüü Kürt olursaaaa dinci(!) olma riski çok yüksektir.
Türkler çok kanaatkâr bir millettir! Karınlarının tok sırtlarının pek olmasına heç gerek yoktur. Tek bir sloganla karınları doyar, mutlu olurlar. Yeter ki o slogan dağlarda taşlarda yazsın. Bayramlarda seyranlarda sokaklarda söylensin. Bir kişi ister Türk olsun ister olmasın, “Ben Türküm” demesi mutlu olması için yeterlidir. Huzur için, mutluluk için, zenginlik için, güçlü olmak için tek bir slogan patlatmak yeterlidir. “Ne mutlu Türküm diyene!”
BÜYÜK MÜCADELENİN ASLI NİHAYET ANLAŞILDI !
Ülkemizde sivil hükümetler ile darbeci ve muhtıracı Ergenekoncular arasındaki büyük mücadelenin aslı nihayet anlaşıldı. Bu mücadelenin aslı ne komünizm tehlikesi ne irtica tehlikesi ne de bölücülük tehlikesiymiş! Meğer bunların hepsi birer senaryo, meğer hepsi danışıklı dövüşmüş! Meğer bütün mücadele gücü ve parayı kapma, köşeyi dönme mücadelesiymiş! Bugün bunu çok net bir biçimde anlamış bulunuyoruz. Zira bir öğretmen kırk, mühendis altmış, doktor yetmiş, yargıç seksen, büyük elçi doksan, milletvekili yüz bin lira emekli ikramiyesi alırken bir astsubay yüz elli, subaylar üç yüz - dört yüz, generaller ise tam altı yüz - yedi yüz bin lira ikramiye alıyormuş!
SUÇLU AYAĞA KALK HESAP ORTADA !
Eğer siz "Biz bu ülkenin en güçlü kurumuyuz, bu ülkede bizim dediğimiz olur, halkın seçtiği siviller de kim oluyor ki? Bu ülkeyi, korumak, kollamak ve yönetmek sadece bizim görevimizdir" derseniz ve halkı seksen yıldır buna inandırırsanız o zaman bizim de şunu söyleme hakkımız doğar:
"Madem ki bu ülkenin en güçlü kurumu sizsiniz, madem ki sadece sizin dediğiniz olur, o zaman bu ülkedeki bütün olumsuzlukların sorumlusu demek ki sizsiniz. Bu olağanüstü gücünüzü kullanarak niçin bu sorunları çözmediniz? Bunca darbeyi, bunca müdahaleyi niçin yaptınız? Halkın seçtiklerini niçin rahat bırakmadınız? Niçin çalıştırmadınız? Terör sorununu otuz yıldır niçin çözmediniz? Yoksa çözmek istemediniz mi? Bu Pkk, bu Hizbullah nedir? Terörü azaltmak ve bitirmek yerine aksine niçin sürekli büyüttünüz? Siz bu işin neresindesiniz?"