10 yıl öncesine şöyle bir bakıyorum da, nereden nereye geldik. Meslea, cep telefonu hayatımıza girmeden önce, "Akşam seni evden ararım" ya da yarın şu saatte şu adreste buluşalım denilir ve buluşulur, birçoğumuz dakik olmaya özen gösterirdi. Şimdi ise yok "Otobüs trafikte kaldı", "Uyanamadım!", "Yoldayım, geliyorum.." gibi bahaneler çıktı. Teknolojinin getirdiği güzellikler yanında baktık ki sosyal hayatımız ölüyor, ikisini birleştirip sosyal medyayı yarattık ve hayatımızın önemli bir parçası haline getirdik.
Sosyal medya dediğimiz şey hayatımızın ortasına o kadar hızlı yerleşti ki artık sadece Facebook ya da Twitter'dan oluşmuyor. Elimizdeki, her türlüsünden, mobil cihazlarla erişebildiğimiz, parçası olabildiğimiz her alan şu veya bu şekilde sosyal medya olarak tanımlanabilir. Bunun sonucu olarak da sosyal medya, gerçek hayatımızı etkilemeye, dahası değiştirmeye başladı.
Mesela, daha önce "Şeyh Kavramı Değişiyor (!)" makalemde yazdığım gibi teknoloji ve sosyal medya, bilgiye erişimi kolaylaştırdığı gibi paylaşımını da kolaylaştırıyor. Eskiden asniklopedilerden doğruluğundan emin olduğumuz gerekli bilgileri okur öğrenirdik, zaman zaman da radyo, tv, gazete veya dergilere başvururduk. Şimdi ise Google, Twitter, Facebook, Wikipedia ve benzeri çevrimiçi kaynaklarla çevriliyiz. Sürekli doğru ya da yanlış olduğundan emin olmadığımız bir bilgi bombardımanına maruz kalıp bunları süzmeye çalışmaktan beynimiz o kadar yoruluyor ki kimi uzmanlara göre alzheimer hastalığına davetiye çıkartıyoruz.
Başka bir örnek de ilişkilerimizdeki samimiyetin yavaş yavaş yok olmaya başlamasıdır. Nihayetinde görüntüyü ve sesi aktarabilirsiniz ama aşkı, sevgiyi kısaca ilişkinin özündeki ruhu ruhsuz makinelerle aktaramazsınız. Önemli günlerde, bayramlarda sevdiğiniz arkadaşlarımızı ziyaret edip mutluluklarına ortak olmanın yerini kuru sms ya da e-posta iletileri aldı. Görüntülü konuşma ile uzaktakileri ziyaretin yerini metalik telekonferanslar aldı. Duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için konuşmanın yerini sosyal mecralarda, en basitinden bir köy muhtarı edasıyla yazılmış tumturaklı "tweet"ler, "durum"lar aldı.
Yurtdışında yapılan bazı araştırmalar ve yayınlanan bazı makalelere göre sanal ortamlarda sosyalleşmeye çalışanların insani özelliklerinin zamanla köreleceği kaygıları dile getirilmekte. Hatta kimilerine göre böyle giderse tokalaşma ya da kucaklaşmayı tamamen unutacağız.
Tabii ki bunca eleştirimin yanında sosyal medyanın ve teknolojinin faydalarının aslında götürdüklerine göre kat kat fazla getiris, faydası olduğunu biliyorum. Farkındalığın artması ve doğru kullanımı ile sosyal medya ve teknoloji sayesinde doğru bilgiye hızlı ve zahmetsizce erişebiliyor, gerçek hayatta hiçbir zaman biraraya gelemeyeceğimiz insalarla görüşebiliyoruz. Benim eleştirim bu mecraların bir araç değil bir amaç olarak benimsenmesinde. Nitekim gidişat, hemen olmasa da uzun vadede tüm alışkanlıklarımızı yeniden şekillendirip özellikle basılı medya olmak üzere birçok iş kolunda değişikliklerin olacağını gösteriyor.
Sosyal medyanın yakında geleneksel medyayı tamamen bitireceği yönünde bir kanı olsa da bu iş kolları her zaman varlıklarını sürdürecektir. Bu illa ki medya hep aynı kalacak demek değildir ama baksanıza, şimdiden neredeyse her gazeteci, köşelerinde yazdıklarından fazlasını sosyal medyada yazıyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyor. Üstelik okuyucularının tepkisini anlık olarak görebiliyor, bir çeşit canlı tartışma ortamı yaratabiliyorlar. Yani kısaca her yenilikler birlikte alışkanlıklarımız değişiyor ve değişmeye devam edecek. Şimdilik bu değişimi şekillendirense sosyal medya ve teknoloji.
Size acizane ve kısa bir tavsiye: ara ara vücudumuzu toksinlerden arındırmak için yaptığımız detoks gibi sosyal medya ve teknolojik bağımlılıklarımızdan da arınalım. Örneğin haftada bir sosyal mecralardan ve teknolojiden uzaklaşın, duygularınızın körelmesine müsade etmeyin.
www.jrnayir.com
Twitter:nayir47