Son Haberler
25.05.2012 Cuma 15:50
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"ŞİKE OPERASYONU, TOPLUMSAL BARIŞI BOZABİLİR"
Türkiye Spor Yazarları ve Spor Kulübü Derneği Başkanı Esat Yılmaer, Hülya Okur'a konuştu. İşte çok yönlü röportajdan çarpıcı başlıklar: "Siyaset medyası, spor dünyasını kıskanıyor...Fenerbahçe, futbol ekonomisinin ana arteri...Aziz Yıldırım'ın hapse atılması doğru değil...Türkiye'de spor, siyasetin de, ekonominin de üstünde...." 18.07.2011 09:10

"Spor, özellikle futbolda hiç bir zaman o yuvarlak dünyanın etrafındaki dönüşünü tamamlayamıyor. Fakat burada güneşin de kabahati yok değil.  O yerinde duracak olsa, dünya görevini zaten yapacak. Güneşten kastım; yönetici, teknik adam, kurmay, yazar...sıfatında bulunanlar. Maç sahada bitiyor ama onların masasında devam ediyor. Lig bitiyor ama kupalar elden ele dolaşıyor. İşte bu nedenle Akl-ı selim olanlara duyduğumuz ihtiyaç artıyor.  Elde edilen galibiyetlerin ve kaybedilen müsabakaların ardından gözüm onun gibi dingin ve uysal insanları arardı her zaman. Çünkü bilirdim ki, onun dengesi, benim taşkınlığıma çare olurdu, bilirdim ki iki takım arasındaki köprü ayaklarında, basıncı azaltmak için bulunan bir mahmuz çıkıntısıydı kendisi, bilirdim ki mesleğinin mütehassısı olan insandan zarar gelmez, bilirdim ki kalbi ve aklı kararmış okumuş aydınlardan, herşeyi maddi ölçülerle açıklamaya çalışmamak gibi bir farkı vardı onun. Abartısız, zararsız ve ölçülü spor aşkı adına hiç tereddütsüz bir isimi konuk ettim haberx'e. İşte Esat Yılmaer sizlerle..."


HÜLYA OKUR- HABERX


“BASKETBOLU İLK AMERİKALILARLA OYNADIM”

İstanbul doğumlusunuz ama sizin en belirgin özelliğiniz Basketbol aşığı bir Galatasaraylı oluşunuz. Spordan önceki bilinç noktanız ne idi?

Çocukluğum çok keyifli ve çok neşeli idi. Çok pozitif düşünen bir insanımdır zaten. Çok yaramaz, hareketli bir çocuktuk. Çok küçük yaşlardan beri hayatım sporla geçti. Mahalle arasında futbol oynadım her çocuk gibi. Sonra basketbol potamız vardı, basketbolla orada tanıştım. Basketbol ile tanışmam ilginç. Esentepe’de, Gazeteciler sitesinde oturuyordum,  yanımda Amerikalıların bir peaksi vardı, onlar oraya bir basketbol sahası kurmuşlardı, 6-7 yaşlarındaydım, Amerikalı birisi, ”Hadi gelin, siz de oynayın” dedi. İşte o gün basketbol topunu elime aldım, orada oynamaya başladım, Amerikalılar ile birlikte. Sonra mahallemizde de, sporcu bir ağabeyimiz vardı, Beşiktaş’ta oynuyordu, Hurşit. Onun yönlendirmesiyle basketbola başladım. Hurşit, beni Beşiktaş genç takımına aldı. Okuldan çıkıp gece yarısına kadar top peşinde koştururdum. 

Basketbol sevgisi size, spor istihbarat şefliği yaparken de basketbol yazarlığı yaptıracak seviyedeydi. 19 yaşında dizinizden sakatlık yaşamamış olsaydınız,  spora dışarıdan değil içeriden katkı sağlamayı sürdürecektiniz belki de? 

Evet. Kopmadım ondan sonra. Spor gazeteciliğine devam ettim. Babam da gazeteci olduğu için gazeteciliğe merak saldım. Daha lise son sınıfta başladım stajyerliğe. Üniversite hayatında da hep gazetecilik devam etti. 1975’te başladım, türkhaberler ajansında. 1979’da Hürriyet’e geldim. 2010’a kadar Hürriyet’te çalıştım. 

“BİR KAÇ DİL BİLMEM, BENİM ŞANSIM OLDU”

Hürriyet Spor Müdürü, UEPS Yönetim Kurulu üyesi, AIPS Genel sekteri, FIBA medya komisyonu sekreteri ve en son TSYD Başkanlığı. Spor dünyasındaki adımlarınızı bu kadar büyüten şey ne oldu? 

Bir, sporu sevmem, sporun hep içinde olmam, ayrıca gazeteciliği çok sevmem. Gazetecilik sevilmeden yapılabilecek bir iş değil. Bir de insanlarla ilişkilerim çok olumlu ve pozitif olmuştur. Belki onun da katkısı oldu. Ayrıca ben şanslı bir adamdım, birkaç dil bildiğim için, spor gazeteciliğine başladığım dönemde yabancı dil bilen gazeteci sayısı çok fazla değildi. Dolayısıyla tüm uluslar arası büyük organizasyonlara hep ben gönderildim, o bir avantaj oldu. Ondan sonra bu tür görevler almaya başladım. Avrupa spor yazarlığı birliği yönetim kurulundan başlayıp, dünya spor yazarları birliğinin önce genel sekreter yardımcısı, genel sekreteri, şimdi de birinci başkan yardımcısıyım. FİBA ile olan ilişkilerim devam ediyor. Son dünya basketbol şampiyonasında medya direktörlüğünü yaptım. Hep sporun içinde geçti hayatım.

“ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERDE LOBİ EKSİKLİĞİMİZ VARDI”

Peki Dünya Spor Yazarları Birliğindeki konumunuzu bir Türk gazeteci olarak zorlaştıran durumlar var mıydı? Avrupa yazarları içinde gelişmişliği tam olarak yakalamış görünüyor  muyduk?

Kesinlikle. Türkiye’nin en önemli eksikliklerinden biri olarak, uluslar arası ilişkilerde lobi eksikliğimizi gördüm. Bütün uluslar arası ilişkilerde, meslek örgütlerinde ve spor kuruluşlarında tüm federasyonlarda Türklerin de olması gerektiğine inandığım için bu yola girdim. Orada kurduğum ilişkiler Avrupa spor yazarlarından, dünya spor yazarlarının iki numarasına kadar getirdi. Şu anda bir anlamda Türkiye’nin tanıtımı, Türk gazetecilerinin daha rahat bir koşullarda uluslar arası alanda çalışması için gayret gösteriyorum. Ben oradaki bir toplantıya gittiğimde, ‘Esat Yılmaer-Türkiye’ yazıyor, bu ülkemin adına çok önemli olacağı için uluslararası bu platforma yöneldim. Ve bu arenada 15 yıldır kesintisiz olarak görev yapıyorum. 

“BASKETBOLUN MEDYADA GENİŞ YER BULMASINDA KATKIM VAR”

Basketbol Yazarları Birliği içindesiniz aynı zamanda. 86 ülkenin spor yazarları arasından, Genel Sekreter Yardımcılığı görevine seçilmiştiniz. Basketbolun gündemde kalması çalışmalarının bugün sonuç veriyor olması nasıl bir duygu?

Çok keyifli. Ben basketbol yazarlığına başladığımda, Türkiye’de, basketbol yazıları o kadar geniş yer almazdı. Gazetelerde küçük sonuçlar girilirdi. O dönemde bayağı ciddi bir istatistikleri yakalama, maçları iyi takip etme, bütün basketbol dünyasını yakından izleme gibi bir misyon üstlendim ve bugün basketbol; gazetelerde, televizyonlarda biraz daha fazla geniş yer alıyorsa, bunda katkım olduğunu düşünüyorum, bu da beni çok mutlu ediyor. Çünkü basketbol, Türkiye’nin en başarılı futbol dallarından bir tanesi. Erkek milli takımlarımız, Avrupa’nın ilk beşinin içinde. Avrupa ikinciliğimiz, en son dünya ikinciliğimiz var. Bugün kadınlarımız da Avrupa ikinciliğine ulaştı. Kulüp takımlarımız, Avrupa kupalarında en tepe noktada. Efes Pilsen, Avrupa’nın ilk kupasını Türkiye’ye getirdi. Bunlar basketbolun son derece başarılı, Türk insanına uygun bir spor olduğunu gösteriyor. Bir de basketbol çok süratli bir oyun. Kola kol mücadele olduğu için seyretmesi çok keyifli olduğu için basketbol yazarlığına yöneldim. Tabi sadece basketbol yazarı olarak da kalmadım, çünkü iyi bir gazeteciyim, iyi bir spor yazarıyım. Bir spor yazarı, bütün spor dallarından fikir sahibi olmalı. 6 tane olimpiyat oyunu izledim. Bütün branşları izlemeye gayret ediyorum. Çok önemli sporcularla tanıştım, röportajlar yaptım, bunlar benim şanslarım oldu. 

“BASKETBOL, BİZLERDEN İYİ BİR GELİŞME YAKALADI.”, “BASKETBOLCULARIN EĞİTİM DÜZEYİ FUTBOLCULARA GÖRE YÜKSEK”

Basketbol Okulları Birliği tarafından "Basketbola Hizmet Ödülüne" layık görülmüştünüz. Neredeyse 35 yıllık bir basketbol yazarlığınız söz konusu. Basketbol bu 35 yıl içinde sizden daha mı çok gelişti?

Basketbol benden çok daha gelişti. Benim basketbol yazarlığına başladığım yıllarda, Türk basketbolu ile, tabiri caizse Edirne’den öteye pek çıkamazdık, milli takımımız pek başarılı olamazdı, bugün çok çok iyi basketbol yazarları var, basketbolcular var. Benim basketbol yazarlığına başladığım dönemlerde, bir Türk oyuncusunun NBA’de oynayacağını söyleseydi, rüya gibi gelirdi, oysa bugün 6 tane oyuncumuz oynuyor, NBA’e en çok oyuncu gönderen ülkelerden biriyiz, oyuncularımız, antrenörlerimiz çok başarılı. Demek ki basketbol, bizlerden iyi bir gelişme yakalamış. Basketbol insanının bir özelliği; dünyaya daha açıklar, daha fazla takip ediyorlar. Dolayısıyla basketbolda oynayanların eğitim düzeyi, futbol oynayanlardan yüksek olduğu için, basketbolun gelişme şansı biraz daha fazla.  

“TÜRK İNSANIN EKSİĞİ, SPORU İZLEMEYİ SEVİYOR AMA YAPMIYOR”, “TÜRKİYE’DE SPOR, SİYASETİN DE, EKONOMİNİN DE, HER ŞEYİN ÖNÜNDE”

Siz sporun ciddi bir iş kolu olduğunu belirtiyordunuz her zaman. Türklerin spora ilgisinin, gazetede ilk baktıkları yerin spor sayfası haline gelmesini nasıl açıkılıyoruz?

Türk insanı sporu seviyor. Hakikaten sporla yatıyor, sporla kalkıyor. Türkiye’de en çok konuşulanların başında, futbol geliyor. Gönülden bağlanıyor kulübüne, delice bir aşkla. Dünyada böyle bir taraftarlık örneğinin ülke sayısı, bir elin parmaklarını geçmez. Türk insanın önemli eksiği, sporu çok seviyor ama izlemeyi seviyor, spor yapmayı çok sevmiyor. Taraftarlık olgusunu üst düzeye çekiyor. Türkiye’de spor, siyasetin de, ekonominin de, her şeyin önünde geliyor. Bir anlamda, kulübüne bir din tutkusu içinde bağlı. Hiçbir şekilde kulübünden vazgeçmiyor, maçlarını ilgi ile izliyor. Türk insanı, spor tutkunu galiba. 

“SPOR GAZETECİLİĞİ, BİR UZMANLIK DALI OLMALI”

Bunu izleyici boyutunda bırakıyor olmasının altında belki de sizce, spor gazeteciliğinin bir uzmanlık dalı olmaması yatıyor.  Üniversitede spor yöneticiliği bölümünün yanında, spor gazeteciliği bölümünün de açılması gerektiğinin altını çizdiniz, yıllarca. Bunun yokluğunu en çok hangi bakımdan hissettiniz?

Gazetecilik artık araştırma, merak konusu, bir sevgi işi ama aynı zamanda uzmanlık alanı. Gazeteciler belli alanlarda uzmanlaşmışlar. Spor yazarlarının da kendi aralarında; futbol, basket, tenis gibi uzmanlık alanları var. Bir alanda uzman olan gazeteci, o alanın her şeyini bilmek durumunda. Spor gazeteciliği ise temel gazetecilik çerçevelerinden de çok farklı özellikler gösteren bir birim. Spor gazeteciliğinin de iletişim fakültelerinde geleceğin mesleği olarak okutulmasında yarar olduğunu bütün katıldığım seminerlerde söyledim. Nitekim bugün, bazı üniversiteler bunu programlarına aldılar. Ben, Haliç Üniversitesinde Beden Eğitim Spor Yüksek okulunda, ‘Spor medyası’, ‘Spor gazeteciliği’ dersi veriyorum. Geçtiğimiz yıl, Marmara üniversitesinde vermiştim. Özellikle iletişim fakültelerinin bu branşa da yer açması gerektiğini düşünüyorum. Spor bir uzmanlık dalı ve temelden bu bilgileri alarak yetişen genç gazeteci adayı, ileride çok daha rahat eder. 

“AZİZ YILDIRIM, ŞAMPİYONLUĞU YİTİRMENİN SIKINTISIYLA BANA SERZENİŞTE BULUNDU”

Peki siz bu fonksiyonel görevlerinizin içinde üzerine gitmediğiniz bir tabloyla karşılaştınız mı? Bir zamanlar Efes Pilsen’deki doping olaylarında medyanın neden bu konu üzerine gitmediğini Aziz Yıldırım sorguluyordu. Siz de gittiğinizi, araştırdığınızı söylüyordunuz. Kendi inancınız ve vicdanınız sebebiyle bunu yapmadığınız oldu mu? 

Hayır. Gazetecinin temel görevi, o sorunun üzerine gitmektir. Efes Pilsen’deki doping olayları, gazeteciler tarafından ortaya çıkartılmış ve son derece ayrıntılı bir biçimde irdelenmişti. Sporun içinde bu doping olaylarına sıkça rastlıyoruz. Bunların kiminde sporcuların bilinçsizliği var, kiminde yöneticilerin onları bu yola itmeleri var.  Sadece Türkiye’de değil, dünyada da baktığınızda bir sürü ünlü sporcuların ki, ceza aldılar, Marion Jones gibi önemli isimlerin bu yola girdiklerini görüyoruz. Uluslar arası olimpiyat komitesi, bu konuda son derece ciddi savaşıyorlar. Artık tetkikler çok daha kapsamlı yapılıyor, daha çabuk ortaya çıkarılıyor. Ben doping olaylarında Türkiye’deki spor basınının bunun üzerine gittiğini söyledim. Tabi Sayın Aziz Yıldırım, şampiyonluğu yitirmenin getirdiği sıkıntı ile böyle bir serzenişte bulundu ama kendisine;”Basının gereğini yaptığını ve perde arkasında yazarak ortaya çıkarttığımı, aksi taktirde olayın bu kadar büyümeyeceğini” söyledim ki, ondan sonraki görüşmemizde, kendisi bize haklı olduğumuzu iletti. 

“EN BÜYÜK İSTEĞİM, TÜRK FUTBOLCULARININ DÜNYANIN GÜÇLÜ TAKIMLARINDA YER ALMALARI”

Hürriyet Spor Müdürü iken bir çok ödüle layık görüldünüz. Yılın Spor Adamı, Olimpiyat Meşalesi ödülü gibi…Sizi bu ödüllerden ziyade en çok övünç noktasına taşıyan durumlar nelerdi?

Ödül almak keyifliydi. Meslek örgütleri ve spor camiasının yaptığınız çalışmaları değerlendirmesi ve ödüle layık görmesi keyifli ama asıl büyük ödül, sizi okuyanların, takip edenlerin taktir etmesi, kutlaması, size saygı göstermesi…Bir gazeteci için en büyük ödül, yazılarınızın okunması, sözlerinizin dinlenmesidir. Türk futbolu adına ise gurur duyacağımız çok sahneler oldu. Şenol Güneş ile ulaştığımız dünya üçüncülüğü, Fatih Terim ve Mustafa Denizli ile elde ettiğimiz başarılar, Galatasaray’ımızın başarısı, milli takımımızın başarısı…Mesela benim en büyük isteğim, Türk futbolcularının gidip, dünyanın en güçlü takımlarında yer almaları, yüzde yüz yerli olan Tugay’ın uzun yıllar İngiltere’de Türk futbolunu temsil etmesi benim çok gururlandıran olaylardan bir tanesidir. Şimdi Real Madrid’te oynayan 3 oyuncumuz var, bunların çoğunun Almanya’da yetişmiş olması, belki biraz içimizi buruyor ama ikisi Türk milli takımında oynayan oyuncular. Türk sporcularının, uluslar arası arenada başarılı olmaları bana  inanılmaz gurur veriyor. Olimpiyatta kürsüye çıkıp madalya alan bir halterci bana çok gurur veriyor, aynı şekilde NBA’de başaralı olmuş, Hidayet, Mehmet Okur, Ersan…hepsi bana ayrı gurur veriyor. En son, Enes Kanter denen, 19 yaşındaki bir gencimizin üçüncü sıradan NBA’e seçilmesi ki bu çok kolay bir şey değildir, Türk sporunun önemli gurur kaynaklarından bir tanesidir. Yurt dışına çıkıp, ülkesini temsil eden her sporu adamı bana fazlasıyla gurur verir. 

“FENERBAHÇE CİDDİ BİR SPOR KULÜBÜ”

Burada Fenerbahçe’nin farkını ve katkısını yadsımamak ve değinmek gerekiyor sanki Fenerbahçe ciddi anlamda bir spor kulübü. Geride bıraktığımız sezona baktığımızda, 5’i bir yerde yaptılar. Sonra yaşanan olayla bir hayli üzücü ama Fenerbahçe’nin her branşta şampiyon olmasının yanında, masa tenisinde, kürek’te, atletizm’de, boks’ta, hepsinde de başa güreşiyor. Bu Fenerbahçe’nin ciddi bir spor kulübü olduğunu gösteriyor. 

“BİZ, FUTBOL YAZARLARI DEĞİL SPOR YAZARLARI DERNEĞİYİZ”

Peki TSYD’nin Türkiye’de rağbet görmeyen spor dallarını ülkemize kazandırmak gibi girişimleri var mı? Benim bildiğim Türk golfüne desteğiniz olmuştu. 

Biz adımız üzerine Türkiye Futbol yazarları değil, Türkiye spor yazarları derneğiyiz. Yani sporun bütün dalları ile ilgiliyiz. Sporun bütün branşlarının Türkiye’nin içinde ve dışında tanıtılması için ciddi çalışmalar yapıyoruz. Örnek olarak, Erzurum kış üniversite oyunlarında, bütün basın operasyonunu derneğimiz yürüttü. Akreditasyondan tutun, bilgi akışına, yabancı gazetecilere enformasyona kadar, aynı zamanda 23 Temmuz’da Trabzon’da başlayacak, Avrupa gençlik oyunları için gene derneğimiz ciddi bir çalışma içinde. Ayrıca çok bilinmeyen spor dallarının federasyonu ile ortak yaptığımız eğitim çalışmalarında, genç gazeteci arkadaşlarımıza o spor dallarının özelliklerini öğreten seminerler düzenliyoruz, uluslar arası müsabakalara gönderiyoruz, böylece hem öğrendiklerini uygulama hem de bir ödüllendirme gibi oluyor. 

“MAÇLARDA KİME NE GÖREV VERİLDİĞİNİ ÖĞRENEREK YAZIYORUM VE KİMSEYE HAKSIZLIK YAPMIYORUM”

“Tarihi ders” başlıklı yazınızda, futbolda hedefe ulaşmanın temel şartını kararlılık ve disiplin içinde mücadele etmek, olarak belirtmiştiniz. Mücadele yapısını, alınacak tarihi dersler yerine, alınamayan tarihi dersler neden belirliyor?

Takım sporları içinde beraber mücadele etmenin şart olduğunu anlatan bir yazıydı bu. Çünkü bizim temel eksikliğimiz, bazen bireyselliği çok seviyoruz, bir kişiyi kahraman yapıp, onu yüceltmeyi, diğerinin emeğini belki göz ardı edebiliyoruz. Onun için ben başarıya giden yolun, bir takım olgusu içinde, beraber  mücadele ile geçtiğine inananlardanım. Elbette ki birisinin üstün performansı, o maçın kaderini değiştirir ama o üstün performansa çıkarken, diğer arkadaşlar da mutlaka yardımcı olmuşlardır. Onların çabası ve emeği takım sporlarında bir kenara itilmemelidir. Çok ilginç bir örnek vereyim: Basketbol yazarlığım sırasında, o dönemin çok iyi oyuncularından bir tanesi olan Levent Topsakal, bir önemli maçta, ortalama 20-25 sayı ile oynamasına rağmen, o gün 10 sayıda kalmıştı, ben de o günkü yazımda, ‘Levent de skora fazla katkı yapamadı’ gibi bir cümle kullanmıştım. Ertesi gün Levent ile karşılaştığımda bana dedi ki:”Yazını okudum, çok güzel ama o gün bana antrenörümün bana ne görev verdiğini biliyor musun? o gün karşımda İbrahim oynuyordu, İbrahim de benim gibi 20-25 sayı atanlardan bir tanesi, antrenörüm bana dedi ki, İbrahim’i 10 sayının altında tut, istiyorsan hiç sayı atma!, kaç sayı atmış, 9. Ben demek ki bana verilen görevi tutmuşum, artı bir de 10 sayı atmışım” Çok doğru, dedim. Ve o günden sonra  yazacağım yazıları, maçlardan önce teknik adamlara gidip, kime ne görev verdiklerini öğrenerek yazmaya çalıştım. Böylece takım yapısı için herkesin görevinin ne olduğunu anlayarak yazınca çok daha keyifli, anlaşılır yazılar çıktı, böylece de kimseye haksızlık etmemiş oldum. 

‘Silah Farkı’ başlıklı yazınızda ise, “Önemli oyunlarda sonucu o takımın silahları belirler.” diyordunuz. Sizce büyük takımların büyük silahları neler?

Biraz önce takım olgusu içinde bazılarının öne çıktığını vurguladım. Kaliteli, yetenekli oyuncular, özellikle basketbol oyununun gidişini bir anda değiştirip, takımın lehine çeviriyorlar. Dolayısıyla bunlar onların silahları. O silahları iyi kullanmakta; hem teknik adamın hem de bütün takım arkadaşlarının ortak becerisi oluyor yani gerektiği anda topu ona verip, atışı onun yapmasını sağlamak, müsait bir pozisyonda topu onunla buluşturmak, o silahın ortaya çıkmasına yol açar. Yıldız dediğimiz oyuncular, çok büyük baskı altında kalsalar dahi çok kritik anlarda, o yeteneklerini kullanarak yaptıkları bir hareketle maçın gidişini değiştirebiliriz. 

Fenerbahçe’de Alex  diyebiliriz sanıyorum

Çok fazla var. Alex var, Galatasaray için Arda var, Beşiktaş için Qairzma var, Basketbolda çok fazla var. Hidayet’i, Ersan’ı, Semih’i, Ömer’i…saymakla bitmez. Bunlar kendi takımlarında da aynı şeyi yaparlar. Yıldız oyuncu, takımı sıkıntıya düştüğü anda sorumluluğu üstlenip, sıkıntının atlatılmasını sağlayan yetenekli isimdir. Bunun için de çok büyük paralar alırlar.  

“BİZ HAKEMLERİ HATA YAPMAYA ZORLUYORUZ”

 “Forma giymiş hakemler” tabiri size ait. Şike skandalı olmaksızın bugüne kadar her maçta suçlanan günah keçileridir hakemler. Sizin onların üzerindeki zanlarınız ve kanaatlerinizde bir değişim oldu mu?

Hayır. Hakemler dünyanın en zor işini yapıyorlar ve maalesef biz hem futbolda hem basketbolda hakemlerimizi, gereksiz bir baskı altına sokuyoruz. O maça atandıklarını bildiğimiz andan itibaren hakemlerimizi baskı altına alıp hata yapmaya zorluyoruz. Oysa aynı hakemler, yurt dışına çıkıp, maç yönetmeye gittiklerinde son derece başarılı oluyorlar. Ama hata yapar mıyım? tedirginliği ile çıktıkları maçta olmayacak hataları yapıyorlar, çünkü üzerlerinde ciddi bir baskı oluşuyor. Bu baskının oluşmasında kulüp yöneticilerinin, taraftarların yanında biz medyanın da rolü var çünkü ‘Şu maçta şunu yönetmişti, şu maçta şu hatayı yazmıştı’ gibi yazılar yazarak, maçlara tedirgin çıkmalarına yol açıyoruz. Dolayısıyla hakemlerimizin dürüstlüklerine, hiçbir olaya karışmadıklarına tüm kalbimle inanıyorum. Geçmişte zaman zaman yaşanmıştır ama günümüzde böyle olaylar yok, artık hakemlerimiz de Avrupa’da yönettikleri maçlarla bunu kanıtlıyorlar. Cüneyt Çakır’ın elit hakem kategorisine yükselmesinde ve diğer başarılı FİFA hakemlerimizin de Avrupa kupalarında maç yönetmeleri bunun açık kanıtı. 

“BU OPERASYONUN AMACI, AYAĞINIZI DENK ALIN DEMEK”

Türk futbolunun en önemli isimleri şike soruşturması kapsamında gözaltına alınıp, tutuklanırken bundan sonra neler yaşanacağı konusunda sporseverlerin meraklı bekleyişleri var. Sizin bekleyişinizde neleri bulmak mümkün?

Türk futbolu çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Geçmişte, şike ve teşvik primi iddiaları ayyuka çıkmıştı hatta bir iki maçta şikeler yakalandı, belgelendi ama o dönemde bir yaptırımı olmadığı için ceza uygulanamadı. 14 Nisan tarihinde çıkan yeni yasayla şike ve teşvik priminin suç olduğunu kabul ettik. Geçen sezon sonu başlayan dedikodularla bu yasa çerçevesinde emniyet güçleri ve savcılar tarafından sorgulanmaya ve soruşturulmaya başlandı. Ortaya atılan iddialarda, telefon dinlemeleri ve takiplerle bir takım bulgulara ulaşıldı. Bu işin soruşturulması gerektiği ortaya çıktı. Ancak baktığınız zaman hepsi iddia düzeyinde, kanıtlanmış hiçbir şey yok. Suç ispatlanana kadar masumiyet karinesi vardır ama suça karışmış kişiler varsa, yasanın gereği en ağır biçimde cezalandırılacaklardır. Ama ne oranda suçlular bilmiyoruz. Belki geçmişten gelen alışkanlıklarla bir takım yanlış davranışlara soyunmuş kişiler olabilir ama bunlar iddia düzeyinde de kalabilir. Ki zaman zaman futbolun içinde bu tür geyikler hep olmuştur. Bu işin sonucunu beklemek lazımdır. Burada güzel olan bir şey, bu da Türk futbolu için bir milat oluşudur. 14 Nisan’da çıkan bu yasa ile birlikte, bugün gelinen aşamada, artık kimsenin bu işin şakasını bile yapmaya kalkmayacağına inanıyorum. Bu operasyonun amacı bir anlamda da bu, “Bakın yasa çıktı ayağınızı denk alın demek”

“FENERBAHÇE, HER BRANŞTA ÖRNEK BİR KULÜP OLMUŞTUR.”

Burada ilk kez olduğu için bir takım yanlış uygulamalar da var. Daha işin sonucuna varılmadan, özellikle emniyet tutanaklarının basına sızması, insanların yargı tarafından suçları eksinleşmediği halde, sanki suçluymuş gibi ilan edilmeleri ve suçlu muameleleri görmeleri insanı üzüyor. Şimdi Aziz Yıldırım’ın düştüğü duruma bakın, 13 yıl bu kulübe, Türk sporuna fazlasıyla hizmet etmiş bir kişi. 

“AZİZ YILDIRIM’I HAPİSE ATMAK DOĞRU GELMEDİ BANA”

Fenerbahçe, her branşta örnek bir kulüp olmuştur. Bu noktaya gelmesinde Aziz Yıldırım’ın önemli bir payı var. Hırsı, aklının önüne geçip bir takım hatalı davranışlarda bulunmuş olsa bile, suçu kesinleşmeden suçlu gibi ilan edilmemesi gerekirdi diye düşünüyorum. Sağlık sorunları olan bir insan. Yurt dışına kaçması söz konusu olmayan bir insanı soruşturma süresince, sağlık sorunu da göz ardı edip hapislere atmak çok doğru gelmedi bana. 

“OPERASYON, TOPLUMSAL BARIŞI BOZABİLİR”

İşin sportif ve insani tarafını düşünüyorum. Spor; bir yandan da insanları birbirlerine yaklaştıran, barışı gerçekleştiren bir unsur. Bunun için de düşmanlıkları sergilemek, spor dünyasına yakışmıyor. Bu operasyonun bu noktaya gelişinden çok korkuyorum, toplumsal barışı bozma açısından bir takım sıkıntılar getirebilir. Bursa ile Beşiktaş arasındaki gerilim, geçtiğimiz yıl neye patladı? Trabzon ile Fenerbahçe arasında yeni bir gerilim ortaya çıkarsa bunun sorumlusu kim olacak? Bugün iki tarafından da taraftarları, ‘Trabzon buraya nasıl gelecek, Fener buraya nasıl gelecek?’ diye bağırıyorlar. Bu konulara da çok dikkat etmek lazım, kaç yapıyım derken, göz çıkartmamak lazım. 

“ERGENEKONDA İÇERİ ALINANLARIN ETKİSİ SPORDA İÇERİ ALINANLAR KADAR OLMADI”

Şike ve şiddeti önleme kanunu, maalesef şiddete yol açıyor….

Bu spor dünyasının tepkileri de farklı oluyor. Ergenekon soruşturmasında, askerler, gazeteciler içeri alınırken tepkiler neydi, birkaç spor yöneticisi içeri alınırken tepkiler ne oldu? Bu da Türkiye’de sporun gücünün ne olduğunun göstergesi. 

“ERGENEKON, AKP'NİN SİYASİ BİR MANEVRASI.”

Ergenekon dediniz de…. Ertuğrul Özkök, Hürriyet'in künyesinde bir Ergenekon anketi yapmıştı. Önünüze bazı şıklar konuluyor, 1-Dava sürecinde her şey hukuk içinde işliyor. 2- Devlette çeteleşme var ama, bazı kişileri de gözdağı vermek için davaya dahil ediyorlar. 3- Bu dava tamamen AKP’nin siyasi bir manevrası.   Sizin şıkkınız, ‘AKP’nin siyasi bir manevrası’ idi. Bu düşünceden sizin bir manevranız oldu mu?

Hemen hemen aynı şeyleri düşünüyorum. Ergenekon AKP'nin siyasi bir manevrası.

“DELİLLERİ KARARTMASIN DİYE TUTUKLU BULUNAN İNSANLARI, SUÇLUYMUŞ GİBİ ALGILIYORUZ”

Ergenekon’daki ilerleme şikeye de yansır mı? Birbirlerini nasıl tetiklemiş olabilirler?

Çok benzer koşullarda yürüyor. Savcılık iddianameleri hazırlanıyor, emniyet iddianameleri hazırlanıyor, iddianameler sonunda bir takım insanlar göz altına alınıyor ama yargı süreci bir türlü çabuk işlemiyor ve uzuyor. İnsanlar bir dönem, belki de suçsuz yere hapislerde kalıyorlar. Dolayısıyla burada bir yanlışlık var gibi geliyor bana. Bir de toplumsal algı olarak mahkeme süreci devam ederken, muhtemel delilleri karartmaması için tutuklanan insanları, biz, toplumda peşinen suçluymuş gibi algılıyoruz. Bu insanların kamuoyu önündeki kişiliklerinin algılanmasında da bir takım sıkıntılar doğuruyor. İnsanların kişisel haklarına da bir saldırıymış gibi geliyor.  Buna biz medyanın da çok dikkat etmesi lazım. Kamuoyunun da algısını bu türde yapması lazım.

“ŞİKE OLAYININ İÇİNE SPOR YAZARLARINI DA ÇEKMEYE ÇALIŞTILAR”

Yargı yargısız infazda bulunuyor ama bunu medya da fazlasıyla yapıyor gibi. Fenerbahçe’nin bu konuda itirazları var. Sizce spor gazetecileri ya da yazarları gereken tavrı ve tutumu gösterebilmişler midir?

Bizim tepkimiz de var bu olaya. Bu şike soruşturması kapsamında göz altılar başladıktan sonra polis, kendisine yakın gördüğü adliye muhabirlerine sızdırdı. Bu bilgilerin ışığında spor yazarları, spor gazetecileri daha deneyimli oldukları için daha temkinli kalıp, aşırı yorum yapmaktan kaçınırlarken, sporun uzağında olan bir takım meslektaşlarımız, spor yazarlarını da suçlayarak bir takım açıklamalar yaptılar:”Bunlar suçludur, bunlar çete kurdular, bunların içinde spor medyası da var, birbirlerinden besleniyor zaten hep iç içeler” gibi televizyonlara çıkıp yorum yapanlar oldu, biz de dernek olarak bir tepki bildirisi yayınladık ama bu insanlar spor dünyasının, sporun özelliklerini bilmeden, yaptıkları yanlış yorumların içine spor medyasını da çektiler. Doğrudur, spor medyası, spor yöneticileri ile sporcularla çok iç içedir. Biz zaten dost bir camiayız, herkes birbirini tanır, rakip takımlar bile zaman zaman bir araya gelir, sohbetler yapılır, gazeteciler de bu sohbetlerden haber çıkartmak için oralarda olurlar. Biz, gazetecisiyle, sporcusuyla, hakemiyle, hep aynı dünyanın içinde, çok fazla karşılaşan, çok fazla birlikte olan insanlarız. Mesela maçlara hep beraber aynı uçakla gideriz, giderken de, maç beklenirken de birlikte yemek yenir. Bunlar sporun içindeki doğlalıklardır. O işleri spor medyası ile birlikte çeviriyorlar gibi algılayıp göstermek de son derece yanlış. 

“SİYASET MEDYASI, SPOR DÜNYASINI KISKANIYOR”

Siyaset medyası yapıyor bunu sanki?

Tabi ki onlar yapıyor. Çünkü onlar spor dünyasını, sporu kıskanıyorlar. Spor dünyası çok popüler, spor yazarı hepsinden daha fazla popüler, spor yazarı hepsinden çok daha fazla ziyaret eden, dünyayı çok daha fazla gezen gazeteciler. Onlar bunu yapamadıkları için, ‘Hah şimdi yakaladık, spora vuralım’ düşüncesi içinde. 

“SPOR MEDYASINDA TARAFTARLIK OLGUSU VAR”

Spor medyası niye konuşmuyor, niye susuyor? Onlar da bu işin içinde? Oysa spor medyası en sağlıklı yorumları yapıyor. Diyor ki:”Bekleyin şu işi bitsin” Spor medyasında bir taraftarlık olgusu var, insanlar birbirini kızdırmak için rakibi kızdırmak için takılırlar, şaka yaparlar, “Bu maçı da aldınız hadi” diye şaka da yaparlar, bunlar teknik takibe takılmış, birliktelermiş gibi algılanmış olabilir. Bunu bilmek lazım. Böyle bir olgunun olduğunu bilmek lazım. 

“SPOR CAMİASINI BİRBİRİNE DÜŞÜREMEZLER”

Spor camiasının uzağında olan insanlar, bilgi sahibi olmadan, fikir sahibiymiş gibi ortalığı karıştırıyorlar. Spor camiasını birbirine düşüremezler çünkü biz gerektiğinde kendi yağımızla kavruluruz ama gerektiğinde birbirimize öyle bir kenetleniriz ki, bugün olduğu gibi, onlara gereken cevabı her zaman veririz.

“GALATASARAY’IN YAPTIĞI EN ÖNEMLİ ŞEY, FATİH TERİM’İ GETİRMEK OLDU”

Habertürkteki köşenizde, Galatasaray’ı, dibe vuruş deyimiyle anlatmış, geçmişteki başarıları nedeniyle hala kredisi olan bir tüccara benzetmiştiniz. Yeni yönetim, şaşırtıcı transferler, Galatasaray’ın bir dip balığı olarak kalacağının mı, kalmayacağının mı işareti?

Galatasaray geçtiğimiz sezon düştüğü noktaya bir daha asla düşmez diye düşünüyorum. Geçtiğimiz sezon, yönetimin içinde kopukluklar, dağınıklıklar, zaten kötü olan takıma da yansıdı, teknik direktörle bir türlü uyum sağlanamayınca olay dibe vurdu. Şimdi Galatasaray’ın yeni yönetimi var. Beklenen transferler çok iddialı geldiler. Beklenen transferleri yaptıkları şu an için söylenemez ama yaptıkları en önemli olay, Galatasaray’ı çok üstün başarılara taşımış, Galatasaray’ı çok iyi bilen, Galatasaray taraftarının saygı duyduğu Fatih Terim’i bu işin başına getirdiler. Fatih Terim’in olduğu yerde, geçtiğimiz sene yaşanan disiplinsizlikler, sorumsuzluklar yaşanmaz. 

“GALATASARAY, ŞAMPİYON OLUR MU BİLMEM AMA ÜST SIRALARA ÇIKACAKTIR”

Galatasaray, geçtiğimiz yıldan çok daha yukarılara çıkacaktır. Bu kadar kaybetmeye alışmış, kazanmayı unutmuş, kendi özgüvenini yitirmiş bir takıma yeniden özgüven yüklemek de çok kolay bir iş değil. Yeniden bir takım kurmak da çok kolay değil. Fatih Terim’in işi de o kadar kolay değil. Mutlaka zamana ihtiyacı olacaktır. Onun sağlayacağı disiplin, takıma vereceği özgüven ile ben Galatasaray’ın yeniden üst sıralar için mücadele edeceğini düşünüyorum. Şampiyon olup olmayacağı soru işareti ama yeni transfer yapıp, onları da birbirine kaynaştırmak için bir süreye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

“FATİH TERİM, 2000 RUHUNU GERİ GETİRİR”

Fatih Terim, “Şu anda önemli görevim, 2000 ruhunu geri getirmek” demişti. Bunun için uygulayacağı oyun politikası ne olmalı?

2000 ruhunu getirecektir Fatih Terim geriye. Mutlaka temel ilkesi, her zaman disiplin ve çok çalışmaktır, özgüvendir. Bu üç öğe bir araya geldiği vakit, yolun yarısını aşmış olursunuz. İnanç da girdiğinde devreye ki Türk futbolunda başarının büyük bölümü motivasyondan geçer, yani teknik taktiğin yanı sıra, Fatih Hoca da o konuda ciddi bir uzmandır, dolayısıyla bu işi başarır.

“GALATASARAY BAŞKANININ YAPTIĞI AÇIKLAMAYI PEK ŞIK BULMADIM”

Galatasaray’ı, başarısızlığa değil ama kafa karışıklığına götüren bir olay var. GS’liler, FB’lileri Topuk yaylasından uğurladılar…Galatasaray Başkanı camiasına önce  , "Olayların dışında kalın, konuşmayın, kimseyi tahrik etmeyin.” dedi, ardından, "Galatasaray Kongresi'nde kulübümüzün adını lekelemedikleri için eski başkanlarımıza teşekkür ediyorum" diyerek, bir nevi 'Bazı başkanlar var, kulüplerinin adını lekeliyorlar' demek istedi. Sonra TFF’nin açıklamasından sonra, ''Bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz''  diyerek tepki gösterdi.  

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir çekişme, rekabet var. Zaman zaman çok dost gibi görünseler bile birbirlerini çekemediklerini hepimiz biliyoruz. Ben Galatasaray Başkanının yaptığı açıklamayı pek şık bulmadım. Çünkü bir gün önce Galatasaray’ın ikinci Başkanı Ali Dürüst, guruplar birliği toplantısında, “Federasyonun alacağı her türlü kararın arkasındayız” dedikten sonra, bir gün sonra o açıklamanın gelmesi, kafalarda soru işareti bıraktı. 

“HERKES BİRBİRİNİN KUYRUĞUNDAN ÇEKERSE, TÜRK FUTBOLUNUN MARKA DEĞERİ DÜŞER”

Şu güne baktığımız vakit, Türk futbolunun bu kaostan çıkması için inanılmaz bir birlik-beraberliğe ihtiyacı var. Aksi taktirde herkes birbirinin kuyruğundan çekerse, marka değerini yükselttiğimiz Türk futbolu, Avrupa’da başarıya imza atan Türki futbolu baş aşağı, eski karanlık günlere doğru gider. Bu kaostan ve bu kötü imajdan sıyrılmak için de futbolun içindeki tüm kötü unsurların bir araya gelip, ortak bir çözüm üretmesi gerekiyor. Bu dönemde; söylenecek her söze, verilecek her demece, yapılacak her yoruma çok dikkat etmek lazım, yeni gerilimler, yeni düşmanlıklar yaratma zamanı değil. Tam tersine bu musibetten bir ders çıkartıp, futbolu el birliği ile bir yere getirme zamanı. 

“FENERBAHÇE SÜPER LİGTE OLMAZSA O LİGİN YAYIN DEĞERİ, SEYİRCİ POTANSİYELİ DÜŞER”

Peki TFF’nin kararı; Türk futbolunun marka değerini düşürmemek için mi, Fenerbahçe’yi gerçekten ligte görmek istemelerinden mi, yoksa yaşayabilecekleri ekonomik kayıptan mı?

Hepsi birden. Olayı tek tek düşünemezsiniz. Olayı bütün olarak değerlendirmek, resmin tamamına bakmak lazım. Federasyon “Elimde yeteri kadar delil yok, kanaati veremiyorum, bu insanlar suçlu mu, suçsuz mu bilemiyorum, suçsuz yere ben insanları cezalandırırsam, ileride ne yaparım?” diyor. “Şimdi böyle başlayıp, ileride suçlarını sabit görürsem o zaman gerekli cezaları veririm”diyor. Baktığınız vakit, Fenerbahçe, Türk futbolunun önder kulüplerinden bir tanesi. Futbol ekonomisinin ana arterlerinden bir tanesi. Fenerbahçesiz bir süper ligin; yayın değeri düşecek, reklam değeri düşecek, seyirci potansiyeli düşecek, bu da ciddi ekonomik kayıplar demek. Kim bunu göze alabilir? Dolayısıyla bu süreci beklemek ve değerlendirmek işin en doğrusu. 

“FENERBAHÇE SEVGİSİ, AZİZ YILDIRIM’IN AKIL TUTULMASINA GİRMESİNE YOL AÇMIŞ OLABİLİR”

Sadri Şener için başta uygulanan kelafet durumu sağlık durumları göz önünde bulundurularak, Aziz Yıldırım’a da uygulanamaz mıydı?  

Bence insani olarak yapılmalıydı. 

Peki Aziz Yıldırım’ın kendi küpüne zarar verdiğini düşünüyor musunuz, hataları var ise bunlar kişisel zaaflarından mı?

Mutlaka Sayın Yıldırım, kulübünü çok seven, sporu çok seven, gerçekten spora hizmete eden bir yönetici tipi ama zaman zaman davranışları ile çevresini kırdığını, çevresine ters düştüğünü biliyoruz. O davranışları belki onu bu noktaya getirdi. 

“BEN, AZİZ YILDIRIM’IN BU TÜR İLİŞKİLER İÇİNE GİRECEĞİNE İNANMIYORUM”

Aziz Yıldırım’ı seven kadar sevmeyeni de çok fazla. Bir takım uygulamalarıyla basınla, bizlerle de ters düştüğü oldu, birbirimize bildiriler yayınladığımız da bir gerçek ama belki Fenerbahçe sevgisi, onun akıl tutulmasına girmesine yol açmıştır diye düşünüyorum ama ben bir Başkanın bu tür ilişkiler içine girip, bunları yapacağına da pek ihtimal vermiyorum. Bekleyip görmek en doğrusu. Her şey soruşturma altında, en ince ayrıntısına kadar değerlendiriliyor. Gerçek bir gün nasıl olsa ortaya çıkacak. Futbol dünyası çok büyük bir camia, her camiada olduğu gibi bir takım yanlış insanlar da olabilir. Ne yaparsınız, sandık içindeki çürük elmaları ayırıp yola devam edersiniz, belki bu operasyon bunu da gerçekleştirecek. 

hulyaokur@haberx.com

 

YORUMLARINIZ
S.KESKİN - 27.07.2011 10:41
Türkiye dünya kupasına giremiyorsa,çeyrek finalda oynayamıyorsa,bütün olumsuzluklar satılmış şikeli maçlar yüzündendir.Şikeli maçlara para verilerek seyredilmiş veya halk kitleleri ekranlara kitlenmiş şikeli maçlar seyredilerek halk ahmak yerine konmuştur.Yani aldatılmıştır.
sedat - 25.07.2011 12:00
yani esat bey ŞİKE OLSADA OPERASYON OLMASINMI diyorsunuz..
Türkiyede futbol bir tekel halindedir.
Spor demiyeceğim.İnsanları ekranların karşısına YAPIŞTIRAN BİR ŞEY SPOR OLAMAZ.
Ve Türkiyedeki her kurum gibi kanunsuzluklar bu grup için de geçerli olabilir.
Eğer şike varsa bunda ligden düşen klüplerin ne günahı var..
ŞEFFAFLIK BAY BAŞKAN ŞEFFAFLIK..
CİDDİ bilgi ve belgeler olmasa bu denli bir soruşturma ve oparasyon yapılmazdı..
KISACA DUMAN VARSA ATEŞ OLMASI MUHTEMELDİR.
Erdem Yigit - 19.07.2011 01:33
Eyi valla,topliumsal baris bozulmasin diye bütün pisliklere devam.Kulüplerin mafyayla isbirligi,sike vs.sagliyorsa toplumsal barisi yandi gülüm keten helva...
Ayip denen birsey var.Halkin ve taraftarin bilmedigi hicbirsey kalmamali,hersey saydam olmali.Basbakan Erdogan kararli,bütün kurumlardaki pislikleri temizleyecek,sagolsun.Sizin gibi düsünenler de tarih olacak,en kötüsünden.
a.k - 18.07.2011 23:57
ülkemizde adina spor denilip yapilmak istenilenlerin spora katkisinin olmadigi ve buna spor denilmiyecegini biz cok önceden anlamistik.takimlar arasindaki ucurum ekonomik adaletsizlik tabiki anadolu takimlarini üc büyük denilen takimlara piyon kiliyordu düzen öyle kurulmustu isleyip gidiyordu.sahsen ben spor dan iyice sogumustum zevk alabildigim bir mac kalmamisti.bu böyle olmamaliydi.adalet bu degildi parasi olanin düdügü istedigi caldirdigi bir ligi siz izleyin ben kararimi verdim zaten.
Gurbetci okur - 18.07.2011 22:15
Esat bey'e birsey derdim ama editor yayimlamaz yorumumu. O yuzden sadece "hadi oradan" diyorum..
A ZURNACI - 18.07.2011 16:32
Bu zihniyet çok tehlikeli. Ergenekonda da aynı. Herşeyi yap, sonra hesaba gelince yok. Bu milleti koyun gibi görenlerden bu. Belli oluyor. Hata yapan cezasını çeksin. Kim olursa olsun...
E.D.T. - 18.07.2011 14:10
O ZAMAN TOPLUMSAL BARIŞ BOZULACAKSA LİGLER OYNANMASIN VE PARASSI ÇOK OLAN KULÜPLER PARALARINA GÖRE SIRALANSIN VE AVRUPA LİGLERİNHE BİLDİRİLSİN ADALETİ GERÇEKLEŞTİRMEK O BARIŞI BOZUYORSA VARSIN BOZSUN SİZİN YORUMLARINIZIN ALTINDA ŞU YATIYOR DİREK DEĞİL DOLAYLI SÖYLÜYORSUNUZ FENER BEŞİKTAŞ VE ŞKE YAPANLAR LİGDEN DÜŞÜRÜLMESİN CEZA VERİLMESİN BU ZENGİNİ KORUMA FAKİRİ EZME MANTIĞIDIR TUTTUĞUM TAKIMDA OLSA ŞİKE YAPTI İSE CEZASINI GÖRSÜN VE KEYİFLİ BİR LİG İZLEYELİM VEOLAYI TOPLUMSAL BARIŞIN BOZULMASI NOKTASINA GETİRMEK ŞİKEYE DEVAM DEMEKTİR
yorumcu - 18.07.2011 13:42
eee ne yani bunlara herşey mubah mı olmalı?ne kadar yanlı muğlak laflar"yıldırımın suçlu olduğuna inanmıyorum"...ula sen kimsin?bi sussanız,yargının kararını bi bekleseniz.bu savcılar-hakimler aklını peynir-ekmekle mi yedi.el yordamıyla mı iş yapıyorlar.bunlar hiç mi iş bilmezler?bi akıllı senmisin.yeter artık yaaa.susun ki adam sanalım sizi.yada maskenizi indirin hepiniz.asıl yüzünüzü görelim gayri....
MEHMET ALİ GÜVENÇ - 18.07.2011 11:06
ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.3 TEMMUZ DAN BERİ İLK DEFA AKIL TUTULMASI OLMAYAN ,KİNDARLIK YAPMAYAN,BİR YORUM OKUDUM.NE OLUR HERKES SİZİN GİBİ AKLI SELİM İÇİNDE OLSA.RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER SÖZÜ NE GUZELMİŞ MEĞER.TEKRAR TEKRAR TEŞEKKÜR EDERİM.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1