İnsan hâlidir bu, bazen ruhunuzda bir Nuh Tufanı kopar...
İçinizdeki velvele, bedeninizde zelzele yaratır ve var vücûdunuzu titretir... Duygularınız kabarır dalgalara dönüşür, gemleyemezseniz, tsunami olur yıkar geçer iç dünyanızı...
Şahsî meselelerinizle boğuşuyorsunuz zaten. Bir de ülke ve millet meseleleri çöker omuzlarınıza...
Bana ne be deyip geçemezsiniz!
Kendinizi, aidiyetini taşıdığınız milletinizden, altmış yıla yakındır yükünü taşıdığınız vatanınızın dertlerinden soyutlayamazsınız...
Zor zamanlar yazısı da böyle bir ruh hâliyle dökülmüştü satırlara, zira, kitaba girecekler listesindedir...
Her şeye rağmen itidalli olmaya çalışsanız da; kimi kızgınlıklarınızı, kimi hayâl kırıklıklarınızı, kimi âşk ve sadakatla bağlılıklarınızı saklayamazsınız!
Efendim, girizgâh böyle, gelelim sadede...
***
Dünden beri düşüncelerimin bir kısmını esareti altına alan şu Fransa meselesi...
Yahu, ben kendimi bildim bileli, biz, bu veya buna benzer ithamların altında yaşıyoruz! Bu ithamlar yüzünden bugüne kadar ne kaybettik biz?
Gözle görülür, elle tutulur hiçbir şey kaybetmedik doğrusu...
Bol bol diplomatik enerjimizi harcadık. Hatta eskiden tamamen bir kalıba sığdırılmış dış politikamız yüzünden; devlet adamlarımız bugünküler gibi esip gürleyemiyor, yaptırımlardan söz edemiyor, hiç olmazsa yüreklerimizi soğutamıyorlardı bile! Klasik “efendi dış politika” argumanlarıyla susuyorduk hep. Soran olursa, “Efendim, kapalı kapılar ardında yumruğumuzu masaya vurduk!” deniliyordu... Yalan!..
Son duruma gelince...
Bugüne kadar alıştığımız ve aslında bağışıklık kazandığımız Batı tecavüzkârlığı karşısında, çok fazla telaş etmeye, gereğinden fazla büyütüp Sarkozy adındaki soytarıyı sevindirmeye gerek yoktur bence!..
Neresinden bakarsanız bakın, adam gerçekten bir soytarı... “Seviyesiz yorumlar yapıyor, bel altı vuruyor ve edep dışı yazılar yazıyoruz” diyerek aklınca millete nizâmat vermeye kalkan kendi soytarılarımıza inat; üstüne üstlük adam bir de boynuzlu... Hem de çatal çatal!..
- E , o zaman niye büyütüyoruz ki?
- Gururumuzu okşuyor da ondan!..
***
Bir de bazı dersler çıkarmamıza, birçok gerçekleri çıplak gözle görmemize vesile oluyor...
Meselâ...
“Kardeş millet ve devletin başında İlham Aliyev gibi yirmi devlet başkanın olacağına, Paris’te Patrick Deveciyan gibi bir faşist lobicin olsun, yeter!” dedirtiyor adama...
Yalan mı?
Bu Ermeni faşistinin kendi milleti adına yaptığı bunca başarılı faaliyeti, başını kendisi ve ailesinin menfaatlerinden bir türlü kaldıramayan İlham Aliyev, başında bulunduğu devlet ve temsil ettiği millet adına yapabildi mi bugüne kadar?
Acele etme amcası! Hele altın küplerinin bir kısmı boş, onları da bir doldursun, sonra da doğum günü hediyesi adı altında rüşvet niyetine gelen som altından fevvareleri arşa kadar yükseltsin, hem kendisi hem de ailesi bütün dünya nimetlerinin tamamından faydalansın...
Sonrası Allah kerim... Bakarsın 30-40 yıl kadar sonra “Karabağ ve yedi rayonun düşmandan kurtarılmasını” bile düşünebilir!..
***
Son ana kadar tek kelimelik bir açıklama yapmadı...
Sadece Türkiye’nin problemi olduğunu sanıyor! Aklıma gelen bir faktı hatırlatayım dedim: Karabağ’ın işgalinden sonra, Türkiye, Ermenistan hava koridorunu uluslararası uçuşlara kapatmıştı. Yaygara kopararak bütün dünyayı arkasına alıp o yasağı kim kaldırtmıştı?
- Fransa...
Sarkozy soytarısı, Mehriban Aliyeva’ya bir Legion d’honneur ödülü vererek kandırmış ya bunları! Büyük bir şey olduğunu zannediyorlar. Oysaki , Türkiye’de Galatasaray lisesinden mezun ya da Fransız şirketlerinin ortağı yüzlerce adam da var o ödülden. Kimsenin salladığı bile yok!..
***
“Niye susuyor?” diye 25 Aralık 2011 tarihinde yazdım bu köşede. 28 Aralık’ta Azadlıq gazetesi bazı kısaltmalarla Azerbaycan Türkçe’sine uyarlayarak yayınladı ...
Benden 23 gün sonra da Yeni Şafak gazetesi “Azeri kardaş sen hardasan” başlıklı bir yazıyla konuyu gündeme taşıdı.
Daha önce 50 manat verdikleri bir küçe tulasını havlatmışlardı bana. Ne Ermeniliğim, ne Ermenilerden para almışlığım, ne Hrant Dink’in arkadaşı olduğum, ne karnımın büyüklüğü ne de bıyıklarım kalmıştı! Baştan sona necaset kokan bir küfürnâme yazdırmışlardı...
Bu sefer de resmi organları olan bir paçavrada Yeni Şafak’a saldırdılar. Ermenilerin çıkarlarına hizmet etmekle, Ermeniperestlikle suçladılar Yeni Şafak’ı...
Çünkü mutadları budur... Çünkü kendilerinden olmayan herkesi iftira taktiğiyle susturuyorlar...
Tıpkı içerideki muhaliflerin tamamına yaptıkları gibi, derhâl bir iftira kampanyası başlattılar. Yüzlerce siyasî mahpus; kimileri milliyetçi, kimileri gazeteci, kimileri parti lideri, kimileri demokrat, kimileri cepheci, müsavatçı, kimileri İslâmcı, kimileri daha 18 yaşını bile doldurmamış facebook çocukları... Hepsi de Ermeniperestlik, rüşvet alma veya başka iftiralarla cezaevlerine doldurulmuşlar.
Hatta, 18 yaşından küçük çocukların metro istasyonunda cebine 5 gram eroin atarak, uyuşturucu satıcılığından hapse atıyorlar. Vicdanları camış gönü olmuş bunların...
***
İşte böyle bir tiran, ben bu satırları karalayana kadar kendi ağzından herhangi bir açıklama yapmadı...
Ama, bir-iki gün önce kendisini ziyaret eden TBBM heyetine, kapalı kapılar ardında güya Fransa’yı kınayan bir şeyler söylemişmiş! Yeni şafak veriyor bu haberi... Ve içeriden artık ne çıktı pek bilinmez ama bilinen o ki Yeni Şafak susturuldu...
Oysaki, içeriye giren heyetten biri, ki, tiranlık tarafından kendisine madalya kabilinden bir de teneke parçası verilmiş bir zattır bu zat, içeride Yeni Şafak’ı asmış, kesmiş, doğramış diye haberler de geldi...
18. yaşını kutlayan Yeni Şafak’ın genel yayın yönetmeni Yusuf Ziya Cömert, dünkü yazısında “18 yıl önce ne diyorduk, hangi mantığı savunuyorduk ise; bugün de onu savunuyoruz” mealinde bir durum tespiti yapıyordu.
18 yılı bilmem, ama şu bir hafta önce yazdığının arkasında dursun da bir, biz de kendileriyle iftihar edelim...
***
Kardeş Azerbaycan halkının büyük çoğunluğu açlıkla boğuşuyorken; bayan Aliyeva, bayan Obama ile ortak olarak kanserle savaş için 500 milyon dolar ayırmışlar... Haydar Aliyev Fondu dedikleri yağma Hasan’ın böreğinden çıkıyor bu para. Sırf gösteriş olsun diye...
Yarısını ödeyecek diye düşünseniz bile, 250 milyon dolar eder! Türkiye’de bu boyuttaki bir rakamı hibe edebilecek bir devlet kuruluşu ya da özel vakıf var mı?
Tasavvur buyurun lütfen! Türkiye cumhurbaşkanının eşi bayan Hayrünnisa Gül, değil 500 yüz ya da 250 milyon dolar, herhangi bir kampanyaya 250 bin dolar bağışlayabilir mi? Kıyamet kopar bu ülkede, kıyamet!
***
Yaa, işte böyle paçavra parçası! Genel olarak duruma şöyle bir baktığında, görüyor musun kim daha çok “Ermeni maraqlarına xidmet edir, kim daha çok Ermeniperesttir?!”