Türkiye Sarıkamış`ta şehit olan tam 90 bin vatan evladını andı. Vatan evlatlarının tarihte bir kurşun sıkılmadan şehit olduğu başka bir hadise varmıdır bilmiyorum. Oysa Enver Paşa`ya göre bu tam bir ‘kahramanlık’ destanı ve bir zaferdi. Bu elim hadiseden sonra 10 Ocak 1915’te Erzurum’dan Refahiye-Suşehri üzerinden İstanbul’a ulaşan Enver Paşa Cercle d’Orient Kulübü’nde verilen ziyafete katılmıştı. İstanbul gazetelerinde Genel Karargâh’ın zafer bildirisi yayımlanmıştı: “Ordumuz Sarıkamış’a dek ilerleyerek kesin başarı kazanmıştır.” (Bugün o medyanın torunları Uludere`yi ne kadar gündeme alır kıyaslayın). O günlerde kendisine, 3. Ordu mıntıkasında zayi olmuş asker sayısının aslında 600 bin civarında olduğunu hesapladığını söyleyen Harbiye Nezaretinin Ordu İkmal Dairesi Müdür vekili Miralay Behiç (Erkin) Bey’e şöyle demişti: “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi!” Aslında bütün meseleyi şu cümle özetliyor. Bu mantıktır ki bugün hala devletin içinde bazı ünitelerde dipdiri yaşamaktadır.
Uludere olayının üzerinden tam 17 gün geçti. Ama ortada olay ile ilgili ne bir bilgi, ne bir açıklama nede süreçle ilgili bir izahat var. Peki neden böyle? Çünkü Türkiye artık alıştı bu türden vakalara. Artık bir sel felaketinde, bir ahırda telef olan koyunlar gibi görülür oldu bu hadiseler. Tepkilerde çok farklı. Gayet normal bir hadiseymiş gibi algılanır oldu bu türden ihanetler. MİT, bir kaç açıklama yaptı işin içinden sıyrılıverdi. Ne garip değilmi? Bir devletin istihbarat teşkilatı diyor ki “o bilgiyi biz vermedik”. Kimse de MİT` e demiyor ki, “kardeşim sen vermedin de kimin verdiğini bilmek senin vazifen değilmi? Peki kim veya kimler verdi bu yanlış istihbaratı? İşte böyle uyutukduk ayaküstü ve hala da uyutuluyoruz.
Neden bu tür vakalar sıradan hale geliyor bu ülkede? Neden insan hayatları bu kadar ucuz bu ülkede? Kim veya kimler vatan evlatlarını ölümün ağına itiyor? Kim veya kimler bütün bu ihanet şebekelerine göz yumuyor? Neden hükümet bu olayları aydınlatmıyor? Kime uzanıyor bu ihanet şebekelerinin ucu? Uludere olayı ile ilgili Sayın Başbakan, “elimizde 4 saatlik görüntü var” demişti. Ancak olayı inceleyen savcılık açıklama yapıyor, “bize herhangi bir görüntü ulaşmadı” diyor. Peki ama neden? Kim saklıyor veya yok ediyor bu görüntüleri? Daha önce de sinema izliyor gibi izlemediler mi heronların görüntülerini?
3 Kasım 2008 Kasım ayında 17 asker şehit edildi. Aktütün`ü basan teröristlerin görüntülerini de izledi bu ülke. Bütün Türkiye izledi bu filmi. Bütün bu görüntüleri izleyip gereğini yapamayan bir irade ve idare Uludere görüntülerini izlese ne olacak? Teröristlerin çay içip sohbet ettiği bir baskında adeta bütün bir Türkiye ile dalga geçilmiştir. ‘İşte sizin sınır karakollarınız. Delik deşiksiniz sizin evlatlarınızi ayak ayak üstüne atarak çay içme keyfiyetinde öldürürüz’ der gibiydiler. Bu olayda saatlerce yardım gelmemişti. Koca bir orduya bir kaç çapulcu karşısında tam bir “kepazelik” yaşatılıyor. (Bu ifadeyi ve sahibini hatırlayacaksınız.) Ve ne acıdır ki bunu yaşatanlar dağlarda aranıyor. Mesela ne oldu bu olayın akibeti bilen varmı? Yok. Peki, Çukurca, Hantepe, Gediktepe, Aktütün, Dağlıca`nın sonuçları....
Daha öncede yazmıştım. Türkiye 30 yılda tam 30 tane sınırötesi operasyon yaptı. Bütün bu operasyonlarda yapılan harcamaların onda biri Güneydoğuda eğitime harcansaydı dağın kaynakları kurutulmuş olurdu. Ama nedendir bilinmez TSK yıllarca boş dağları bombalamayı tercih etti. Devlet bir kere olsun bu meseleye ‘sivil bir gözle’ bakmayı denemedi. Ak parti döneminde bir parça sivil düşünüldü ama yine askeri hareket edildi. Defaatle yazdım. Biz dağları bombalarken teröristler mağaralarda çay içip keyif yapıyorlardı. Ve nitekim Taraf gazetesinin ‘yanlış koordinat’ haberi de bunu doğrular mahiyetteydi. Bu bile ne kadar enteresan değilmi? PKK`yı bombalayan uçaklara doğru bilgi yanlış koordinat verilirken, masum insanımızı bombalayanlara yanlış bilgi, doğru koordinat veriliyor...
Esas mesele sınırötesinde aranan tiyatrocu, zavallı, kandırılmış teröristlerin bombalanması değil ki zaten onlarda bombalanmıyor. Asıl olan bu işi masa başında sevk ve idare eden hainlere operasyon yapılmasıdır. Bu ülkenin hayati öneme haiz kurumlarına sızmış hainlerin ortaya çıkarılmasıdır. Yıllarca vatanperver, inançlı insanları ‘sızıyorlar’ deyip yaygara koparanlar bu arada nice hainleri sızdırdılar bu devletin beyin fakültelerine ve ta Ankara`nın içine kadar. Bu ülkede asrılık bir adettir. Mürteci ağalarının, irticanın mühendislerinin mühim bir özelliği hep bu olmuştur. Önemli bir hainliği icra edecekleri zaman dikkatleri müslüman vatan evlatlarının üzerine çekip arakadan kendi hain emellerini gerçekleştirirler. Bunun yüzlerce örneği vardır. Danıştay saldırısı, Uğur Mumcu olayı ve daha binlercesi...
Ak Parti hükümetini bitirmek isteyen derin şebeke şehit cenazeleri ile hedeflerine ulaşamayınca bu sefer doğrudan insafsızca oyunu daha da şiddetlendirmiş ve halkı hedef alarak bir çok yönlü mesajlar vermiştir. Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışmasını bir tülü başaramayan bu şer odaklarının daha büyük hadiseleri yapacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ergenekon ve bütün derin kolları, her geçen gün ‘can çekişmekte’ değil aksine ‘can suyu’ içmektedir. Asırlık bir yapının Anadolu`nun bağrından sökülüp atılması zannedildiği kadar kolay olmayacaktır.
Bütün bu olayları organize eden el aynı eldir. Bu el bu milletin bağrına bilmem kaçıncı hançeri saplamıştır. İşin en garip tarafı ise bütün bu olaylar “ustalık döneminde” cereyan ediyor. Usta`nın şu birkaç maddeyi bir daha gözden geçirmesi hayati bir meseledir. Birincisi ‘hakimiyet körlüğü’. Herşeye hakim olduğunu zanneden hükümet ve başbakan, çok şeye hakim olmadığını görmeli. İkincisi, uluslararası dengeleri kavrayamama ve bunun gerektirdiği gibi politika üretememe. Üçüncüsü, günlük olaylarla ve refleksle politika yapmak, günlük yaşamak. Dördüncüsü, istişare gibi çok önemli bir güçden mahrumiyet. Beşincisi zafer sarhoşluğu. Ve, ila ahir....