- Cumhuriyeti korumaları gereken kurumların cumhuriyetçi kalmaları gereği yüzenden istifa ettiler
diyenden tutun
-Onurlu olmanın zarureti
diyene
-Yargının siyasallaşmasına tepki
iddiasına kadar sürüyle peşin pışpışlamalar yapıldı.
Neyse saati gelince HSYK Başkanvekili Kadir Özbek açıklama yaptı. Dikkatle dinledim. Elle tutulur, yeni, tek bir kelam etmedi. Her zamanki bildik muhabbetler. Yok “hukuk uzun süredir yıpratılmakta ve bu durum topluma zarar vermektedir.”mış , yok “birey her an hukukun koruması altında olduğuna inanmalıdır.”miş , yok “ağustostan beri HSYK çalıştırılmamaktadır:” muş.
Lafımı esirgemeyeceğim. Açıkça söylüyor ve yazıyorum:
-Bütün bunlar hikaye, bütün bunla zırva. Artık mızrak çuvala sığmıyor.
Referandum sürecinde “iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp astım”. Artık eskisi gibi kimseyi incitmeden söz etmenin imkan sınırları içinde yer almadığını biliyorum. Bu sonuca varmak için de o süreçte yeterli deneyimlerim oldu.
Yahu bugün istifa eden yargıçlar referandum sürecinde broşür bastırdılar, reklam yaptılar, HAYIR demesi için vatandaşı yargının yüksek tepelerinden yönlendirmeye çalıştılar. Sonra referandum oldu, ilk sonuçlar açıklanana kadar da HAYIR çıkacağına ilişkin inançlarını yitirmediler. Ama istedikleri olmadı. %58 lik bir oranla EVET çıkınca HSYK nın yapısının değişeceğine duydukları inançlarını yitirdiler. Yine de 12 Eylül den bu yana bir aylık bir zaman geçti. Sanırım bu süre içinde de benim bilemediğim ellerindeki diğer kartları oynadılar. Ee bu Pazar seçimler olacak, kurula bir çok yeni “Anadolu Hakim ve Savcısı” katılacağından da rahatsızlık duymaya başladılar. Eskiden yaptıkları gibi telekonferans yöntemiyle HSYK kararı almanın dönemi de geçeceğini anladılar. Sıkıştıkları köşede sobeleneceklerini iyice anladıklarında da BEN OYNAMIYORUM diye ortalık yere çıktılar.
İyinin ve kötünün, siyahın ve beyazın, helalin ve haramın kesin sınırlarla birbirinden ayrıldığına inanan biri olarak; aldığı kararlara yargı yolunun kapalı olmasından bir nebze şikayetçi olmamış HSYK üyelerinin samimiyetlerine asla ve asla inanmıyorum. Kalan tek asil üyenin samimiyetine bir nebze olsun inanmıyorum. Bu işin içinde hala başka bir plan olmadığına, kararın mürferit ve özgür iradeleri yansıttığına inanmıyorum.
Bir arkadaşıma Türkiye’ye gelen ünlü hristiyan bir yabancıdan bahsediyordum. İşte adam ‘gazetelerin yazdığına göre’ Türkiye’yi çok beğenmiş, İslam dininden çok etkilenmiş, kültürümüzü benimsemiş, peygamberimizi öve öve bitiremiyormuş, tarihimize hayranlık duymuş, bla bla bla.
Arkadaşım güldü,
-Yok öyle yağma! dedi. Sünnet olsun samimiyetine inanalım.
Bu istifaların ardından atılan samimiyet nutuklarının da inandırıcı gelmesi için istifadan fazlasının gerektiği açık.
Artık “fazlalık “ olarak neyi keserler işte onu bilemem.
hamidaydin@gmail.com