Son günlerde "tesettür moda dergisi” olma iddiasında bulunan bir dergi var. Ve bu dergi çok sık konuşulur oldu. Facebook’ta birbiri ardına tepki sayfaları açılırken, derginin sayfası da kendi "yandaşlarının" destek mesajlarıyla dolu.
Sanıldığının ötesinde, apayrı referans kodları var bu çekişmenin altında. Yaşanan çekişme liberal, batıcı, bireyci ve konjonktürel bir “Müslüman” anlayışına sahip kitle ile geleneksel meşruiyetini batılı değerlerden ziyade İslam kaynaklarından alan bir kitle arasında, uzun dönem şahit olacağımız bir hesaplaşmanın ilk raundu gibi gözüküyor.
Buraya kadar gayet objektif bir değerlendirme yaptım. Ben bir fıkıh âlimi değilim. Olaya fıkhi açıdan da bakmıyorum. Bu konuda hüküm verebilecek, kanaatini paylaşma hakkına sahip birçok ulemamız var. Ben, gençliğinin büyük bir bölümünü başörtüsü mücadelesi için meydanlarda harcamış birisi olarak bakıyorum konuya. Kanaatlerimi de bu çerçevede
paylaşacağım. Buyurun bu dergiyle alakalı görüşlerime;
Memleketimizde büyük travmaların bir zedeleri birde zadeleri olur. Depremzede-depremzade, terörzede -terörzade gibi. Sosyolojik kırılmalarında bir tarafta mağdurları bir tarafta mağrurları olur. Bu dergiyi yapan arkadaşlar, hangi niyet hangi saikle yaptı bu işi bilmiyorum ama şu an gözüken şey mağdur kitlelerin üzerinden mağrur olma arayışıdır.
Başörtüsü meselesi, bu memlekette "eller havaya" davası değildir. Koca on tane kuşağın umutlarını, emeklerini gömdüğü, gözyaşlarını ümitlerine katık ettiği bir misyonun adıdır.
Kim kendi kişisel hayatında hangi goygoyu yapıyorsa yapsın. Ancak böyle hassas bir konu da kimse kimseye pabuç bırakmaz. Bu meselede sanılanın aksine herkes ama herkes söz söyleme hakkına sahiptir. Çünkü bir millet bütünüyle, bedel ödemiştir.
Başörtüsü, bu ülkede elli yıllık bir mücadeleden süzülüp bu günlere gelmiştir.
Bazı dergilerde popüler kültür argümanlarını gözümüzün içine soka soka bir şeyler devşirme peşinde olan arkadaşlar, akıllarını başlarına almalıdır.
Bu ülkede başörtüsü ve tesettür konusunda yapılan işler, bu zevatın tasavvur ettiği gibi liberal söylemlerle, alelade özgürlük sakızlarıyla ifade edilip "ben nasıl bilirsem öyle yaparım" ukalalığıyla yapılacak işler arasında değildir.
Bu meselenin bir patenti vardır. Bu patent, Anadolu insanı adına Şule Yüksel Şenler'de, Gülşen Ataseven'de, Hatice Babacan'da, Sibel Eraslan'da, Hüda Kaya'da, Merve Kavakçı'da, Gülden Sönmez'de ve daha onlar gibi, bu yolda ağır bedeller ödemiş nice isimsiz kahramandadır. Siz birilerine tesettür adına yol gösterecekseniz, göstereceğiniz yol giyimde de “onların yolundan” olmak zorundadır.
Elbette zamanın ruhuyla barışık bir tarz, insanlara önerilebilir. Ama, Müslüman "imitasyon" olmaz. "Çakma" olmaz, "copy paste" ya da "Made in China" işleri Müslümanın işi olmaz.
Müslümanın kendi tarzı ile kendi duruşu olur. On yıl öncesinin kokoş moda dergilerini andıran, batı medyasının artık abuk sabuk yerleriyle güldüğü, terk ettiği bir tarzı aynen alıp "tesettür moda dergisi” derseniz bu iş olmaz.
Müslümanın Müslümana hüsn-ü zanı farzdır. Dileriz bu arkadaşlar, burada yapılan eleştirilerden istifade etmeyi başarırlar. Aksi takdirde üzülen yine kendileri olacaktır, buna eminim.