Aralık 12'de birliğine teslim olacak bir asker adayının köşe yazısıdır bu! Belki de son yazısıdır. Belki de ajanslar flaş haberle adımı duyurduktan sonra Google aramalarından erişilip manşete taşınacak 'vah vah' yorumlarına sebep olacak bir yazıdır. Bu öyle bir yazıdır ki belki de bir Türk Genci'nin vatan haini ilan edileceği bir yazıdır!
'Poşet' diyorlarmış bize askerde. Adımın bilinmesinden önce sanımın bilinmesi ilk defa başıma geliyor. Sanırım ortama alışmak için çevremdekilerin askere gidene kadar bana 'poşet' diye seslenmelerini isteyeceğim. Sonra sonra belki topçu, belki çevirmen, belki de yazıcı olacağım. Yeni bir dizi sıfat daha. Bunlara bir de şehit ya da gaziyi ekledik mi ömrüm boyunca nail olamayacağım bu kadar sıfata beş buçuk ayda sahip olacağım. Gururluyum!
Yirmili yaşlarımın başlarında askeri sınavlara girip, bütün aşamaları geçip, birer ikişer puanla elenip çocukluk hayallerimi gerçekleştirememenin derin üzüntülerini yaşadım. Bir çocuğun bisiklet, bilgisayar hayalinden öte apoletlerindeki yıldızdan en ince ayrıntısına kadar kurgulanmış bir üniformalı düş sahibinin farklı bir statüde ve farklı bir düşünce yapısıyla birliğine teslim olacak olması ne garip!
PKK, benimle yaşıt. Kendi hayatımı gözden geçirdiğimde bu süreci en iyi değerlendirebilecek kişilerden biriyim. Bu şereften yoksun terör örgütünün hala varlık göstermesi kanıma dokunuyor! Artık siyasi mi, askeri mi yahut menfaatleri ilgilendiren bir durum mu net bir yorum yapamıyorum ama yirmi sekiz yıllık bir ölüm makinesinin ortadan kaldırılmamasında ben bir art niyet arıyorum. Bu yüzdendir ki varlığını öldürmeye adamış bir PKK uğruna, varlığını yaşatmaya adamış kendimi feda etmek istemiyorum!
Şehitlik mertebesi; insanoğlunun erişebileceği en yüksek, en şerefli mertebe derler! Ateşin düştüğü ocakta acının, bürokratik kısımdaysa gururun örselendiği bir mertebe, belki de kullanıldığı. Peki ya ne için? Vatan kurtarmak mı? Buna kimse inandıramaz beni! Şehit yakınlarının, gazilerin seslerini duyurmak için yaptığı eylemlerde polis müdahalesine uğradıkları, üç kuruşluk maaşla acılarını dindirilmeye çalışıldığı bir ülkede bu hangi mertebe! Milletvekillerinin sahip olduğu statüden daha fazlasını hakediyor gidenler ve geride kalanlar! Toplu taşıma araçlarına 'Gazilere Yer Veriniz' yazmakla olmuyor bu işler ya da manşetlere taşınan gencecik insanların adlarını bile hatırlamamakla. Hanginiz hatırlıyorsunuz birkaç gün önceki yirmi dört şehidin herhangi birinin adını! Ha şehit, ha poşet ne farkeder ki! Adın yok, saygın yok ama sanın var, şehit!
Dönmeye devam etsin dünya. Ne olur ne olmaz, hakkınızı helal edin! Her Türk erkeği gibi borç ödemeye gidyorum. Belki de genel bir tabirle adam olmaya! Öyleyse bütün bunlara rağmen, vatan sağ mı olsun?
Şafak: Karanlık. Sağlıcakla kalın...
mustafasilici.com