HÜLYA OKUR-HABERX
"Batılı bir psikolog, güzel bir yüzün, bir tavsiye mektubu olduğunu söylemiş, hiç de haksız değil. Çünkü bana göre güzel söz söyleyen kişi, insanları Allah'ın bildirdiği ahlakı yaşamaya davet eden insandır. Zira kendisini espriler kralı olarak görmekle kalmayıp, esas meselelerimiz üzerinde durup düşünmemizi sağlayan mahir bir kişi olarak da kanıksadım. O, gizlenmiş güneş bırakmayan çizimleriyle çözülememiş, görülememiş, düşünülememiş ne varsa kalemini oynattığı anda yaratılıp aramıza karıştırmak suretiyle tam bir tabiat mucizesidir. Kainatı elinde tutamayan, zerreyi halk edemez. O yüzden onun sivrisineğin gözünü çizebiliyor olmasının inayetine bir an evvel varmalıyız. Varırken de benim kanaatimce şunu asla unutmamalıyız: Salih Memecan’ın politik itirazları, bireysel değil, kendisi için de değil, temelsiz ‘hiç’ değil. Aslında üçüncü bir dil olarak onu sunmanın rahatsızlığı içindeyim çünkü onun tek bir noktasını açarsanız kendinize bile rastlarsınız."
“DEMEK Kİ, KORKAK BİR ÇOCUKMUŞUM”

Çocukken okuma kitabınızın içinde bir sayfada hasta çocuğa iğne yapan hemşire resmi var diye görmekten bile korkacağınız için iki sayfayı birbirine zamklamışsınız. Hayatınızın birleştirdiğiniz, tek bir çizgi halini almadan önceki kısa çizgilerinden yani çocukluğunuzdan bahsetmenizi istesem….
Çok ilginçti. Bir ya da ikinci sınıftı galiba, aşı yapan hemşire vardı, bayağı korkuyormuşum demek ki, korkak bir çocukmuşum, kabus gibiydi, aşı yapılıyordu. Nedense moralimi bozan şeyleri görmek istememe huyum hala var. Röportajlarımı okumuyorum onun için, yapılmış ve artık iş işten geçmiş oluyor. BizimCity’leri seyretmiyorum televizyonda. Çünkü onu yapıyorsun, veriyorsun, ondan sonra artık yapacak bir şey yok yayınlanırken. O artık, geçmiş oluyor, bir sonrakine bakıyorsun. Bu benzer değil ama aşı stres yaratırdı, görmeyeyim ben daha iyi diyordum. Çok iyi, mutlu bir çocukluğum vardı, iki ailenin de tek torunuydum. Annem 5 kardeş, babam 5 kardeş, ikisi de en büyüktü, ben de onların ilk çocuğuydum, iki ailenin de tek torunuydum. Anne tarafım Giresunluydu, baba tarafım Ordu’luydu. Babam müfettişti, İstanbul’da bulunuyordu, ben Ordu’ya giderdim, iki tarafta yarışırdı, beni otobüse koymak ve kimin alacağı konusunda, onlar alırdı, bunlar alırdı, böyle bir bana sahip çıkma durumu vardı, hoş bir çocukluğum vardı, hafif de şımarabiliyordum.
“AKLIM TÜRKİYE’DE KALDI”
El üstünde büyütüldünüz ama bu kadar sevildiğiniz bu ortamdan yine de uzaklaşmayı tercih ettiniz. New York'un hemen dışındaki Scarsdale adlı mahallede, 2 çocuğunuzun eğitimi nedeniyle çokça hayat sürdünüz. Türk okuyucusu için mi gövdenizin büyük bir kısmı burada kaldı?
Aklım burada kaldı en önemlisi. Ben orada şunu ispat ettim; teknoloji doktorası yaptım, teknolojinin gelişmesi, onun sosyal yansımaları falan…değişim olmuştu, e-mail, internet kullanıma girdi, telefonla adsl’e bağlandık, masaüstünden laptoplara geçildi falan…Sanki uzaktan bana bu işi yapabilirmişim gibi geldi, denedim yaptım. Ondan sonra çok ilginç yaşam süreci başladı, işe gitmiyorsun, işini başka yerde yapıyorsun, başka yerde yapıyorsun, herkes akşam-öğlenden sonra çalışırken sen sabah çalışıyorsun, zaman farkından dolayı. İşini başka başka saatlerde yapıyorsun ve hep aynı işi yapıyorsun. Türkiye ile ilgili karikatür yapıyorsun. Çok ilginçtir, tatile gidiyorsun, Brezilya’dan, California’dan yapıyorsun….Böyle bir hayatımın bir saati var, BizimCity, Sizinkiler, tık tık yapılıyor, haftada bir Aktüel Dergisinin karikatürleri yapılıyor, böyle bir düzeni var hayatımın, yemek içmek, uyumak gibi onları da erteleyemiyorsun, muhakkak yapman lazım.
“KIZIMIN YAPTIKLARINI BAZEN KISKANIYORUM”

Bu anlatımlara ben, şunu da dahil etmek istiyorum. "ABD ailelerindekinin tersine, bizim evde anne ve baba, çocuğunun odasına kapıyı vurmadan girer!" diyen, karikatürü kendini ifade etme yolu olarak şeçmiş olan, Türkiye- Amerika karşılaştırmaları yaptığı, Amerika’yı Amerika’da yaşayan bir Türk kızı olarak anlatan kızınız Zeynep. Kızınızda sizden yansımalar gördüğünüzde kafanızda oluşan baloncukta neler oluştu?
Kızım belli ki bana çekmiş, bunu iftiharla söylüyorum. Çok da hoşuma gidiyor. Ve çizebiliyor…Daha doğrusu çizebilmek, bu yansıma işin bir tarafı. O da aynı şekilde ‘rahatsız’, o da bir sürü şeyi kendine dert ediyor, o da ‘Başak burcu’ benim gibi, Başak burcunun o pimpirikliliği, mükemmeliyetçiliği, detaycılığı var, bitti mi, yapabilecek miyim gibi şeylerin aynısı bende de var ve buradan, bu yaklaşımdan sanatçı çıkıyor genellikle. Zeynep’te de bu yaklaşımdan var ama Zeynep’in tabi şöyle de bir derdi var, kızcağız şahane şeyler çiziyor, bazen yaptıklarını kıskanıyorum ama insanlar- Sen de mi baban gibi çizebiliyorsun? dediklerinde kimse babası gibi olmak istemiyor. Bu sanatçılık öyle bir şey ki, orginal olmak istiyorsun, farklı olmak istiyorsun, kendini ispat etmek istiyorsun. Şahane bir şey yapıyorsun, denile denile, “Baban gibi” deniliyor, ben de olsam istemezdim.
“40 YIL BİR İŞİN İÇİNDE OLUP DA ONU DERT ETMEMEK İNSANİ DEĞİL”
Ama bu baba öyle bir baba ki, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nü birincilikle bitiren, Amerika'da Pensilvanya Üniversitesi'nde mimari felsefesi üzerine doktora yapan, Türk Basını'nda rakibi olmayan bir usta olarak biliniyor..Baban gibisin denemeyecek biri..Gelişiminizi hala sürdürdüğünüzü gözlemliyorum. Bizim göremediğimiz karikatür üstü dünyada neler var?
Bu Medya Derneği var. İnsanlar, sana mı kaldı medyayı düzeltmek, dert etmek diyorlar ama ben 40 yıldır karikatür çiziyorum, medyanın içindeyim, ne olursan ol, insan arkadaşlarıyla konuşuyor, onun derdini kendine dert ediniyor, o iş içindeki insanların dedikodusunu ediyor, sıkıntılarını paylaşıyor yani 40 yıl bir işin içinde olup da onu dert etmemek, insani bir şey olmuyor, onu dert ediniyorsun, eline fırsat geçtiği zaman da o konuda kaktı ve düzeltme yapmak istiyorsun. Benim elime böyle inanılmaz bir fırsat geçti, bir gurup arkadaş dernek kuralım dedik, Başkanlıkta beni önerdiler, kabul etmemek büyük haksızlık olurdu.
“BU YANDAŞ, MANDAŞ LAFLARINI BEN HİÇ CİDDİYE ALMIYORUM”

İşte ben de onu sormak istiyorum çünkü Cengiz Semercioğlu, “Salih Memecan’ın yerinde olsaydım; Basın Konseyi’ne alternatif kurulan Medya Derneği’nin başkanlığını kabul etmezdim. “Arkadaşlar burası yandaş basın konseyi oldu” diye oluşuma itiraz ederdim” demişti. Ben de hangi şartlar içinde içine çekildiğiniz bir durum olduğunu merak ediyorum.
Bu yandaş, mandaş laflarını ben hiç ciddiye almıyorum, onlar öyle desinler. Burada çok önemli işler yapıyoruz, yapacağız, benim de katkım oluyor. Ben gayret edersem çok olumlu işler yapacağız, ben daha az gayret edersem daha az olumlu işler yapacak veya benim yerime başkası yapacak. Ben bu işte katkım olsun istiyorum, bunu dert ediniyorum. Sana mı kaldı diyorsan, ben aynı şekilde üniversiteler arası dolaşıp, nasıl sanatçı, karikatürist olunur onu anlatıyorum, niye derdim ne ki? ama anlatıyorsun. Belli bir yaştan sonra, yıllarca karikatüristlik yapınca bunu gençlere anlatmak içinden geliyor. İhtiyaç duyuyorsun, ilkokullara hatta anaokullarına gidiyorum, o çocukların bir tanesine faydam olursa ne mutlu bana. İnsan böyle şeylerden mutluluk duyuyor. Bunu sırf kendim için söylemiyorum, herkes duyuyor, bu insani bir şey. Ben buralardan geçtim, şimdi bunu başkalarıyla paylaşayım derken bu arada ben çok şey öğreniyorum, yönetim kurulu toplantılarında hepsi çok değerli arkadaşlardan bir şeyler öğreniyorum, onlarla beraber olmaktan zevk alıyorum….
Tecrübelerinizi katıp, tecrübelerden faydalanıyorsunuz.
Tabi karım bu ihtiyacını gidermek için siyasete giriyor. Karım siyasete girdi, ondan zevk alıyor, o bana göre bir iş değil ama bu bana göre bir iş.
“BİZİM MEDYA DERNEĞİN KONULARI MESLEK KONULARI, BİZDEN BEKLENEN DAHA ÇOK MESLEKDAŞLARIN ÖZLÜK HAKLARI KONULARI”
Gazeteci İrfan Aktan’ın Kürt açılımını konu edinen bir yazısında yaptığı bir alıntıdan dolayı çarptırıldığı cezaya, atv- Sabah grevine, Taraf Gazetesinin basılamamasına gibi bir sürü konuya derneğin duyarsız kaldığı söyleniyor, siz hangi hadise ve vaziyetlere göre alarma geçmeyi ilke edindiniz Medya Derneği olarak?
Biz kendimizi şunun için bu işe kattık; sendika meseleleri, özlük hakları….Bizim için gazeteci arkadaşların daha iyi şartlarda yaşaması önemli ama bunu sağlamak, bizim dernek faaliyetleriyle görevimiz, o arkadaşları daha donanımlı hale getirip, daha pazarlık gücünü arttırmak. Başkaları başka türlü bir düzen kurup, o arkadaşlara sendikal haklarda yardımcı olabilir, patronlarına veya iş verenlerine karşı örgütlenmeyi sağlayabilir, o başka bir yapı gerektiriyor. Bu daha çok avukat gerektiriyor, daha çok bu konuda tecrübeli, bilgili insanlar gerektiriyor. Biz derneğin faaliyetlerini ise, medyada ne oluyor, ne değişiyor, medya etiği deyince neyi karşılıyoruz, bu değişen teknoloji sonunda gazeteciliğin sınırları ne oluyor biz bu konuları tartışıyoruz. Bizimki meslek konuları, o daha çok meslekdaşların özlük hakları konuları. Bunlar iki ayrı faaliyet, biz hepsini keşke yapabilsek. Ama gazetecinin daha iyi şartlarda yaşaması için bizim yapabileceğimiz katkı, onu daha donanımlı hale getirmek, onu daha donanımlı hale getirebilmek için fonlar bulmak, o fonları bu amaç için kullanmak, bu sayede katkı bulacak insanlara rica etmek, onların katkılarını sağlamak, bir araya gelip toplantılar yapmak. İnternet yasası, radyolar ne olacak konusunda bir araya gelinip toplanılıyor. Bizim faaliyetlerimiz bunlar ama birileri de bu arada maaşlarını alamayan gazeteciler ne olacak onları dert etmesi lazım, bu sendika hakları olmayan gazetecilerin durumu ne olacak birilerinin de bunları dert etmesi lazım. Gazetecilere bir sürü davalar açılıyor ve biz bunların bir çoğunu inceliyoruz, ne olduğunu araştırıyoruz, ona göre tavrımızı belirliyoruz. Biz istiyoruz ki, gazetecilere gazetecilik faaliyetlerinden dolayı dava açılmasın. Çünkü bakıyorsun, Avrupa Birliğine girmeye çalışıyorsun, Avrupa’daki ortalamaya bakıyorsun, bizdeki ortalamaya bakıyorsun, bir yanlışlık var, bizde daha çok gazeteciye dava açılmış, hani bizdeki gazeteciler çok mu kural yasa dinlemez! Yoo! Belli ki kural ve yasalarda bir şey var ya da hakimlerin kara verme içtihatlarında bir şey var. İrfan Aktan konusunda aradılar, hukukçularımızla konuştuk, bildiri yayınlandı, birkaç gün geçmiş olabilir, o arada birileri onu görmemiş olabilir, eleştirmiş olabilir, olabilir böyle şeyler ama bu konuda duyarlı olmamız gerekiyor, bu konudaki alt yapımızı daha da güçlendirmemiz gerekiyor, onun için değişik hukukçu arkadaşlarla konuşuyoruz, bu konularda bir gurup oluşturup, daha bilinçli tepki verip daha iyi çalışıp hatta her konuda rapor hazırlamayı düşünüyoruz ki, biz de bu konuda fikrimizi söyleyebilelim.
“KARİKATÜRLERİMLE ÇOCUKLARIN İLGLENMEDİĞİNİ 20 SENE SONRA FARKETTİM”

Anaokullarına gidiyorum dediniz de…“Karikatüristliğin en keyifli yanı çocukların ilgisi ve onlarla beraber olmak. Politik karikatüristlik stresli oluyor. Çocuklar benim stresimi alıp götürüyor" diye söylemişsiniz. O zaman bu işi sadece onları ilgilendiren noktada neden bırakmadığınız sorusu akla geliyor…
Bu işi onları ilgilendiren noktada başlamadım. Çocuklarla başlamadım, işe siyasi karikatürist olarak başladım, üniversite yıllarında başladım, siyasetle ilgiliydim. Hani orada; devrimci, aktivist, eylemci oluyorsun…Ortadoğu’da okuyordum, o arada da gazeteye siyasi fikirlerimi çiziyordum, çok hoşuma gidiyordu, böylece siyasi karikatürist olarak 1971’de çizmeye başladım. Ondan 20 sene sonra fark ettim ki, karikatür çiziyorsun, çocukların okumuyor, ilgilenmiyor senle. Ne yazık bir şey! Onun için çocukların da okuyabileceği bir şeyler yapıyım dedim. O tamamen farklı bir kafa yapısı gerektiriyor, orada asla siyaset yok, cinsellik yok, vahşet yok, kötülük yok. Aile içinde ne oluyorsa onları iyi taraflarıyla yapıyorsun ve inanılmaz ilgi çekti. Böylece işin keyfini çıkarmaya başladım, öbür türlü, siyasi karikatür çizdiğin zaman birileri seninle hemfikir olmuyor, birileri sana kızıyor, birileri de seninle hem fikir olduğu için haddinden daha fazla ( komik değil ama onların düşüncesine uygun diye) beğeniyorlar, öyle bir hem haksız eleştiri hem haksız beğeni söz konusu oluyor siyasi karikatürde. Halbuki çocuklara yaptığın şeyde, genel aileye yaptığın şeyde, iyi yaptığın zaman herkes hakkıyla beğeniyor, senin de hoşuna gidiyor.
“ÇİZDİĞİM KARİKATÜRLER CHP’LİLERE UYGUN GELSEYDİ, ONLAR DA KULLANABİLİRLERDİ.”
Çizimlerinizde siyasi gelişmeler size nasıl ilham oluyorsa, siz de siyasiler için bazen ifade yolu olarak görülüyorsunuz. Mesela demokrasinin sokağı süpürürken toz kalktığı resminiz, Ali Babacan için hükümetin demokratikleşme adına yaşadığı zorlukların anlatımında kolaylık sağlamıştı. Çizimlerinizin siyaset tarafından geri dönüşüme uğraması hoşunuza gider mi? Benden çıktı mı dersiniz, siyasetin son kullanıcı olmasını istemez misiniz?
İsterim, fark etmez ki, ben onu çizerken ne düşünüyorsam onu çizmişim. Bundan saklanılacak, kullanılacak, vay bu nasıl olur diyecek bir şeyim yok. Yanlış kullandıkları, yanlış amaçla kullandıkları, yanlış anladıkları zaman belki düzeltirim ama o kadar. Vay beni kullanarak konuşuyorlar demem. Buna benzer bir şeyler olmuştu. Başbakan bahsetmişti karikatürümden. Hatta Ak Partinin Kürt açılımında karikatürlerimi benden izin alarak kullandılar. Bunda bir şey görmedim. Çizdiğim karikatürler ortada, uygun geldiyse kullansınlar, CHP’lilere uygun gelseydi, onlar da kullanabilirlerdi.
“TARAFIM, BİR SÜRÜ KONUDA TARAFIM”

Evet AKP’nin il başkanlarına dağıttığı “Demokratik açılım adına neler yapıldı” kitabında karikatürlerinize yer verilmesi çok konuşulmuştu. Gazetede çizdiğiniz resimlerle iktidarı desteklediğinizi düşünen ve bunu ‘fikri hakkınız’ olarak gören kesim neden siyasi partinin kitabını resimlemenizi yadırgadı sizce?
Öyle olunca o siyasi partinin parçası gibi oluyor ama sonuç olarak ben gazetede yayınlanırken neyi düşünerek çizdiysem broşürde veya duvarda veya başka bir yerde yayınlandığı zaman da aynı düşünce var orada. Kürt açılımı konusunda ne düşünüyorsam, gazetede çıktığı zaman o neyi ifade ediyorsa, broşürde çıktığı zaman da onu ifade ediyor. Aynı fikirde olan her yer kullanabiliyor, bir çok web sitesi kullanıyor, beğenmeyenler de eleştirmek için kullanıyor. O görüş benim görüşüm, bundan utanılacak çekinilecek bir şey yok. Taraflı mıyım, taraflıyım. Bir de taraflıyım, bir sürü konuda tarafım. Zaten taraf olmayınca niye insanlar senin fikrini merak etsin?
“SİYASİ FİKİRLERİM AMERİKA’DA ÇOK FARKLI KÜLTÜRLERLE İLİŞKİ HALİNDEYKEN OLUŞTU”
Bir çizgi işçisini kültür adamlığına taşıyan yolculuğunda başka neler geçti başından, sadece taraf olmakla mı eleştirildi, 1991’den beri neredeyse canlanıp aramızda yaşayan kahramanlarınızın öyküsü nerede başladı?
1971’den beri neredeyse her gün siyasi karikatür çiziyorum. 91’den beri de televizyona çiziyorum. Burada dünya görüşü var,oluşmuş zaten, o zaman içinde de değişiyor, yaşadığın yerlerden, tanıştığın insanlardan, okuduğun kitaplardan fikrin oluşuyor. Benim fikrimin oluşmasında; Amerika’da bulunmam, orada çok farklı kültürlerden insanlarla tanışmamın çok katkısı oldu, yabancı öğrenci olarak gittiğim için, bir sürü yabancı öğrenciyle beraber oluyorsun, çok kültürlülüğün önemini orada kavrıyorsun, doktora yapmaya gittiğim zaman da bir sürü değişik insanlarla buluştum, doktora sırasındaki eğitimimin büyük katkısı oldu dünya görüşüme, fikirlerime. Oradaki konum, teknoloji nasıl değişiyor ve o değişimin topluma yansıması idi. O da sebep-sonuç ilişkilerini, toplumlarda nasıl değişim olduğunu inceledim. Dolayısıyla bunlarla siyasi fikrin oluşuyor.
“SİYASİ GÖRÜŞÜMÜ PARASAL AVANTAJA DÖNÜŞTÜRMEK GİBİ BİR ŞEYİM OLMADI”

Madem batı kültürünü karma yaptınız kendinize, yabancı çizerlerin şatoda yaşadığı söylenirmiş eskiden. Bu söylentilerin bugünkü versiyonu olarak ise, şatoda yaşayan bir iki çizerden biri olarak Asteriks’in çizeri Albert Uderzo ve sizin adınızın geçiyor. Sizin zenginliğinizin zeytin ve limon la doğrudan ilgisi kurulabilir mi?
Karikatürden ben iyi para kazanıyorum ama hak ediyorum. Çok özel bir iş yapıyorum, çok çalışıyorum, kimseye de zorla bana bu parayı verin demiyorum, benim gibi kazanan bir sürü köşe yazarı arkadaşım var. Orada haksız kazancım yok. Kimse bana şu siyasi görüşü destekliyorum, şuna şöyle avantaj sağlıyorum diyemez. Birileri böyle yazılar yazdı, mahkemeye verdim, kazandım ama öyle bir şeyim olmadı. Siyasi görüşümü parasal avantaja dönüştürmek gibi bir şeyim olmadı. Olduğu zaman onun içinden çıkamazsın, ona göre tavır almak zor olur. Bir de ona gerek de yok, ben karikatürlerimi çizerek zaten bu konuda özgür olabilecek kadar para kazandım. Karım da destek oldu. Yardımcı oldu, kitaplarımı yayınladı, kitaplarımı sattı. Bu iktidardan nemalanmak konusuna bir tane örnek göstersinler. “Bak Salih şu doğrultuda çiziyor, bu da iktidarın işine geliyor, ona da avantajlar sağlıyorlar” gibi bir şey yok.
“NURSUNA’NIN BUGÜN NE KOMİKLİK BULACAĞIM DİYE BİR DERDİ YOK”
Bazı çıkar gibi görünen meselelerinde gönüllü katkılar sağladığınızı biliyorum. Maddi zenginliklerinizin kaynağını öğrendik. Manevi zenginliğinizin kaynağı da aileniz çünkü limon, kızınız Zeynep, zeytin oğlunuz Mehmet, Çıtçıt eşiniz Nursuna Hanım ve Babişko’da sizsiniz. Espri sandığının evinizin altına gömülü olması size nasıl bir güvence sağlıyor?
Ona tam öyle demiyoruz. Öyle dediğimiz zaman sorumluluk altına giriyoruz. Okullarda çocuklar soruyor, “Bunu kendi ailenizden esinlendiğinizi söylüyorsunuz, siz babişko kadar tembel misiniz?” diye soruyor mesela. Birileri Nursuna’ya, gelip, sen Salih’e şöyle söylüyorsun, Salih sana şöyle söylüyor” diyor. Nursuna bir gün akşam eve geldi, “Ya, dedi, sınıf arkadaşıma rastladım, benim şöyle şöyle yaptığımı zannediyor, düşünsene çocuk beni artık şişman bir tavuk olarak görüyor” dedi. Onun için orada genel olarak ailelerden esinleniyorum, bir de artık çocuklarım büyüdü, meslek sahibi oldular, evde çocuk da yok. Evin altında var ama o sandık, sizin çıkarabilecek beceriniz olması lazım. Her evin altında o sandıktan gömülü. Akşam eve geliyorum, konuşuyoruz karımla, benim başımdan bir sürü komik şeyler geçmiş oluyor, onunkinden hiç geçmemiş, onunkinden hep ciddi şeyler geçmiş oluyor. Bu komiklikler hep beni mi buluyor diye soruyorum. Sonra düşünüyorum, sen komiklikleri buluyorsun, çünkü bütün kafa yapını, düşünce yapını ona göre kurmuşsun, nerede ne komiklik oluyor, orginal ne oluyor diye onunla onu bağdaştırıyorsun. Öyle olunca komiklik çıkıyor. Tabi Nursuna’nın bugün ne komiklik bulacağım diye bir derdi yok. Ben başıma bir saksı düşse – Ay ne komik başım asaksı düştü diyorum. Eminim Nursuna’nın başına saksı düşse, hiç hatırlamak bile istemez, kimseye anlatmaz.
“İNSANLARIN DEĞERLERİNİ, DİNİ, HZ. MUHAMMED’İ ALAY KONUSU YAPMAK İSTEMİYORUM”, “SİYASİ GÖRÜŞÜ ELEŞTİRMEK, KARİKATÜRİSTİN EN TABİ HAKKI.”
Bir karikatürünüzde, İki laikçi kadın aralarında konuşuyor: Biri, " Dikkat ettiysen masaların tümü örtülü " diyor, diğeri, ağacın üzerindeki ampulleri göstererek, "Vah, vah, Noel ağacını da kendilerin benzetmişler; Bittik mahvolduk"diyor. Bu karikatürde kadınların elindeki, Atatürk bayrağının şekilsizliğiyle milletin değerleriyle oynadığınız iddia edilmişti. Karikatürlerinize konu olmayacak bir istisna yok mu? Veya karikatürcülükte üstünü çizdiğiniz bir mesele olamaz mı?

İnsanların değerleriyle alay etmiyorum. Orada Atatürk resmini bir gazete büyüttü, sanki ben Atatürk’e hakaret etmişim, onu çirkin çizmişim gibi yayınladı ama orada bir işgüzarlık vardı. Ben orada neredeyse 1cm’e 1cm’lik bir bayrak çizdim, mitinglerde bir Türk bayrağı ve üstünde siyah-beyaz bir Atatürk resmi vardır ya, o bayrağın içinde bir Atatürk çizdim, bir tarafı gölge olsun diye o tarafı taradım kalemle, ona kirli sakal yaptı, burnunu patates burnu, kulaklarını kepçe kulak gibi çizdi dediler, öyle kulplar taktılar ama en iyi niyetle, en güzel en becerebildiğim şekilde Atatürk’ü çizmiştim. Tabi onlar da kendi açılardan beni kötü, ön yargılı göstermek istediler ama yok öyle bir şey. Onun için insanların değerleriyle, din ile, Hz. Muhammed’le…bu konularda pek alay konusu yapmak istemiyorum ama siyasi görüşle veya başka sorunlara da girmem lazım. Çünkü benim de bir siyasi görüşüm var ve öbür siyasi görüşü eleştirmek, karikatüristin en tabi hakkı.
“SEN HER ŞEYİ ÇİZEBİLİRSİN DE YAYINLARKEN BİR KERE DAHA DÜŞÜNMEN LAZIM”
Bazı konulara ben girmek istemiyorum dediniz de, girmek isteyen girebilir noktasında ne düşünüyorsunuz, 'Uluslararası siyaset karikatüristi' Amerikalı Lurie ise, her şeyin karikatürünü çizmekten yana demeçler veriyor. Muhammed karikatürü çizdiği için yargılanan Charlie Hebdo çizeri Cabu ise biz “Tanrıyı bile çizeriz” diyebiliyor. Bizim çılgınlıklarımız, ABD’deki gibi karikatürlerin davadan muaf tutulduğu noktada olsa bile, nereden öteye geçmemeli sizce?
Çizebilirsiniz tabi. Ben şimdi şurada kağıt kalem verseler bana, her şeyi çizebilirim. Herkesi rahatsız edebilecek, en müstehcen, en rahatsızlık veren karikatürleri de çizerim. El benim, kağıt benim, kalem benim ama bunu birilerine göstermek bir risk başlatıyor. Bir kısıtlama koyuyorsun kendine ama çizebilirsin ne olacak ki? Bakarsın gördüğün bir kadını çizersin, el senin kalem senin ama onu göstermeye çekinirsin. Ahlak konusuna girer. Sen çizerisin de, bunun yayınlanması başka sorumlulukları getiriyor. Sorumlulukları, seninle paylaşan editörler var, yönetmenler var, medya sahipleri var, onlar da sorumluluk altına giriyor. “Tamam ben çizdim artık, yayınlanmalı” diyemiyorsun. Amerika’da siyahları, patlak dudaklı çizemiyorsun. Çünkü o patlak dudaklı siyah imajı, Amerika’daki siyah vatandaşları, o eski eziyet çektikleri, ayrımcılığa uğradıkları günleri hatırlatıyor. Onları kırıyor, üzüyor. Dolayısıyla Amerikalı karikatüristler daha duyarlı davranıyor ve onları öyle çizmiyor. Aynı şekilde Yahudilerle veya Müslümanları karalayan, dalga geçen şeyler çizerken iki kere düşünüyorlar, ancak marjinal yayınlarda çıkıyor, popüler yayınlarda çıkmıyor. Sen her şeyi çizebilirsin de yayınlarken bir kere daha düşünmen lazım. Veya birileri senin yerine düşünüyor zaten, ona göre seni kısıtlayabiliyor. Bu sansür değil de yayının tercihi ama her zaman marjinal yayınlar bulabiliyorsun veya artık bu devirde internete koyduğun zaman yayınlanıyor, bunu kimse önleyemiyor. Önlememeli de, internete koymayı kimse önlememeli. Ama dediğim gibi burada bu Muhammed karikatürlerinde sorun, editöryal bir sorun, yasal kısıtlamadan ziyade, editöryal değerlendirme yanlışı yapıldı, belki de sırf provokasyon olsun diye yapıldı ve provokasyon oldu. O bir karar.
“BEN NEYİ DOĞRU BULUYORSAM, NEYİ DESTEKLİYORSAM ONU ÇİZİYORUM”
Siyaset üzerinden sizi karalamaya çalıştıklarını konuştuk… Nazlı Ilıcak, “Salih Memecan'ın sanatına lâf edemeyenler, siyasi düşüncesini yererek, onu karalamaya çalışıyorlar” diye yazmıştı. Siyaset üzerinden karalanırken, sanatınız daha mı aydınlanıyor, beyazlaşıyor sizce?
Tabi. Hoşuma gidiyor, insanları rahatsız ediyor, birileri önem veriyor, bu benim için çok önemli. Onlar öyle düşünüyor, benim böyle düşünmemle ne olur ki? Bir yazar geçen gün bir yerde yazmış, he bir tarafı destekliyormuşum. O da hep o taraftan nefret ediyor. Onun o taraftan nefret etme hakkı var da, benim o tarafı destekleme hakkım niye olmasın? Benim siyasi, sosyal konularda bir fikrim var, o fikrimi desteklemem siyasi fikri benim desteklememden doğal bir şey olamaz. Ben illa bir gurup insan öyle dedi diye, onlara şirin görünmek için çizgilerimi veya dünya görüşümü onlara uyduracağım diye bir şey yok, öyle bir şey çok ilkesizlik olur, ben neyi doğru buluyorsam, neyi destekliyorsam onu çiziyorum. Ve 21 yıldır Sabah’ta da hep bunu yapıyorum. Bu arada hükümetler değişti, gazetenin editöryal ekibi değişti, gazetenin sahipleri değişti, hiçbiri bana artık şöyle değil de böyle çiz demedi, demek ki bunun bir okuyucusu var ve bu okuyucu onu beğeniyor.
“TÜRKİYE’DEKİ BU DEĞİŞİMDEN MEMNUNUM. ELEŞTİRİRSEM, NİYE BU KADAR YAVAŞ DEĞİŞİYOR DİYE ELEŞTİRİRİM”, “SAĞA SOLA BAKIP TAVIR ALMAK, ENİNDE SONUNDA SİZE BİR YERDE YANLIŞ YAPTIRIR”
Karikatürlerinizde, iktidara muhalefeti temsil eden kırmızı pelerinli “Seç-men”, kırmızı pelerinli “Süper-men”, Başbakan’ın gözünü morartırken de şu teğeti yeniden çalışmalıyım diyen, Erdoğan’a hediye veren türbanlı çocuklar, elektrik zammı karikatürü… diye de karşımıza çıkıyorsunuz aslında. İşin bu tarafına seyrek zamanlarda geçmeniz mi kaleminizin özgür olduğu inancını azaltıyor?Biraz daha eleştirel gözle baksanız neler söyleyebilirsiniz?

Valla ben onu mu destekliyorum, bunu mu sevmiyorum, ona mı şirin gözükeceğim diye çizmiyorum ki! Ben bu konuda ne düşünüyorsam, bu konuda neye sinirleniyorsam onu çiziyorum, artık kime denk düşerse. Valla Türkiye’deki bu değişimden memnunum. Hatta daha çabuk değişmesini istiyorum. Eleştirirsem belki o doğrultuda, -Niye bu kadar yavaş değişiyor? diye eleştirebilirim. Ama niye değişiyor, niye Kürt açılımı yapıyorlar diye niye eleştiriyim ki ben? Ben memnunum, dah aönce, daha çabuk yapılmasını istiyorum. İlla ben biraz dengede görüneyim diye, onu öyle çizeceğime böyle çizmek çok yanlış geliyor bana. Bu denge menge kollamak yanlış, sanatçıların hele böyle yapması çok yanlış. Sağa sola bakıp tavır almak, eninde sonunda size bir yerde yanlış yaptırır.
“İHSAN DOĞRAMACI İÇİN YAPTIĞIM KAPAKTAN SONRA ONA HAKSIZLIK MI YAPTIM DİYE DÜŞÜNMEDİM DEĞİL”
80'lerin ortalarında Nokta dergisinin efsanevi kapağının mucidinin siz olduğunuzu öğreniyoruz, Engin Ardıç'ın, "Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden.." isimli kitabından. Zamanın YÖK Başkanı İhsan Doğramacı'yla ilgili olan çizimi resmeden bu kapak, bir kurumu öven de yeren de çizimler yapabildiğinizi gösteren bir kapak neden olamadı bazıları için?
84’teydi galiba. YÖK’ü eleştiriyorduk. Ben de Nokta Dergisinin art direktörüydüm, kapağını yapıyordum. YÖK’ü eleştirmek son derece doğal, iyi bi rşeydi o zaman için. Şimdi gündemde değil ama herhalde şimdi de eleştirecek çok tarafı vardır. YÖK’ü eleştirmek için en etkili yol, YÖK Başkanıydı. Kapakta üniversitenin içine eden bir YÖK Başkanı canlandırdık, o zaman photoshop yoktu, photo montajla yaptık, sonra yıllar sonra bir davette ben İhsan Doğramacı ile yüzyüze geldim, o zaman 90 yaşlarındaydı ve bilmiyorum hatırladı mı o kapağı, çünkü dava açtıydı ve kazandıydı. Ya da o kapağı benim yaptığımı hatırladı da kibarlığından mı sesini çıkarmadı, konuyu gündeme getirmedi yoksa hatırlamadı mı? O sırada Afganistan’da, Irak’ta yaptığı eğitim faaliyetleri, Güneydoğu’da açmayı planladığı okullardan bahsetti. Böyle takdirle dinledim, izledim, içimden –Acaba haksızlık mı ettim? diye geçirmedim değil. Ama sonradan da düşünüyorsun ki, benim o kapağı yaparkenki hedefim zaten, İhsan Doğramacının şahsız değildi, YÖK müessesesi idi. Öldüğü zaman da şöyle bir karikatür çizdiydim:” İhsan Doğramacı bulutların üstünde, üniversiteler kurarken” Ve orada da dediler, -Ya bak değişti, o zaman neler düşünüyordu diye. O değişim değil, o doğal gelişme diye yorumlarım.
“HANGİSİ İKTİDARDI, HANGİSİ MUHALEFETTİ, HANGİSİ KOALİSYONDU DİYE BAKIPTA TAVIR ALIP ALIRSAN O ZAMAN İLKESİZ OLURSUN”

Peki işin şu tarafında bakılırsa, “Her nanenin iktidar yanlısı bir yere kadar çekiliyor fakat karikatüristin iktidarperveri çekilmiyor.” demiş Kanat Akkaya sizden söz ederken. Gerçekten çok fazla gülme malzeme çıkartacak bir alan için iktidarla fazla uğraşmıyor olmak, sıkıntılı bir durum mu?
Şey ne ilkesiz bir durum olurdu düşünsene…Sen Karikatüristsin, iktidar değişiyor, sen birden bire onları değiştirirken, birden bire onları eleştirmeye başlıyorsun. Kanat öyle mi yapacakmış? Böyle siyasi görüşünü, tavrını iktidara kim geliyor kim gidiyor diye mi ayarlayacakmış? Öyle şey olur mu? İnsanın ilkesi olur, dünya görüşü olur. Tuttuğu fikri savunur, tutmadığı fikri savunmaz. Hangisi iktidardı, hangisi muhalefetti, hangisi koalisyondu diye bakıpta tavır alıp alırsan o zaman ilkesiz, omurgasız, bel kemiksiz olursun.
“HAYATIMI İYİ DEVAM ETTİRMEK İÇİN HİÇBİR SİYASETÇİYE MÜDANAM YOK”
Peki bağımsızlık noktasında, “Karikatürcü bağımsız olur” diyen ünlü Fransız çizer George Wolinski’ye göre, ilk dönemlerden itibaren karikatüristlerle iktidar hep sorunludur. Bu geleneği bozmak için özel bir gayretiniz var mı yada bu gelenek bozulmalı mı?
Bağımsızlığım şöyle bağımsız. Kimseye muhtaç değilim veya borcum yok. Yaşamam için, para kazanmak için veya hayatımı iyi devam ettirmek için hiçbir siyasetçiye müdanam yok. Hiçbir şeye mecbur değilim. 28 Şubat sırasında muhalefet yapmamı bekleyen, şimdi muhalefeten bekleyen arkadaşlar son derece yalakalık yapıyorlardı hem de yalakalık yapmamaları gereken şeye yalakalık yaparken utanmıyorlar mıydı o zaman onlar? Hem o zaman utanmıyorlardı hem şimdi beni eleştirirken, Türkiye’nin sivilleşmesini desteklememi, askeri darbelere karşı çıkmamı, daha fazla özgürlüğün olması veya daha fazla Batı standartlarında bir toplum olmamızı savunan karikatürlerimi muhalafete muhalefet yapıyorum diye görüyorlar, yuh onlara. Darbeleri, çeteleri desteklemeyi, muhalefetçilik yapıyorum zannediyorlar. Ne ayıp bir şey!
Siz bu konuda şunu diyorsunuz zaten:” Bürokrasinin değil seçilmişlerin iktidarını, yani siyasetin hakim olmasını, kişisel hürriyetlerin daha fazla olmasını istiyorum, CHP bunları yapsa göklere çıkartırım”
Normalde CHP olması lazım. Daha solcular ya!....
“KILIÇDAROĞLU, İNŞALLAH LİDERLİĞİNİ GÖSTERİR DE BEN MAHCUP OLURUM”
Peki CHP demişken, Kılıçdaroğlu’nu “medya tarafından şişirilen bir balon” olarak çizmiştiniz. Bugün o balon, Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında uçuyor, oldu ya indi, bunu yine medyaya mı mal edersiniz, medya mı sorumlu olur bundan?
Ben o zaman öyle gördüm, öyle çizdim. Şimdi bekliyoruz, ona göre yeni durumlar da çizeriz. Ama gazeteci olarak çok şişirilmiş siyasetçi gördük. Bizim basın mensupları olarak çok şişirdiğimiz siyasetçileri de gördük. Sonra da düşüşünü gördük. Bu tecrübeyle olan bir şey. Kılıçdaroğlu ile ilgili çizdiğim o karikatür de o tecrübenin yansıması idi. İnşallah kendi çıkar, liderliğini gösterir ve ben de mahcup olurum. Bir risk tabi benim yaptığım, bütün karikatürler risk. Her zaman mahcup olma riski taşıyorsun ama o riski de alıyorsun. Bu karikatür de öyle. Keşke beni mahcup etse!

“BENİM KARİKATÜRLERİM CİDDİYE ALINABİLİR.”
Evet bu açıdan baktığımızda Karikatür yakın ve uzak tarihimizi kodlamada ne kadar ciddiye alınmalı diye sormak istiyorum zira karikatürlerinizden birinde; Elinde malum belge bulunan 2 kişi konuşuyor. Biri soruyor: "27 Mayıs?" Öbürü cevaplıyor: "Gerçek!" İlki sırayla soruyor: "12 Mart" -"Gerçek", "12 Eylül" -"Gerçek", "28 Şubat" -"Gerçek", "27 Nisan" -"Gerçek". Soruları soran ikinciye sonunda belgeyi gösteriyor ve soruyor: "Bu belge?" Bu sefer cevaplayan "Valla sahte olabilir"
Valla ben bu işi çok ciddiye aldığım için benim karikatürlerim ciddiye alınabilir. Çok mahcup olabiliyorsun. Bir de tabi insanların fikri değişiyor. 1970’lerde savunduğun şeyleri illa şimdi savunman gerekmiyor. 1970’lerde dünya değişiyor, o zamandan beri siyasi gelişmeler oluyor,ü dünyanın gidişatı değişiyor. 1930’larda batıcılık iyiydi, Türkiye Cumhuriyeti bu temeller üzerine kuruldu ama o zamanki batı şimdiki batı değil ki! O zamanki batıda nazizim vardı, faşizm vardı. Şimdi hiç de takdir edebileceğimiz bir Batı değildi, savaşlar geçirdi, kendilerini düzelttiler, başka bir çizgiye geçildi. Tamam biz yine batılı olalım ama 1930’ların batısı olmayalım, 2000’lerin batısı olalım, olacaksak eğer. Kavramlar değişiyor. Ama ben illa bunu savunacağım dediğin zaman, demode oluyorsun. Modern mimari, 1930’larda moderndi, şimdi değil. Şimdi demode ama adı modern. Ben çağdaşım diyen bir sürü insan, eminim zamanında çok çağdaştı ama çağ değişti.
“DİĞER KARİKATÜRİSTLERİN DE TAYYİP BEY’İN YAPTIĞI DEĞİŞİMLERİ DESTEKLEMESİNİ BEKLİYORUM”
Peki çağ ne kadar değişirse değişsin sizin gibisini bulmak zor olur mu? Leman bir kapak yapmıştı. Evinizde verdiğiniz davete binaen,“Ah be Memecan, bütün karikatüristler senin gibi olsa hepsi başa bela” diyen Başbakan’a döner kesme makinesinin başında “Ee benim gibisini zor bulursun” cevabını veriyorsunuz. Leman espriyi tadında bırakmış mıydı bu sözlerle?
Herhalde Tayip Bey’in yaptığını destekleyen karikatüristi zor bulursun demek istedi. Tayyip Bey’in yaptığı değişimlerde, bir sürü sivil, özgürlükçü değişimler var, açılımlar var, değiştirdiği yasalar var, kadın haklarına yapılan eklemeler var. Bunları desteklemek diğer karikatüristler için zor bulunacak bir şey olması utanç verici tabi mesleğimiz için. Onların da bunları desteklemesini ben bekliyorum. Döner keserken çizmişler, o gün döner yoktu evde, balık ızgara vardı…
“ELEŞTİRENLER BUNU SİYASİ ÇEKİŞMELERİ, SİYASİ FARKLILIKLARI ÜZERİNDEN YAPIYORLAR.”
Evinizde Başbakan ve diğer partililer için verdiğiniz davet üzerine yazıp çizenler için Mehmet Ali Birand, size karşı duyulan kıskançlığa dikkat çekmişti. Göle benzin karıştığı bu durumlardan sonra içme suyu kalitesi vermeyi nasıl başarıyorsunuz, yani kıskançlıklardan sıyrılıp ortaya iyi şeyler çıkartmayı?
Eşim Ak Parti milletvekili, Erdoğan Genel Başkanı, bizim eve gelmesinden daha doğal bir şey olamaz. Benim orada karımın yanında olmam da normal. Karikatüristlerin böyle bir şey çizmesi de normal. Benim karikatürlerimi isteyen ciddiye almayabilir. Ben onları pek ciddiye almadıydım. Onlar da benim karikatürlerimi ciddiye almasınlar. Kıskançlık olarak görmüyorum da, siyasi çekişmeleri, siyasi farklılıkları onun üzerinden yapıyorlar. Benim onlardan farklı düşünmem çok normal, olabilir, karikatüristlerin veya yazarların farklı düşünmeleri çok normal. Buna yalakalık yapıyor, avanta sağlıyor diye yorumlamak biraz haksızlık. Benim anlamadığım şey, benim açımdan daha özgürlükçü olmaları gereken, daha askeri değil de sivil otoriteden yana olması gereken, daha çok seslilikten, daha çok kültürlülükten yana olması gereken, sanatçı olması gereken arkadaşların nasıl böyle düşündüklerini anlamakta zorluk çekiyorum, eminim onlar da beni anlamakta zorluk çekiyorlar. Ben de isterdim ki, onlarla dünyadaki sanatçı standardı, daha özgürlükçü, daha insan haklarından yana, daha gelişmeden reformlardan yana olsunlar!...Belki değişecekler, belki değişmeyecekler…

“TÜRK KARİKATÜRİSTLER ÇOK YARATICILAR AMA İÇİN İÇİN BİR ÇOĞUNU KISKANIYORUM”
Peki reformları aynı duyguyla karşılamadığınız meslektaşlarınızın dünya karikatüristlerinin içinde heyecanını nasıl buluyorsunuz, yeterli dinamiğe ulaşmış görüyor musunuz?
Bir kere o siyasi kısımlarını bir kenara bırakıyorum, istedikleri gibi düşünebilirler, düşünmeyebilirler ama karikatüristlerin içinde anormal kabiliyetli çocuklar, gençler hatta kadınlar var. Çok büyük potansiyel var. Bundan Türk olarak iftihar ediyorum. Gönül istiyor ki o arkadaşlar günlük basında da yer alsınlar, gazetelerde, televizyonlarda. O zaman Türk karikatür sanatı daha ileri olur. Çok komik şeyler yapıyorlar, çok yaratıcılar. Bunları böyle söylüyorum ama için için de bir çoğunu kıskanıyorum, hele kızım tutup da -Ay ne komik baba, şunlara bak dediği zaman, -Hay Allah gidip biraz çalışayım bari demek geliyor. Bütün hepsi aynı zamanda rakibim. Ama iftihar ettiğim rakiplerim.
“KARİKATÜRİSTLERİN GAZETEDE YER ALMASI İÇİN SİYASET YAPMALARI GEREKİYOR”
Ama onlara öncü olduğunuz da bir gerçek tabi. Hatta öncülükten de öteye geçmişsiniz Ergun Babahan’a göre…Ergun Babahan, sadece karikatürlerinizle Türk Basını'nda farklı bir çizgi açmadığınızı, gazetelere grafik sanatını da sizin tanıttığınızı yazmıştı. Türk gazetelerinde grafik servisi kurulması, gazete dizaynının modernleşmesi, beyaz alanların rahatlıkla kullanılması, siyah beyaz sayfalara farklı bir anlayışla yaklaşılması gibi konularda katkılarınızdan söz etmişti. Bugün sizinkinin üstüne ne kondu ve bu arkadaşlar neden bu imkanlardan yararlanamıyorlar?
Gazete sayısı kısıtlı. Bir de bu arkadaşlar, ilgilerini çekmiyor. Siyaset yapmaları gerekiyor. Siyaset jargon kaldırmıyor. Siyasetle ilgilenmiyorlar. Halbuki gazeteler günlük siyasetle varlar. Çok cesurlar ama günlük gazeteleri okumak, takip etmek, siyasi duruş daha başka bir mesai gerektiriyor. Hâlbuki onlar çok daha başka alandan besleniyorlar. Ve o alanda da önemli katkılar yapıp, komiklikler bulunabiliyor. İnsanı çok mutlu ediyorlar.
“LİMON VE ZEYTİN KİTAPLARINI OKUYAN ÇOCUK, ÜÇ KARE SONUNDA ÖDÜLÜNÜ ALIYOR”
Bizimkiler önce heykel oldu caddelere döküldü, sonra havlulara, bardaklara, okul defterleri ve çocuk giysilerine basıldı, fakat en çok da kitaplaştığı zaman yerini buldu sanki. 20’nci kitap Kahramanlık zamanı ile kâğıt üzerindeki buluşmalarınızın en güzelini mi yaşadınız?

Limon- Zeytin’in kitapları çok önemli. Gazeteden, televizyondan ziyade kitap okuyucusu var. Bunlar bütün kitaplarını alıyorlar ve çok da keyifli okuyorlar. Bazen ben de okuyorum ben de çok keyif alıyorum. Hele çocuk olsaymışım ne kadar hoşuma gidermiş. Aileler biliyorum çocukları bütün kitapları almış, çocuk sizin kitaplarla kitap okumayı sevdi diyen…Çocuk okuduğu şeyi anlıyor, her gün aile içinde geçen olay, orada bir de espri var, çocuğu çok yakalayan, çizim var renk var, bir de okumak zorunda olduğu şey, üç kare. Okuyor, üç karenin sonunda ödülünü alıyor. İkinciyi okuyor, yine üç kare okuyor, yine ödülünü alıyor. Bir kitabı zevk almak için baştan sona kadar okuması gerekmiyor, istediği yerde başlıyor, istediği yerde bitiriyor, tam benim tercih edeceğim kitap, ben de öyle okuyorum kitapları, açıyorum iki sayfa okuyup kapatıyorum.
“BENİ ÖRNEK ALMAMALARI LAZIM ÇOCUKLARIN”
Onun için herhalde. Koç Holding, sizinkilerin kahramanlarıyla oluşturduğu tiyatro oyunu projesinde binlerce çocuğa ulaştı. Demek ki zihinsel ve kültürel gelişimlerine çok katkıda bulunduğu için… Yaptığınız işin ders modülleri arasına girerek altını çiçeğin peşine düşürmeyi ister misiniz?
Biz bunları okul öncesi kitaplarında renkleri, kavramları, zıtlıkları vermekte kullanıyoruz. Ama çok da ders kitabı olsun istemiyorum. Sonuçta Limon ve Zeytin karakterler. Onlar her zaman en ideal karakterler olmayabilirler. Bir de zaten en olması gereken karakteri de ben saptamayayım. Onu da anneleri, babaları, öğretmenleri saptasın. Bu çok mesuliyetli bir iş. Zaten çocuklara kitap yapmak, mesuliyet de getiriyor, o da pek hoşuma gitmiyor. Beni örnek almamaları lazım çocukların, annelerini, babalarını almalı. Benim belki karikatüristliğimi, çalışma tarzımı örnek alır ama örnek alınacak biri varsa anneleri, babaları ve onların önerdiği kimselerdir.
Ama bunu en çabuk yoldan sizin yapmanız da mümkün çünkü yılbaşlarında bütün bir yıl gelişen olayları karikatürize ediyorsunuz. Bütün bir yılda yazmaya çalışılan haberlerin, yazıların tümünü bir sayfada özetleyebilme becerinizin gücü, sadece çizim ustalığınızdan mı yoksa ülke gündemine olan hâkimiyetinizden mi geliyor? Çocukların da kendilerinde arayacakları şey, çizim kabiliyeti mi, mizahi yetenek mi, ya da ülke gündemini çok iyi takip etmek mi?
Siyaseti iyi takip ediyorum, bir çok köşe yazarını her gün okuyorum. Gazeteleri her gün okuyorum, gece yatmadan, sabah kalkınca ve öğlen okuyorum, internetten okuyorum dolayısıyla o gündemi çok iyi takip ediyorum bir de ben geçmişten beri siyasetle ilgilendiğim için fikirlerim var, bir de çabuk çiziyorum, onları çizince oluyor.
“BEN ZATEN MUHAFAZAKÂRLAŞMADIM, OLSA OLSA DAHA LİBERALLEŞMİŞİMDİR”
Karikatürist duruşunu irdeleyen bir yazısında, Yavuz Baydar, bir veya beş yıl önceki karikatürlerinizdeki tavrınızla bugünkü arasında bir fark göremediğini yazmıştı. Zihinsel olarak yaşadığınız bir değişim oldu mu(ters yönde), karikatürlerinize yansıtmadığınız?
Hayır öyle bir şey olmadı tabi bu 28 Şubat’tan sonra Türkiye’de daha önce yakın olmadığım guruplarla yakınlaşma fırsatı buldum çünkü 28 Şubat’ta bu muhafazakar kesimin mağdur olduğunu gördüm, onlardan toplantılar yaptık, yemekler yedim, arkadaş olduk beraber bir sürü faaliyetlerde bulunduk ama ben yine aynı çizgimde devam ediyorum. Yani ne ben muhafazakarlaştım ne de o arkadaşlarım benim yaşam tarzıma heves etti. Hoş tarafı da bu, ne ben değiştim, ne onlar değişti, neyi nasıl çiziyorsam öyle. Ben zaten muhafazakârlaşmadım, olsa olsa daha liberalleşmişimdir. Daha haklılıkların hiç de tehlikeli olmadığına, bilakis insanlar birbirini tanırsa ne kadar uyum içinde yaşayabileceklerine, ne kadar birbirine olumlu katkı sağlayacaklarını gördüm bu tecrübelerle. Bir çok arkadaşım bunun farkında değiller, hala, “yarın irtica getirecekler”diyorlar.

“GAZETECİ ESKİSİ KADAR ETKİN DEĞİL”
Kişisel gelişiminize katkıda bulunan süreçlere ilişkin sormak istediğim iki üç soru var…Atın üzerinde biri parmağını ileri uzatmış, "Ordular ilk hedefiniz Kuzey Irak" komutunu veriyor. Atın arkasında başları miğferli iki askerden biri diğerine soruyor, "Bu da kim? Başkomutan mı?" Diğeri cevap veriyor: "Yoo, Gazeteci! " Gazeteci bir ülkenin kaderinde gerçekten bu kadar etkili olabilir mi?
Eskiden olabiliyordu. Şimdi bir gazeteci değil bir sürü gazeteci etkin olabiliyor, eskiden tek sesliydi. 28 Şubat onun için maalesef bu kadar etkili olabildi ve başarıya ulaşır gibi oldu. Çünkü basın tek sesliydi o zaman. Şimdi öyle değil. Şimdi farklı bir basın var, her ses var basında. O zaman karar veriliyordu, bir doğrultuda yayın yapılıyordu, hükümet düşüyordu, şimdi düşmüyor şekilde görüldüğü gibi…
“KARİKATÜRİST OLARAK, AMERİKA’DAKİLERDEN, UZAK DOĞU’DAN VE ORTADOĞU’DAN DAHA RAHAT ÇİZİYORUM”
Peki şekilde demokrasi ile ilgili ne görünüyor? İki yıl önce 'Cumhuriyet'i, 85 yıldır 'Demokrasi' adlı güzel (ama burnu havada) bir kızın peşinde koşan yaşlı ve kararlı bir adam şeklinde çizmeniz fazla iyimser bir yorum olarak algılanmıştı. Demokrasi konusunda iyimser tavrınız sürüyor mu?
Sürüyor valla. Farkında değiliz ama çok şey değişti Türkiye’de. İçinde yaşadığımız için daha az farkında oluyoruz. Demokrasi konusunda daha çok yolumuz var ama çok yol kat ettik. Biz şimdi kendimizi Avrupa ve Amerika ile karşılaştırıyoruz, bir çok konuda geride hala geriyiz ama yaklaşmış durumdayız, ama diğer başka ülkelerden ayrıldık ve çok farklı bir yere geldik. Ben karikatürist olarak, Uzakdoğu ülkelerinden bir sürü karikatürist arkadaşımdan daha rahat çiziyorum, bir sürü Ortadoğu ülkesinden daha rahat çiziyorum, bunları Davos’taki karikatüristlerin toplantılarından biliyorum hatta Amerika’dakilerden daha rahat çiziyorum çünkü orada bu editör baskısı var, bizde en azından benim çalıştığım gazetede o da yoktu. Türkiye’de karikatürist baskısı yoktu, oldukça özgür çizebiliyorduk ama daha da özgür(belki benim için öyle ama diğer arkadaşlarım içinde) olması gerekir Türkiye’nin. Türkiye’de karikatüristin elini kolunu bağlayan bir sürü gereksiz yasa var hala. Onların olmaması lazım, yakışmıyor, bir an önce düzeltilmesi gerekir. Bizdeki avantaj, editöryal baskı. Köşe yazarları ve köşe çizerleri batıdakinden daha bağımsız, gazete yönetimi söz konusuyken. Ama yasalar nezdinde daha zordalar. Bir sürü yazar- çizer davalarla boğuluyor, hapislere giriyor…bu tabi utanç verici bir şey, Türkiye’nin geldiği bu ortamda.
“KÖŞE ÇİZERLERİ KÖŞE YAZARLARINDAN DAHA ETKİN”
Davos konusuna geleceğim ama editöryallık konusunun çok üzerinde durduk. Karikatür ile kendinizi hangi yorum kategorisine sokuyorsunuz, editöryal anlamda köşe yazarları ile çizerleri arasındaki baskın gücün hangisinde olduğunu düşünüyorsunuz, daha etkin olduğunu söyleyebilir misiniz?
Tabi ki. Çünkü beni okumak daha kolay. Daha az vakit alıyor, bakıyorsun, gülüyorsun, geçiyorsun. Daha da önemlisi, grafik akılda kalıyor, beyinde daha direk yer ediyor, köşe yazısı bir sürü kodları değiştirerek beyne gidiyor; o harfleri kelimeye dönüştürüyor, sese dönüştürüyor, o sesler anlamın kodunu veriyor, hâlbuki karikatürde, kapıysa kapıyı görüyorsun, Tayyip Erdoğan’sa T.A.Y yazmak zorunda değilsin, Tayyip Erdoğan’ı çizince onu görüyorlar. Grafik akılda kalıyor, dolayısıyla insanlar gördüğü şeyleri daha zor unutuyorlar.

“DAVOS’UN SÜKUNETİNİ, MUHAMMED KARİKATÜRÜ BOZDU”
Demek ki verdiğiniz mesajlarda sizin daha dikkatli olmanız gerekiyor… Davos zirvesine bir kaç kez çizimlerinizle katıldınız. Bu zirvenin yakın takipçilerinden oldunuz. Çizimlerinizden en ilgi çekeni, onca insanın dünya için bir araya gelip 'Ne yapabiliriz'i tartıştığı resimdi. Erdoğan’ın one minute çıkışından sonra böyle bir tablo bir daha oluşamadı. Sizce Davos’un sükunetini Erdoğan mı bozdu?
Yok, en azından karikatüristler için Davos’un sükunetini, Muhammed karikatürü bozdu. O Muhammed karikatürlerinden sonra Davos yönetimi ne kadar riskli bir alanda bu karikatüristlerle bir işe girdiğini fark etti ve karikatüristlerin olduğu programı iptal etti. Çünkü yönetimi, organizatörleri, dünyadan 6-7 karikatürist çağırıyordu, onlarda çeşitli konularda sunum yapıyordu ama baktı ki risk olabilecek bu karikatür işi.
“ŞU AN İSRAİL’İN GÜTTÜĞÜ POLİTİKALAR, 20 YIL ÖNCENİN POLİTİKALARI”
Davos zirvesindeki karikatürünüzde"Güvenlik ve Refah" temasını kafeste olan ve olmayan kuşlarla görselleştirmiştiniz. Biri uçuyor ama güvende değil. Diğeri güvende ama kafeste. Türkiye İsrail ilişkisini bu tablo üzerinden değerlendirebilir misiniz?
Türkiye- İsrail değil de Türkiye dış politika meselesinde, Türkiye artık daha özgür davranıyor. Bu çok önemli bir değişim. Bunun da en büyük sebebi, Türk toplumunun demokratikleşmesi. Türk toplumu siyasette hatta dış politikada daha etkin rol alıyor. Sen artık Türk halkına rağmen dış politika yapamıyorsun, bu çok önemli bir gelişme. Amerikalılar da, Amerika halkına rağmen dış politika yapamıyor. Dolayısıyla Amerikalılar, İsrail’i destekliyorsa İsrail doğru yaptığından değil de bir dahaki seçimlerde seçilmeleri için destekliyor. Türkiye’de de aynı şey geçerli, Türkiye artık daha demokratik bir toplum. İsrail halkı lehine veya aleyhine bir politika yapman için Türk halkını ikna etmen lazım çünkü bir daha ki seçimlerde söz sahibi yine onlar olacak. Bu da diğer demokratik kararlarda olduğu gibi yanlış değil, doğru netice vereceğini inanıyorum ben. Dünya değişiyor, Türkiye büyük değişimden geçiyor, İsrail’in de değişmesi lazım. Bunu her şeyden önce İsrailliler için yapması lazım. Nasıl biz Türkiye’deki reformları, dünyaya daha iyi ayak uydurmayı Türk toplumunun geneli için istiyorsak, İsraillilerin de bunu görüp istemesi lazım. Düşünsene, böyle gergin ve savaşçı bir ortamda yaşayan İsrail’de herkes çocuğunu 3 yıllığına askere gönderiyor, her an tepelerinden roket atılacak endişesi ile yaşıyor, hâlbuki teknoloji son derece ileriler, bilimde ileriler, çevreye verecek, etraflarına sunacak o kadar çok şeyleri var ki, entelektüel olarak ama çevreleriyle iyi geçinemiyorlar. Bunu başarsalar, hem kendileri için hem bölge için hem de Türkiye için iyi olacak. Şu an İsrail’in güttüğü politikalar, 20 yıl öncenin politikaları. İsrail artık bu politikalarını gözden geçirip değişmesi lazım yani çağa uygun bir devlet olması lazım.
Son iki sorumu yine karikatür üzerine sorup söyleşimizi sonlandıracağım….Birol Bayram ile bir esprinizde pişti olmuş, ikiniz de Erdoğan'ın başına Anayasa'dan koruyucu baret takmıştınız. Bu tür durumlar aslında yazıp çizdiğiniz her şeyin yaptığınız muhabbetlerden doğduğunu mu gösteriyor?
Hayır tamamen ‘Aklın yolu birdir’in eseri. Karikatüristliğin bir düşüncesi, sistematiği vardır. O sistematik onda da var, tıkır tıkır gidiyorsun, aynı şeye ulaşıyorsun. Onun için çok bakmamak lazım birbirinin ne çizdiğine, sonra hay Allah o çizmiş ben çizmeyeyim diyorsun, görmezsen sorun yok, benzer olsa bile görmediydim diyebiliyorsun.

“SEVİLAY OĞLUNU KARİKATÜRİST YAPABİLİRSE YAPSIN.”, “SANATÇI OLMAK İYİ BİR ŞEY, HEM DAHA ZEVKLİ EKONOMİK VE KÂRLI”
Sevilay Yükselir nazire ile yazmış olsa da bir köşe yazısında, Vazgeçtim oğluma, “Doktor ya da diplomat ol” demekten. Bundan böyle, “Çiz oğlum çiz! Salih Amcan gibi karikatürist ol!” diyeceğim…”demişti. Sizin de gençler için bu işi meslek edinmesi adına söyleyebileceğiniz bir şey var mı?
Orada Sevilay Yükselir benim Bakanlık’tan veya TBMM’den haksız kazanç elde ettiğimi iddia ederek yazıyor, sonra mahkemeye verdim ve kazandım. Kendisine gazeteci meslektaşım olduğu için tazminat davası açmadım ama yalan yazdığını göstermek için dava açtım ve kazandım. Ve de gazeteport’ta değil ama habertürk’teki programından tekzip yayınlattım. Ama oğlunu karikatürist yapacaksa tavsiye ederim yapsın. Çünkü çok tavsiye ediyorum, bu tasarım, güzel sanatlar, karikatüristlik, resim Türkiye için hatta dünya için geleceğin meslekleri. Daniel Pink diye bir yazar var. “Beyin” üzerine yazı yazmış (A Whole New Mind- Aklın Yeni Sırları). Diyor ki, “Eskiden iktidar sol beyinlilerdi, sol beyni gelişmiş olanlardı, sol beyin rasyonel insanlar yetiştiriyor; iş adamları, mühendisler, NBA’ler ve sol beyni gelişen insanlar kâr yaptırıyordu, para kazanıyordu, dünyayı yönetiyordu çünkü onlar fark yaratıyordu diyor, ne kadar ucuza mal ediyorsan o kadar kârlı oluyordu” diyor. Ama şimdi yeni teknolojik gelişmeler, globalleşme, küreselleşme bunlar artık düzeni değiştirdi diyor. Sen ağzınla kuş tutsan, mühendislik harikaları da yaratsan bir gömleğin maliyetini %5 düşürürsün diyor, halbuki bir sanatçı o gömleğe bir dizayn çekip, bir artistik marka yaratsa o gömleği sen üç misli fiyata satabiliyorsun diyor. Onun için sanat fark yaratıyor. Bak etrafına, Türkiye zenginleştikte sinemacılarıyla sesi duyuluyor. New York’a gidiyorsun, sinemada Fatih Akın filmi diye afiş görüyorsun, bu gelişmenin sembolü. Bak zengin ülkelere, modacılarıyla varlar, mühendisleriyle değil. Tekstil ürünleriyle olanlar da markalarıyla varlar, bunu marka yapan, moda yapan, sanat yapan ise tasarım ve sanat, sanatçılar. Dolayısıyla sanatçı olmak iyi bir şey, hem daha zevkli ekonomik ve kârlı. Ekonomik olarak daha akıllı bir seçim onun için Sevilay oğlunu karikatürist yapabilirse yapsın.