Az önce yanımdan ayrılmış olan ve Anadolu yakasında oturan bir arkadaşımdan bir SMS aldım. Söz konusu dumanın Haydarpaşa Garı’ndaki yangından kaynaklandığını, çok üzgün olduğunu yazıyordu. Yangının derecesini pek kestirmemekle birlikte çok da önemsemedim. “-Basit bir yangındır” diye teselli buldum kendimce. O esnada orta yaşlı bir adam bana ve çekim yapan TRT ekibine köprüyü gösterdi ve “-Orayı çekin” dedi. “-Köprü üstünden geçen o ambulansların tümü Haydarpaşa Garı’na gidiyorlar. Bomba patlamış, hem de canlı. Bir sürü ölü varmış!” dedi. Hemen cebimdeki telefondan son dakika haberleri’ne girip baktım. Haydarpaşa Garı’nda yangın olduğu doğruydu ama hiçbir site bombadan bahsetmiyordu. “Yaşlı provokatör “diye gözlerim adamı aradı baktım aynı hikayeyi balık tutan gençlere anlatıyor ballandıra ballandıra.
Neyse; olay, akşam ve ertesi günlerde aydınlatılınca işin renginin biraz daha farklı olduğunu gördük hepimiz. Şahsen ben birkaç gün önce Aşiyan Mezarlığı’nda Attila İlhan’ın mezarı başında çektiğim kısa filmde geçen dizelerin:
(“…eğer sen yine istanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki haydarpaşa'dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan…”)
nasıl olurda bir hafta sonra bu kadar açık bir gerçeğe dönüştüğünün şaşkınlığını yaşadım uzun süre.
Bütün gazeteciler önce böyle bir binada olması gereken kameraları sorguladılar. Var mıydı , yok muydu? Neyse ki varmış. Eee kayıtlar. İşte onlar yok. Demek birileri kamera kayıtlarını yok etmiş. Buraya kadarki her şeyin üstüne gidildi, haber yapıldı, takip edildi, sorgulandı. Sonra her zamanki gibi gazetecilerin ilgisi başka yerlere kayınca Haydarpaşa da yangınının artıkları ve intihar dumanları ile baş başa bırakıldı.
Geçen gün gizli saklı, küçücük bir haber düştü bazı gazetelere. Bilirkişi konuya ilişkin gerekli incelemeleri yapmış ve bir rapor hazırlamıştı. Rapora göre; Haydarpaşa Garı’nda kameraların olduğu doğruydu, Kayıt yapma özelliklerine de haizdiler, Tesisat da döşenmişti adam akıllı. Ancak bir tek eksik vardı: Kameralar ile tesisat birbirine bağlı değillerdi. Kameraların kayıtlarının izlenemiyor oluşu da bu küçücük, minicik kusura bağlıydı.
“Orası Anadolu diye mi Allah’ım” dedim kendi kendime. Kimse oranın sorumlusu bilmiyorum ama bir an onun adına sevindim. Kameranın onun paltosunun altında kalmasından ötürü kayıt alamamış olması beni daha fazla üzerdi diye düşündüm. Böylesi kıytırık sebeplerle olan bitenden haberdar olmamamız da bir terördü, bir bombaydı aslında. Ortaköy'deki orta yaşlı adamı düşündüm bir an, niyeti belki başkaydı ama doğru söylemişti farkına varmadan. Terör demişti, yangın demişti, bomba demişti.
Açıp tekrar okudum İstanbul Ağrısı’nı. Sonlarına doğruydu sanırım bir yangın düştü içime. Bir yangın ki Attila İlhan'a okunun bir fatiha ile söndürülmeye çalışılan;
…ulan bunu sen de bilirsin istanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık"
hamidaydin@gmail.com