TBMM Genel Kuruluna sunulan, 2011 yılı bütçe görüşmeleri, bir kez daha gösterdi ki, AKP iktidarına kolay kolay bir alternatif maalesef yok. 73 milyon insanın yaşadığı, 50 ye yakın siyasi partinin bulunduğu bir ülkede, iktidarın alternatifsiz olması, ancak ve ancak maalesef diyerek anlatılabilir. TBMM çatısı altında bulunan, AKP dışındaki siyasi partilerin, bugünkü durumu, geleceğimiz için pek umut verici değil. Hal böyle olunca geriye bir tek, Başbakan Erdoğan'ın ve AKP kadrolarının, ellerindeki gücü kontrolsüz kullanarak, bir "mutlakiyet" yaratmamaları için, dua etmek kalıyor. Başbakan Erdoğan'ın, kendinden emin duruşu, hitabet gücü, kürsü ve konu hakimiyeti, Haziran sonrası fotoğrafın nasıl olacağını, bugünden açık seçik belli ediyor.
64 yıllık çok partili hayatı, iki askeri darbe, iki de büyük müdahele ile, zaman zaman kesintiye uğratılan Türkiye'nin, artık tam Demokrasiye geçerek, demokratik bir gelenek oluşturması gerekiyor. Bu da ancak, halkın, iktidar olarak seçebileceği, bir çok seçeneğinin bulunmasıyla mümkündür. Bugün, iktidara alternatif olunamıyor sa, bunun kabahati, iktidarda değil, başta CHP olmak üzere, tüm muhalefet partilerindedir. Halka, kendilerini seçtirecek kadro ve proğram sunamayanlar, niçin siyaset yaptıklarını bir kez daha düşünsünler. İktidarın daha dikkatli davranarak, halka daha iyi hizmet etmesine sebep olur diye, CHP nin başına geçince umutlandığımız Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakanlığa değil de, Emniyet Müdürlüğüne aday, zehir hafiye görünümünde. Yakaladığı bu şansını, CHP nin mevcut statükocu hantal yapısıyla, iyi kullanamayacağı gün gibi aşikar. Geleceğin Başbakanlık alternatifi olarak, görmek istediğimiz Kılıçdaroğlu, önümüzdeki seçimlerde eleştiri yerine, halka inandırıcı politikalar ve doğru öneriler, sunamadığı takdirde, kendisiyle beraber partisinin de ipini çekmiş olur.
SİLAHLANMA ENDİŞE VERİYOR
Özellikle son 20 ylda, her geçen gün, dünü aratır bir biçimde artan silahlanma, maalesef toplumsal alışkanlığa dönmek üzere. Hele hele TBMM de, bu günlerde gürüşülen tasarı yasalaşırsa, ciddi ciddi endişelenmemiz gerekiyor. Ülkemizde yılda, yaklaşık 4.000 kişi silahla vurularak ölüyor, 7.000 kişi de yaralanıyor. Buna rağmen, TBMM silah alt komisyonunda geçen yasa tasarısında, insanı dehşete düşüren maddeler var. Tam teşekküllü hastane raporu kaldırılıyor. Ruhsat alma yaşı 18 e indiriliyor. Toplam beş ruhsatlı silah alınıp, ikisi "kowboylar" gibi üzerinde taşınabiliyor. Eski sabıkalılara da silah verilebiliyor. Bunlar yetmezmiş gibi üstüne bir de, internet ortamında silah reklamı yapılabiliyor. Bireysel silahlanmanın ölüm kustuğu bir ülkede yaşamanın, bundan sonra daha da zorlaşarak, kabusa doneceğine inanıyorum. Silahla daha etkili mücadele edilmesi gerekirken, sigara kadar bile önemsenmemesini anlayamıyorum. Her şeyini örnek aldığımız, Teksas'ın vatanı ABD'nde bile, evde silah bulundurmak kolay, ama silah taşımak, hayati tehlike şartı aranarak olabildiğince zorlaştırılmışken, bizde kolaylaştırmak niye ? İki toplum arasında, kurallara bağlı yaşamanın kıyaslamasını yaptığınız zaman, ne demek istediğimin acı gerçeğini göreceksiniz. Hazır yapılmaya çalışılırken, tasarıya "silahla işlenen suçlar da ceza indirimi uygulanır" maddesi de konularak, silahlanma süreci tamamlansın.
ABESLE İŞTİGAL
AKP' nin, iktidar olduğu sekiz yıldan beri, yaşam tarzımıza karışılacak endişesini, durmaksızın dile getirenlere, yeni bir malzeme daha verildi. Uzun yıllardan beri, bar, pavyon ve meyhane sınıfından olmayan içkili lokantalarda, çocuklar da, aileleriyle birlikte, alkol servisi yapılmaksızın oturuyorlar. Geçenlerde Ankara' da polis, içkili bir lokantayı basarak, aileleriyle oturan 18 yaşından küçük çocukları yakalayıp, düzenlediği bir tutanakla ailelerine tekrar teslim etmiş. Bugüne kadar böyle bir uygulama yokken, durup duruken yapılması, polis ekibinin iş güzarlığı olsa gerek, çünkü; Ankara Emniyet Müdürü, yapılan olayın doğru olmadığını söyleyip eleştirdi. Tamamıyla abesle iştigal, olarak gördüğüm bu olay, hemen aklıma Sadettin Tantan'ın, İçişleri Bakanı olduğu dönemi getirdi. Bazı polis ekipleri, verilen emirleri abartarak, ses ölçümü yapmak yerine, clupleri kapatmaya çalışıyorlardı. O günlerde de, çok konu edinilen bu tarz olaylar, bizzat Tantan tarafından, kontrol altına alınmıştı. Unutmayalım ki bazi uygulamalarımız, eski alışkanlıklarımızdan kaynaklanıyor. Vur deyince öldürmek gibi...