Gölgesinde Erdoğan'ın...
Geçtiğimiz hafta Pakize Suda yapmış olduğu sokak röportajında vatandaşa hükümet ile ilgili sorular yöneltmiş ve bakan adlarını sormuştu. İlginçtir ki hükümetten üç bakan adını sayabilecek vatandaş sayısı neredeyse yok denecek kıvamda çıkmıştı. Peki bu vatandaşın hükümet üyelerini tanımadığı şeklinde yorumlanabilir mi? Gayet tabii.
Ancak vatandaşın hükümetlerin denetleyici mekanizması olduğu demokrasi anlayışı ile çelişir bir durum bu.
Osmanlı Tarihi anlatılırken “muadili beyliklere göre daha hızlı büyümesini/devletleşmesini beylerin/padişahların merkezi otoritelerinin güçlü olması” ndan dem vurulur. Padişahın merkezi otoritesinin güçlü olması; siyasete, bürokrasiye, adalete, ekonomiye ve sair hakimiyeti ile değerlendirilir.
Bazı dönemlerde merkezi otoritesi zayıf olan padişahların oluşturduğu bu boşluğu güçlü sadrazamlar doldurmuşlar, hatta icraatlar anlatılır iken padişahın değil sadrazamın dönemi olarak bahsedilmiştir.
Özellikle ıslahatlar dönemlerinde görülen bu merkezi otorite boşlukları sadrazamlarca doldurulmuştu. Misal Sokullu Mehmet Paşa Kanuni’nin son sadrazamıydı ancak, Kanuni’den sonra ki 2.Selim ve 3.Murat dönemleri padişahtan ziyade sadrazamın icraatlarıyla bilinir, Sokullu dönemi olarak geçer kaynaklarda çünkü padişahtan ziyade sadrazamın merkezi otoritesi güçlüdür bu dönemde.
Peki “merkezi otorite” ne demek? Muktedir gücün, yasama, yürütme, yargı ve akla gelebilecek her türlü icra makamına hakim güç olması şeklinde özetlenebilir. Padişahlıkta olması gereken temel şarttır bu ancak şimdiler de sayın başbakan için de yapılabilecek temel yorum “merkezi otorite” sinin güçlü olduğudur.
Sayın başbakan hükümetin önemli icraatlarının açılış ve tanıtımlarını bizzat kendisi yapıyor, hükümet adına büyük oranda kendisi açıklama yapıyor, hükümet icraatları ile ilgili, ya da önemli kurumlardan biri ile ilgili herhangi bir problemde kamuoyundan bizzat özür diliyor. Başbakanın bu kuşatıcı tavrı halk nezdinde de iyi-kötü hükümet icraatlarının tamamının başbakana atfedilmesine neden oluyor. Ve bu durum hükümetin diğer üyelerinin tanınmamasına, yaptıkları icraatların kurumsallıktan ziyade hükümete atfedilmesine neden oluyor. Nihayetinde başbakan hükümetin yegane temsilcisi gibi görülmeye başlıyor. Halbuki dört başbakan yardımcısı ve yirmi bakandan oluşan 25 kişilik bakanlar kurulunun başında sayın başbakan.
Oysa birçok alanda en iyi hükümetlerden birisi mevcut hükümet, bazı bakan ve bakanlıkları tartışılsa da MEB, dışişleri başta olmak üzere icracı bakanlıkların çok iyi çalıştıkları ortak kanaat. Ama başbakanın bu “tartışılabilir” kuşatıcı tavrı sair bakanların, bakanlıkların icraatlarını gölgeler nitelikte.
İşin ilginç tarafı ise önceki hükümetlerde sivrilen Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Egemen Bağış, Ömer Çelik gibi isimler bu hükümette genel olarak sessizliğe büründüler. Hüseyin Çelik hükümet sözcüsü olmasına rağmen beyanatları daha önceki hükümetlerde olduğu kadar ses getirmedi. Yine sayın Bülent Arınç önceki dönemlerde daha aktif, her söylediği olay olur iken şimdilerde çok fazla ortalıkta olmaması ve eskisi kadar beyanat vermediğinden olsa gerek geri planda kalıyor.
Peki bu durum nasıl yorumlanmalı?
Başbakanın kafasında “başkanlık sistemi” nin olduğu artık herkesçe malum. Ortak kanaat başbakanın sayın Gül’ün cumhurbaşkanlığı görev süresinin dolmasının akabinde cumhurbaşkanı adayı olacağı. Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden sonra da başkanlık sistemine geçiş yapmak istediği de yine sır olmayan bir bilgi. İşte bu aşamada sayın başbakanın merkezi otoritesinin ehemmiyeti ortaya çıkıyor. Zira bu gidişat Erdoğan’ı “tek adam”lığa götürüyor.
Başkanlık sistemi kabul edilmez ve cumhurbaşkanı seçilirse Erdoğan’ın pasif, eli-kolu bağlı cumhurbaşkanlığı ile yetinmeyeceği ise aşikar. Öyle bir durumda; herkesçe kabul edilebilecek bir başbakan çıkamayacağı ve Erdoğan’ında bir manada “gölge” başbakan olarak kullanmak isteyeceği bir isim gerekecek, bunun için şimdiden sivrilecek bir isme gerek de yok zaten.
Kaldı ki Erdoğan sonrası döneme kendini aday olarak gören isimler malum dönemden tabiri caiz ise pay kapabilmek adına uyumlu suskunluk sürecinde oldukları söylenebilir.
Bu alternatifsizliğin başbakana çok artısı olsa da, partisinin kendisinden sonraki geleceği için önemli tehlikeler arzettiği söylenebilir. Zira Türkiye’de partileri liderlerinin taşıdığı, iktidar yaptığı düşünülürse başbakan sonrası Ak Parti için tehlike çanları anlamına gelebilir. Erdoğan’ın liderlik kabiliyetinin iktidar yaptığı Ak Parti’nin, Erdoğansız günlere yaptığı tek hazırlık ise kamuoyunca çok tartışılan “biat” geleneği.
twitter: @yoncakayasahin