ASLI TOHUMCU (Arşivi)
Miras. Sadece bizden önceki neslin bize bıraktıkları mıdır! Bir ilişkiden arta kalanlar da bir miras sayılamaz mı! Para da olabilir miras, kalıtım yoluyla gelmiş bir özellik de, bir beklenti olabileceği gibi hayal kırıklığı da olabilir. Seçeneklerin sonsuzluğu düşündürüyor insanı; ilişkilerin temeline dokunan bir tarafı var sanki de, ondan. Karışık iş.
Charles Elton’ın çatır çatır kara mizah öğeleriyle bezediği, ilk ancak usta işi romanı Bay Toppit miras meselesi üzerinde düşündürdü beni en çok. Ama sadece ‘bu’ dersem Elton’a ciddi haksızlık etmiş olurum. 1981 Londra’sında geçen roman, kahramanların hayatına yaptığı geri dönüşlerle insan hayatının ne sırlar ve dramlarla dolu olabileceğine, insanların bu dramlarla hangi şekillerle yüzleşip yaşamaya devam ettiklerine dair şaşırtıcı bir matruşka aynı zamanda.
Romanın tamamının etrafında örüldüğü, tanınmayan çocuk yazarı ve başarısız senarist Arthur Hayman, kitabın daha başında, yayıncısıyla yaptığı görüşmeden çıktıktan sonra geçirdiği trafik kazasında ölür. Ölürken yanında hem Arthur’un hem de İngiltere’nin yabancısı Laurie adında Amerikalı eşcinsel bir kadın vardır. Başta ezici, anlayışsız annesi olmak üzere, hayatla ciddi dertleri olan Laurie çareyi bu kötü günlerinde Hayman ailesine destek olmakta bulur. Bu desteğin kimin yaralarını sarma amaçlı olduğu şüphelidir ama.
Hayatın cilvesi romana da göz kırpar ve Arthur’un beş ciltlik Hayseed Tarihçesi birdenbire kıymete binip bir endüstriye dönüşür. Bu endüstrileşme elbette ki Hayman ailesiyle yakınlarının hayatlarını da dönüştürür, ancak istenmeyecek bir şekilde. Arthur’un evlerinin yanı başındaki ormandan ilham alarak yarattığı Karaorman’ın beş ciltteki tekinsizliği gelen ün, para ve ilgi bir anlamda ailenin hayatına da sızarken, roman ilerledikçe Karaorman’ın karanlığının aslında insanların geçmişinde gani gani var olduğunu da şaşkınlıkla öğreniriz. Öldüğü gün yayıncısını, tek ve romantik bir nedenle ziyaret eden Arthur’un (son kitabının kapağının da diğerleri gibi çerçevelenip duvara asılıp asılmadığını merak etmiştir) ailesinin, hatta dost bildiklerinin onun bu zarif dünya görüşünden nasiplerini alamamış olmaları romanın en acı, ironik yanıdır belki de.
Karaorman’ın Arthur’un oğlu Luke’tan esinlenmiş ve onunla aynı adı taşıyan karakterinin hayatında varlığını sürekli hissettiren, ancak son ciltte ortaya çıkan gizemli kötü Bay Toppit’e dair kurulan cümle çok yerindedir: “Ve Karaorman’dan Bay Toppit geliyor ve sizin için veya benim için değil, hepimiz için geliyor.”
Luke, romanın başkahramanına adını vermesini ve onunla özdeşleştirilmesini, hayatının bir başka benlik tarafından esir alınması şeklinde yaşar. Çünkü Hayseed Tarihçesi’ni herkes okumuştur ve herkesin seriye dair bir hikâyesi mutlaka vardır. Romanın fenomenleşmesi sadece Luke’u etkilemez elbette.
Hayatlarına, hatta yaşadıkları eve ve komşuları ormana yapılan izinsiz kültür turları, kitapların ilk çizeri Lisa’nın bir yerden sonra kendini kitapların sahibi gibi görmeye başlayıp saldırganlaşması, sırlarla dolu geçmişleri Arthur’un dul eşi Martha’nın üzerine saldırır. Zaten dengesiz bir karaktere sahip olan evin kızı Rachel, Martha’nın babasına dair her şeyi yakmasıyla aileden iyice kopar ve kendini yok etmeye yönelik bir hayat sürmeye başlar. (Romanın sonlarında, Rachel’ın, Martha’nın çıkardığı küçük yangından büyük bir sırrı kurtardığını öğreniriz!) Olaya tesadüfen dahil olan Laurie de bu çılgınlıktan nasibini seve seve alır. Kitaplar sayesinde sıkı bir şöhrete sahip olur. Şöhretle gelen para ve güç, sorunların üstünü örtmek için iyi bir kılıf olmuş, aileden ezici taleplerde bulunmak için ona hak vermiş gibidir.
Evet, romanda kendini göstermeyen Bay Toppit, Karaorman’dan çıkıp herkes için gelmiştir. Karaorman geçmiştir, Bay Toppit de bir anlamda bugün ve gelecek. Tamamen iyi niyetlerle yazılmış Hayseed Tarihçesi serisi, insan doğası ve modernite gereği bir tuzağa, bir rezilliğe dönüşür.
Charles Elton’ın bir dolu mevzuya el attığı romanı, açtığı karanlık mevzuların ağırlığını esprili üslubu ve kurgusuyla dengeliyor, sürüklüyor. Sessizce çekilen acıların üstünü açarken şöhret düşkünlüğümüzü de pek güzel hicvediyor. Yaz tatilinde genç yetişkin çok kişinin elinde görmek isteyeceğim bir roman Bay Toppit. Umarım! Mirasla girdik konuya, aynı yerden bağlayalım. İnsanın nasıl bir mirası sırtlanacağı biraz da kendine bağlı sanki. Ama kendinden alıntılar yapma çağında bu kaç kişinin umrunda Allah bilir.
Kitapla İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirsiniz...
