“Akp ve Gülen’i Bitirme Planı” adıyla Taraf Gazetesi’nde yayınlanan malum belgenin üzerinden iki haftadan fazla bir süre geçti.
Bu sürede kamuoyu birbirinden ilginç yorumlarla karşılaştı. Neredeyse nötr kalan kimse kalmadı. Herkes pozitif ya da negatif yönde kanaat beyan etti. Kimi belgenin düzmece olduğunu, kimisi belgenin orijinal olduğunu, kimi de böyle bir belge varsa, bunun bir gereklilik olduğunu, bunun desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Kısacası ilginç şeyler yaşandı malum belge sürecinde. Şimdi dilerseniz belge olayının ortaya çıkardığı sonuçlara şöyle bir göz atalım.
1. Artık ülkede hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yapılanlar birilerinin yanına kâr kalsa da, en azından birkaç gün onların da uykuları kaçacaktı.( Eski andıç günlerini hatırlayın lütfen. Şerefli insanlar gözden düşürülür, bazı insanların hayatları karartılırdı. Sonra biz yaptık oldu, tavrıyla, her şey mazinin çöplüğüne atılırdı.) Ama şimdi en azından hesap verme korkusu oluştu andıççı, cuntacı ve onların ağzı salyalı destekçilerinde. Bu, her on yılda bir darbeyle rot balansa tabi tutulan bir ülkede önemli bir kazanımdır.
2. Ülkemizde bazı kurumların dokunulmazlıkları, özel bir konumları vardır. Bu dokunulmazlık yazılı bir kuraldan değil, teamüllerden oluşmuş bir kanaattir. Halkımızın gözbebeği olan bu kurumun, ruhu tefessüh etmiş bazı mensupları, kendi çıkarları doğrultusunda bir eylem gerçekleştirdiğinde, kurum yıpranmasın diye ordumuz bu durumları hemen kapatır, bazen de bu kişilere sahip çıkardı. Sonrasında bir kabadayı üslubu içerisinde hiç eleştiri kabul etmez bir tarzda, hatta tokat atar gibi de üste çıkarak racon keserdi. Özellikle Özkök Paşa (Bu arada bu kelime yasaklanmış unvanlardan biri olmasına rağmen, herkes kullandığı, suç işlediği için ben de aynen kullanıyorum) ile başlayan, Büyükanıt döneminde kısmen, Başbuğ döneminde de ağır aksak devam eden ve Başbakan’a bağlı bir kurum olduğunu hatırlayan ordu, devlete bilgi vermeye başladı. Hatta bu olayla da halka da bilgi vermeye başladı. Demek ki, ordumuz siyasetten el etek çekmek zorunda kaldığını fark ediyor. Asli görevi için kışlaya çekiliyor. Normalleşiyor.
3. Askeri anayasanın anormal yönlerini dağdaki çoban bile öğrendi malum süreçte. Mesela, askerî savcılarla sivil savcıların çalışma yöntemlerini öğrenen her demokrat ruh, bu durumun acilen sivil anayasayla düzeltilmesi gerektiğini öğrendi. Düşünün, bir komutan askerî savcıya emredecek ve falan falan dosyaya bak diyecek. Savcı da komutanından aldığı emirle objektif davranacak. Bu çok zor. Emir komuta ile bağımsız yargı olamaz. Nitekim askerî savcılığın verdiği kararlar da ortada. Bu bakımdan herkes yeni bir sivil anayasa yazılması gerektiğini çok net bir şekilde gördü.
4. Önceleri üç maymunu oynayan dominant medya, işin ciddiyetini keşfetti. Hatta bu tip haberlerin kendilerine neden servis edilmediğinin tartışıldığı bir noktaya gelindi. Artık medyanın dördüncü silah değil, dördüncü kuvvet olduğu anlaşılmaya başlandı. Demokrasi sadece “dinci” medya ve mensupları için değil, “merkez” medya mensupları için de önemli bir ihtiyaçtı. Bu görüldü. Oysa ülkede darbeler genellikle dine karşı yapılır, ama bu durumdan en çok solcular etkilenirdi. En basitinden öldürülen solcu gazetecilere baktığımızda, ne demek istediğim anlaşılacaktır.
Safları belirleyen bir karine olması yönüyle bu bitirici belge, medyanın kendini gözden geçirmesini, değer yargılarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini öğretti. “Dinci” medya da aceleci ve önyargılı tavrıyla bütünlemede sınıf geçme yöntemlerini aramaya başladı.
5. Akp de şunu öğrendi. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Daha önce Demokrat Parti’ye, RP’ye düşen ateş bugün kendisini yakıyor. Demek ki, öyle sırça köşklerde oturup, siyaset yapılmıyormuş. Eski anayasanın düzeltilmesi değil, yeni bir anayasa yazılması gerektiği sap gibi ortaya çıkmıştır. Yoksa bu memleket, daha önce girişimlerde bulunulan fakat bir şekilde inkıtaa uğrayan, yargı darbesi ile elli yıl geriye gidebilir. Bunun için cesur olması gerektiğini fark eden AKP, bu ülkede daha uzun yıllar güç çatışmalarının devam edeceğini gördü. Bunun için de uzlaşmacı bir anlayışla hareket etmeyi daha makul buldu.
6. Bu malum süreçte en çok sınıfta kalan yargının bazı mensupları oldu. Her konuda (Örneğin yerden fışkıran cephaneler konusunda, 367 meselesinde) yargı havarisi kesilen Eminağaoğlu ve Kanadoğlu hazeratının susması herkesin dikkatini çekmiştir zannediyorum. Oysa bu kişilerden beklenen, düzmece bile olsa böyle bir belgenin demokratik bir ülkede gündeme gelmesi çağdışılıktır demelerini beklerdik. Kim bilir belki onlar, YARSAV antetli kağıtlarla bir yerlere eylül siparişi vermektedir.
7. Halk uyandı. Artık vatandaş daha duyarlı, daha demokrat. Dedik ya, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
8. Baykal mı? Onu ne siz sorun ne ben söyleyim.
Not: Beynimi kemiren bir durumu da paylaşmak istiyorum sizlerle. Kargalarımı kovuyorum kovuyorum ama gitmiyorlar. Ama bir vehim işte, ne yaparsın. Yoksa bunun gerçeklikle hiç alakası yok. Askerî Savcılığın dünkü açıklamasına göre, top artık sivil savcıda. Peki bu süreçte orijinal belge ortadan kaldırılmışsa ne olacak? İlgili bilgilerin bulunduğu bilgisayarlar yakılmışsa, yok edilmişse ne olacak? Sivil savcılar da önemli belgelere ulaşamazsa suç kimin suçu olacak? Kim ödüllendirilmiş, kim cezalandırılmış olacak? Ve neden bu soruyu hiç kimse sormadı, sormuyor?
sevdakara@haberx.com