"Bir insanı, Hülyaların içinden çekip çıkartmak kolay değildir. Ama onu Hülyası ile birlikte kabul ettiğiniz zaman; yağmurun, dalganın, kuş cıvıltılarının, şelale seslerinin karışımı olan bir doğa müziği ile size gelmesi kaçınılmazdır. Sonra bu seslerden kendisine ait olanı ararsınız. Sâni-i Âlem'in her şeyi içine almış ve her şeyi istilâ etmiş bir rahmeti olduğu için, kendisine 'yağmur' dersiniz. Sonra yine durup, düşünürsünüz...Esip gürlediği için mi güneşi kendinden uzaklaştırıyor? Fakat bakarsınız ki aslında tabiatın kaprisi olmaz ve yine o tabiat sanatını yapan bir Hülya ise, hikmetinden sual sorulmaz!...Gökkuşağını üzerinizde hissedeceğiniz bir röportaj daha...İşte bol rahmetli yağmurumuz, Selim Soydan sizlerle....
HÜLYA OKUR - HABERX

“ÇOCUKLUĞUMDA BANA ‘FIRLAMA’ DERLERDİ”
1941, İstanbul doğumlusunuz. Yapımcılığını yaptığınız, “İyi aile çocuğu” filminden mi yola çıkalım bilmiyorum ama kendi hayatınızın çocukluğunu nasıl inşa ettiniz?
Çocukluğum benim çok yaramaz geçti bana bu yapmış olduğum yaramazlıklardan dolayı, bir takım kötü sıfatlar taktılar. Ama şimdi onları söylemek istemem. Şimdi çok düzgün bir insan olduğumu tahmin ediyorum. Anneciğim, Babacığım,”Fırlama” derlerdi, “P.ç Selim” derlerdi. Onların anlatımıyla, zeki bir insan olduğum için öyle derlermiş. Evlendikten sonra her şeyimi düzelttiğimi tahmin ediyorum.
“FUTBOLU SEVDİĞİM KADINLA BERABER OLABİLMEK İÇİN BIRAKTIM”
"Yaşasın Okulumuz" kampanyası için eşiniz ile birlikte ücretsiz modellik yapmıştınız. Kendi hayatınızın eğitim modelliği nerede kaldı?
Lise’yi bitirebildim. Ondan sonra da hayatım futbolla geçti, okumak isterdim, okumak çok güzel bir şey ama benim hayatta en çok sevdiğim şey, futboldu. Onu çok severek yaptığıma inanıyorum, iyi de yaptığıma inanıyorum, iyi yerde bıraktığıma da inanıyorum. Geç bıraktım çünkü. O da sevdiğim kadınla beraber olabilmek içindi.
“HÜLYA’NIN SABRI BENDEN BELLİ OLUYOR”
Futbol hayatınızın önemli bir parçası ama öncelikle iki kadından söz etmek istiyorum. Kızınız Gülşah,18 yaşında evlendi. Annesi onu doğurduğunda 21 yaşındaydı. Sizin bu iki kadını hayatınıza alışınızdaki dönemleriniz tam zamanlı mıydı? Onlarla geçirdiğiniz ilk yılları mı yoksa sonraki yılları mı daha iyi kavradığınız söylenebilir?
Onlarla geçen her yıl önemliydi, hele Hülya çok farklı bir kadındır. Anlatılması güç bir insandır, çok iyi bir eştir, iyi bir annedir, çok vericidir ve son derece de sabırlı bir insandır. Sabrı, benden belli oluyor, beni bile değiştirdikten sonra herkesi değiştireceğinden eminim, o benim için büyük bir şanstır hayatta, hala da öyledir. 44 yıl sonra da bunları konuşabiliyorsam, önemli bir kadın.

“HÜLYA GİBİ BİRİSİNİ TAŞIMAK ÇOK ZORDUR.”
Hülya Koçyiğit ile 11 Nisan’da 1968’de nişanlandınız, 5 Temmuz’da evlendiniz. 365 gün peşinden koştuğunuz bir kadını, ikna etmeniz ile bugün sizin olması arasında koca bir ömür bulunması en çok hangi açıdan doğru yolda olduğunuzu gösteriyor?
Doğru yolda olduğumdan hiçbir gün bile kuşku duymadım ve çok şanslı olduğumu ifade ettim. Her yerde de bu lafı çok rahatlıkla edebiliyorum. Ondan bu güveni, bu saygıyı aldım. Bu bir yük tabi bir erkeğin üstünde. Hele hele Hülya gibi birisini taşımak çok zordur. Ama bana en büyük yardımcı odur, evladım falan değil. Her yönlü odur, başka bir kadındır.
“ŞÖHRETİ BİLMESEYDİM HÜLYA İLE EVLİLİĞİM YÜRÜMEZDİ.”
Onun sizi tamamladığı hususlar açık ama sizin onu tamamladığınız tarafları bilmek istiyorum. Hülya Koçyiğit’in yaşamı kitap oldu. Adı, “Film Gibi Yaşadım” Doğan Hızlan, bu kitaptan bahsederken:” “Selim Soydan da o kadının boşluğunu dolduracak bir isim şüphesiz.” diye yazmıştı. Sizin Hülya Hanımın hayatında doldurduğunuz boşluklar neler?
Ben Hülya’yı aldığım yıllar, Hülya, Türkiye’nin en şöhretli ve güzel kadınlarından birisiydi. Böyle bir kadına aşık oldum bu kolay bir şey değil, insanoğlu haddini bilecek her şeyden evvel. Ne olacağını düşünecek. Bunları bugün söyleyebiliyorum tabi. O günler yalnız, bana, “Seni çok seviyorum, sana çok inanıyorum” diyebiliyordu ama “sen bana inan” diyordu, benim sana inanmam önemli değil, sen inan ki yola çıkalım, diyordu. Hakikaten inandı bana. Hatta, “Benim annem, kardeşlerim var, ben senden evvel babamı kaybettim, benim bir takım mesuliyetlerim var, bunları kaldırabilecek misin?” dedi ve ben heyecanla her şeye söz verdim tabi ama hiçbir gün sözümden dönmedim, dönmem de. Herkesin bir karakteri vardır. O da bana zamanla inandı, zamanla beni çok sevdi bazen ben onu çok sevdim, bazen o beni çok sevdi, dengelerimiz ortada gitti bazen. Ben ona ne yaptım, derseniz? Bir defa evlendiğimiz zaman, Allahtan ben şöhretli bir insandım. Şöhreti bilmeseydim bu iş yürümezdi. İmkan yok yürümezdi. Çünkü şöhret hoş bir şey, herkes şöhretli olmak ister, o sosyetlerin –Aman resmimizi çekmeyin, demesine aldırmayın, hepsi bayılıyor, resmi çıksın, onunla konuşulsun. Bir insan gazetelere baktığında, kendisiyle ilgili iyi bir şey olmasından hoşlanmaz mı?Hoşlanır çünkü şöhret çok zor ama çok güzel bir şey. Onu bildiğim için hep onun önünü açtım, hiçbir zaman ben senin önünde olacağım demedim, diyemezdim de ayrıca, şayet seviyorsam ya o, ya da benim geri adım atmam lazım, o adımı da ben atmışım, iyi ki de atmışım.

“HÜLYA, BENİ HEP FRENLER”
Şöhreti bilmeseydim bu iş yürümezdi dediniz de…7-8 yaşlarından beri kendisinin Beşiktaşlı olduğunu biliyoruz hatta bir röportajında, Fenerbahçe’nin başarısı için dua edeceğiniz şeklinde bir beklentinizin oluşabileceğinden söz etmişti. Anlayış noktasında, Fenerbahçe tutkunuzu affettiren şey, onun sinema tutkusu mu oldu?
Değil. Onun anlayışı şöyle bir anlayıştır. Hülya’nın herkesle az da olsa bir perdesi vardır önünde. Ve o perdeyi de Allah da koymuştur ama kimse hakkında da hiçbir laf ettiğini görmedim şimdiye kadar. Ben ederim. Bu sanatçı iyidir ya da kötüdür dediğimde, “Gördün mü bir şey?” der mesela. Hemen beni engellemek ister, “Sakın büyük laf etme” der.
Bilge bir insan yani
Beni bu yolla çok frenleyen bir insandır.
“HÜLYA, BENİ SUÇ İŞLEDİĞİM HALDE İYİ KARŞILADI”
Çok önemli frenleri oldu biliyorum. Kumar oynadığınız dönemlerde, size bir gün olsun ‘Niye kumar oynuyorsun’ demediği, üstüne üstlük, sanki işten eve gelmişsiniz gibi, ‘Sana çorba yapayım mı?’ diye sorduğunu anlatıyorsunuz.
Bakın o çok enteresan bir konudur. Ben o anda bekliyorum kavga edeyim. Niye susuyor bu kadın, neden susuyor, niye konuşmuyor, neden yapmıyor diyorum, orada dönüp dedim ki: ”Ya sen ne biçim bir kadınsın, ben bir suç işliyorum, biliyorsun suç işlediğimi ve beni çok iyi karşılıyorsun, niye böyle davrandın?”dedim. “Anlayacaksın bir gün Selim, yaptığının hata olduğunu” O gün ona dedim ki: ”Şu günden sonra elime kağıt alırsam şerefsizim” dedim. Tam 37 sene oldu, elime bir kağıt almadım, ancak seyahate gittiğim zaman, makine çekmelerinden, 100 liralık bir şey oynarım, o da yanımda olmak kaydıyla. Öyle geçiştiriyoruz.

Demek ki birini ıslah etmenin yolu, onun üzerine gitmek, onu boğmak değil, serbest bırakıp, sabredip, doğru yola gelmesini beklemekmiş.
İnsanına göre bu çok fark ediyor, hiçbir insanı değiştiremezsiniz ama siz o insanı seviyorsanız, mecbursunuz değişmeye, çünkü mutluluk paylaşıyorsunuz, bir şeyi pay ediyorsunuz aranızda, onun da hakkı olacak o işte. Olduğu zaman güzel.
“FİLM ŞİRKETİNİ, HÜLYA İÇİN KURDUM”
Mutluluğu pay ediyorsunuz, işinizi de ortak ettiniz. Gülşah Film, Türk Sineması'nda bir ilke imza attı.
Onun için kurdum onu. O ara seks furyası vardı, Hülya’ya film teklifi gelmiyordu. Ben bir şirket kuracağım, dedim. Hülya:”Sen yapamazsın bu işi, bu çok zor bir piyasa” dedi. Sen beni tanımıyorsun, dedim ve kurdum, ona rağmen kurdum, benim kurmama da bir tek neden vardı, daha iyi filmleri çekmesine imkan sağlamaktı ve hakikaten çok iyi filimler çekti ondan sonra.
“HİÇ KİMSE KEMAL SUNAL OLAMAZ.”
Evet hatta Kemal Sunal'ın 30 adet filmini restore ettirmiştiniz. Eskileri onarmak, genelde yeniye gücü yetmeyenlerin işi değil midir?
Ama Kemal Sunal olduğu zaman durmak, düşünmek lazım. Kemal Sunal’ın hepsi-bende olsun, olmasın- birer klasiktir. Hiç kimse Kemal Sunal olamaz. O, başka bir oyuncu bence.
“KOMÜNİSTLERE ÖZEL BİR TEPKİM YOK”
Sizin oyunculuğunuza geçelim. 1960’larda futbol oynuyordunuz. O sıralarda, Hakeme 'Sen komünistsin' demiş ve bunun üzerine, kırmızı kartı görüp, oyundan atılmışsınız. Sizce sahaya siyaseti indiren şeyin temelinde ne yatıyor?
O yıllarda böyle komünist lafını etmek suçtu, hakeme o gün içimden onu söylemek geldi. Onun üzerine çok makale yazıldı, aklıma o gelmişti, başka türlü suçlayamazdım, hiç olmazsa öyle suçlayayım, dedim.

Komünistlere özel bir tepkiniz yoktu yani?
Hayır, hiç kimseye tepkim olmaz benim. Düşünce tarzı başka olur, herkes birer insan.
“EĞER BİR İNSAN KARISIYLA İFTİHAR EDİYORSA, ONA ‘AFERİN’ DERİM”
Bu tanımların hangisinin unutulması ay da daha çok öne çıkartılması sizin zorunuza gider?“ Fenerbahçe eski kaptanı, Fenerbahçe yöneticisi, Film Yapımcısı, Hülya Koçyiğit’in kocası, Gülşah’ın babası, Soyu tükenmekte olan fanatiklerden.”
Hepsi söylenebilir, hiçbiri beni rahatsız etmez, benim bir kompleksim yok ki, eğer kompleksli bir insan olsaydım bu evliliği sürdüremezdim. Ne söylerlerse söylesinler, benim için hiçbir şey fark etmez. Benim iş ki, dik durabilmem önemli, verdiğim sözü tutabilmem önemli. Bakın benim ticari hayatıma, bakın benim şirketime, bakın benim aile yapıma..onlar benim için önemlidir, başka şeyler önemlidir. Onlarla ben kendimi daha çok değerlendiririm. Mesela bir tarafım, kötü olabilirdi de, bir tarafım iyi olurdu, o da çok sorun değil. Hülya Hanımla iftihar ederim ben. Bazı tipler vardır, onun kocası derler. Eğer bir insan, karısı ile iftihar ediyorsa, “Aferin” derim ben ona. Önemli olan o.
“ALİ ŞEN OKULUNU ÇOK İYİ BİTİRENLERDENİM”
Aziz Yıldırımın 21 yıllık görevi içinde çalıştığı onlarca yönetici arasındasınız. Yöneticisi olduğunuz takımı nereden alıp nereye götürmüştünüz, yönetim gücünün devre dışı kaldığı ne gibi durumlar yaşadınız?
Bu suali keşke bana değil de benimle çalışana sorsaydınız ama şunu söyleyebilirim. Hiçbir fikrimi kimseye satmamışımdır ben hayatımda. Misal, Başkan Aziz Yıldırım idi, aynı yönetimdeydik(Şadan Kalkavan vs). O gün bir oylama yapılıyordu. O oylama da “Hoca kim olsun?”konulu idi. Şadan ağabey dahil herkes, Perrera gelsin, dediler. Şadan ağabeyim çok sevdiğim bir insandır ama ben hiçbir zaman fikrimi satmam, dedim. “Bana göre Perrera gelmesin Mustafa Denizli gelsin” dedim. Halbuki Perrera ile ben çok rahat çalıştım. “Belki Mustafa Denizli gelirse, beni de istemeyebilir, doğaldır bunlar ama önemli olan Fenerbahçe Takımının daha iyi bir konuma gelmesi, şampiyon olmasıdır, ben onun için şer düşerim bu karara” dedim, benden sonra da Uğur Bey konuştu, benim dediklerime katıldığını söyledi, bir hafta sonra karar aldılar ki, Mustafa Denizli geldi, o sene de şampiyon olmuştuk, yani fikrimde çok ısrarcı olurum, kim olursa olsun. Ali Şen’e de sorabilirsin, ben ondan çok şey öğrendim. Ali Şen bir okul çünkü. O okulu çok iyi bitirenlerden birisi benimdir.

“TAKIMI ŞAMPİYON YAPAN BİRİ BENİ İSTEMESE NE OLUR Kİ?”
Mustafa Denizli’nin gelişinden bahsettiniz de… Denizli, menejer olarak sizi istememişti sanıyorum.
Bakın eğer Fenerbahçeliyseniz, o insanı aldığınız zaman, sizin takımı daha iyi yerlere getireceği, sizi şampiyon yapacağına inandığınız zaman, ne olur beni istemese, gayet doğal karşılarım.
“MUSTAFA DENİZLİ, KENDİ FİKİRLERİNE HİÇ KİMSENİN KARIŞMASINI ARZU ETMEZ”
Antrenör seçiminde anlaşmazlığa düşülmesi çok sık rastlanan bir durum fakat, antrenörün, menajeri istememesi durumu doğal mıdır?
O da doğaldır, şöyle doğaldır. Mustafa Denizli, kendi fikirlerine hiç kimsenin karışmasını arzu etmez. Öyle bir konuma düşmek istemez. O konuma düşen insanlar, bana göre güçsüz insanlardır, çünkü madem sen bütün bunları üstleniyorsun, senin donanımın, bütün bunlara çok rahat cevap verebilecek konumda olması lazım, olmazsan yollanırsın.
“FENERBAHÇELİLİK BAŞKA BİR SEVDADIR”
Fenerbahçe’nin yönetim görevindeki ilk sınavda uğradığınız başarısızlığın ardından; “İşimizin çok zor olduğunu biliyorum. Fenerbahçe'de herkes kendini düşünüyor. Kimse Fenerbahçe'yi düşünmüyor.” demiştiniz. Sizin ne kadar düşündüğünüzü ortaya koyan şey neydi?
Fenerbahçelilik, bir defa çok hoş, çok güzel bir duygudur, başka bir sevdadır o. Birisinin söylemesi ile o olmaz, ancak tanıyacaksın, orada nefes alacaksın, koklayacaksın o havayı, hele formasını giyersen, daha rahat bunları hissedersin. Çok güzel bir şeydir o.
“FUTBOLCULAR ANORMAL ZEKİDİR”, “YÖNETİCİLER, FUTBOLCULARIN NE OLDUĞUNU 15 GÜNDE ANLARLAR”
Yönetici iken, futbolcuların arasına girip oturarak, ‘‘Ben sizlerden biriyim. Bundan böyle tüm sıkıntılarını bana anlatacaksınız. Bir futbolcu ağabeyiniz gibi yönetime sorunlarını taşıyacağım.”diye konuşmuştunuz. Sizin futbolcu olmanızın avantajını nasıl yaşıyordu Fenerbahçeliler?
Ben futbolculuktan geldiğim için, futbolcular çok zeki insanlardır, anormal zekidir, kim olursa olsun; sizin teknik direktörünüz, hocanız veya yöneticiniz, sizin ne olduğunuzu 15 günde anlarlar. 15 gün sonra gelip yön verirler size. Öyle bir insandır onlar, çünkü yaptıkları iş çok zordur, bazıları diyor ki, -Ya canım verilir mi bu kadar para? verilir, çünkü; farklı insan, yetenekli insan, bazı oyuncuların üstünde hatta takımı idare ediyor, vermeyecek misin bu insana para? Vereceksin; Alex, Emre, Arda…bunların hepsi çok iyi oyuncular, farklı oyuncular…onların biliyorum ne isteyeceğini. Galip geldikten sonra mutlak bir şekilde bana gelip, bir şey isteyeceğini biliyorum, -Ya şu işim var, nasıl hallederiz ağabeyciğim, demesi çok doğal çünkü insan iyiyken bir şey isteyebilir.

“HER KULÜPTE ESKİ FUTBOLCUYA YER VERİLSİN İSTERDİM”
Doğru, yüzü olur istemeye…
Tabi bir de şu çok önemli. Her futbolcu idmana çıktığı zaman, yanındaki birisiyle mutlak dedikodu yapar, bu doğaldır. Mesela hanımların toplanıp konuşması gibi…onlar da derler ki, “Bu oyuncu iyi değil veya bu hoca iyi değil. Baksana bu hocayı, bu idare ediyor” falan. O, yanındaki koşana söyler, öbür koşan öbür arkadaşına söyler, o halka büyür. O halka büyüdüğü zaman çok büyük tehlike başlar, o takım içinde. Ve bunları oynayan, bu işten gelen insanlar anlar. Ben şunu isterdim, her kulüpte, eskiden oynamış bir tane değil, iki-üç tane insanın olmasını isterdim. Çok daha rahat ederdik. Oyun seçimini onlar daha iyi bilir sizden. Ama yönetimde daha büyük paralarla gelen insanlar, -Biz para veriyor, bu konuşuyor kardeşim, derler. Çekişme oralarda başlar.
“BİR YÖNETİCİNİN TEKNİK ADAMLIĞI BİLMESİ ÖNEMLİDİR”
Yöneticiliğiniz sırasında; futbolcuları, teknik direktör varken sizin seçmeniz eleştirilirdi de…Geçtiğiniz yollara bakarsak, Teknik adamlık görevini iyi yapabileceğiniz neden düşünülmedi ya da düşünmediniz, yoksa teknik adamlık aslında yöneticinin işi mi?
Yönetici eğer teknik adamlık işini bilirse, yönetime anormal katkısı olur. Daha bir olay olmadan eğer siz onu sezebilirseniz, o olayı önlemiş olursunuz ama bunu anlayan yapabilir. Ben, o oyuncu kötü almayalım, dersem, o kalkıp, hayır alacağım, derse bu kötü bir örnek olur. Tamam bana inanma, beni sevmeyebilirsin, hepsini kabul ediyorum, anlayana bir insana git sor, onunla git seyret, ne diyorsun de bakalım, aynı şeyi ondan duyacaksın, çünkü futbolun dili birdir, bir tek topla oynanıyor, 11’er oynanıyor, bu iş her yerde oynanıyor.
“HAKEMLER, FUTBOLCU OLAMADIĞI İÇİN HAKEM OLMUŞLARDIR.”
Yoruma çok açık bir durum değil yani…tv’de yorumcu olarak yer de aldınız. Hatta birinde, eski FB teknik direktörü Lorant’ı sorguya çekmiştiniz, ‘İyi teknik adam, futbolcusunu oynatır. Sen dünyanın en büyük starlarından biri olan Ortega’yı oynatamadın.’ diye. Sizdeki sorgucu taraf, takımınıza mı yoksa taraftara duyduğunuz sorumluluktan mı geliyor?
Bu değişiyor. Sorumluluk, her an olması lazım. Sorduğun zaman bunun cevabını bilmem lazım. Şu aklıma geldi benim. Misal…Futbolcu olmak herkes ister. Hakemlerimizin çoğu, önce futbolcu olmak istemişlerdir, olamadıkları zaman hakem olmuşlardır. Bir de top oynayan hakemle, top oynamayan hakem arasında çok büyük fark vardır. Mesela top oynayan hakem, bir pozisyondan sonra ne olacağını çok iyi bilir, oynamayanın imkan yok bilmesine, tahmin eder, biri bilir, biri tahmin eder, bu çok büyük bir avantajdır.

“ERMAN TOROĞLU, HİSLERİYLE DEĞİL BİLGİSİYLE KONUŞUYOR”, “HER HOCA 4 ORTEGA İLE OYNAMAK İSTER”
Erman Toroğlu, bu işi daha iyi anlatan bir insan ve hisleriyle konuşmuyor, bilgisiyle konuşuyor çünkü top oynadığı için ne olduğunu daha iyi görebiliyor, en büyük farklılığı o. Lorant’a da şunu sordum ben, “Senin elinde dünyanın kabul ettiği bir oyuncu var, sen bunu niye oynatmadın?” dedim, “Sen ne düşünüyorsun? diye sordu. Ben şunu düşünüyorum, dedim:”Siz, sizin şöhretinizin çok üstünde bir insanla çalışıyorsunuz, bu sizi yıpratıyor, onun için böyle bir yola girdiniz, ve yanınızdaki oyuculara, ben bunu da oynatmam diyerek, onlara ceza vermiyorsunuz, kendinize ceza veriyorsunuz, takıma ceza veriyorsunuz çünkü her hoca bir tane Ortega ile oynamak istemez 1,2,3,4 Ortega ile oynamak ister” Mesela Barcelona takımındaki; Messi orada, Xavi, İniesta, çok iyi bir oyuncu hepsi topla oynayabiliyor, ama hepsi. Onun için çok iyi bir takım ortaya çıkıyor. Bizde, her hangi bir takımda ne kadar iyi oyuncu adet’i artarsa o takıma o kadar iyi olur. Bu iş böyle oynanan bir oyun. İyiler arttıkça, iş kolaylaşıyor. Onun için zor bulunuyor iyi oyuncu.
“HER FUTBOLCUNUN, HER AKŞAM, ÇOK DUA ETMESİ LAZIM”
2008 yılında, F.Bahçe Samandıra Tesisleri’ni Aziz Yıldırım ile gezince, “Futbol oynayasım geldi” demiştiniz. Şimdiki futbol aşkı gönülden önce ticari hesapları mı bulundurmayı gerektiriyor sizce?
Doğru. Bizim zamanımızda statlar yoktu; biz kumda oynardık, çamurda oynardık, çimen, sahaların ancak kornerlerin olduğu yerlerde bulunurdu. Ortaları hep keldi sahaların, hakikaten çok iyi bir tesis yapmıştı Aziz Bey oraya. Bunları görünce, ne kadar güzel, diyorsun. Bence her futbolcunun her akşam çok dua etmesi lazım. “Allahım öyle bir işteyim ki ben, sana her zaman şükrederim” demesi lazım. Hem, çok şöhretli olacaksınız, hem çok büyük para kazanacaksın, hem de sevdiğiniz bir işi yapacaksınız, belki 15 sene ama bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmelerini istiyorum. Futbolu geçtikten sonra, o insanı kimseye muhtaç olmamasını istiyorum.
Yüksek paralar, onların üzerinde psikolojik baskı yaratmıyor mu? çeşitli bağımlılıkların esiri olanlar var.
Yaratmaz olur mu Hülya Hanım? Düşünün milyonlarca kişinin idolüsünüz, sonra o insan gidiyor insanlardan iş istiyor. Bu ne kadar zor bir şeydir. Onun için her futbolcu oynarken o zamanı düşünsün, bunu bıraktıktan sonra ne olacağını düşünmeleri çok önemli.

“İYİ OYUNCULARA SAHİP ÇIKMIYORUZ, KONUMLARINI KISKANIYORUZ”
Bir takımın oyunculuk kadrosundan gelmenin bir dezavantajı yok mudur sorusunu şöyle bağlayacağım….1963 yılında Macaristan'ın MTK Budapeşte takımına 1-0 yenilen Fenerbahçe’yi, İstanbul’daki karşılaşmada Ogün Altıparmak ve sizin golleriniz 3-1’lik bir galibiyete götürmüştü. Fakat o tarihte rakip sahada atılan golün bir etkisi olmadığı için, tarafsız sahada tekrar karşılaşmış ve Macaristan’a tur atlatmıştınız. Hatta 1999 UEFA kupasındaki yenilgi, Rıdvan Dilmen’i istifaya götürmüştü. Bir takımın oyunculuk kadrosundan gelmek, o takımın zihinsel detoksu için bir engel sayılabilir mi? Yani silinmeyen çalışılan bir hafızasının parçası olmak nasıl bir duygu?
Bizim Türkiye’de bu çok var. Almanya’da, İngiltere’de hatta İspanya’da hiç yok. Bir kulüpte, sivrilen, iyi oyunculara sahip çıkmıyoruz biz. Biz, onların konumlarını maalesef kıskanıyoruz, bu bir komplekstir. Halbuki ben hep dedim ki, “Bu değerler çok az geliyor, biz onlara sahip çıkalım” Onlara daha iyi bakalım. Kötülemek, atmak çok kolaydır bir insanı. Bakın Almanya’ya, eskiden hit olmuş ve olmamış oyuncuları, hala federasyonlarda, hala kulüplerde. Hala kulüp başkanları olarak, başkan vekilleri olarak hepsi çalışıyor. Aramızdaki en büyük fark bu. Bizde hiçbir yönetimde bir tane futbolcu yok. Neden onların muvaffak olduğu sorusunun cevabı bu, içinden geliyor.
“TAYYİP ERDOĞAN’DAN BÜTÜN KULÜPLERİN FAYDALANMASI LAZIM”
Neden sahalar şimdi güzel bizde? Tayyip Bey, kendisi sporcu olduğu için, buraya stat yapalım, buraya yapalım, büyük bir hizmet yapıyor. Tayyip Erdoğan’dan bütün kulüplerin faydalanması lazım. Tayyip Bey, Türk sporu için büyük şanstır. Bundan en çok faydalanan da Galatasaray oldu, nefis bir stada kavuştu. Allah’ı var şimdi. Severler sevmezler o ayrı laf.
“MEHMET ALİ AYDINLAR, FENERBAHÇE’Yİ KURTARDI”,
“AYDINLAR FENERBAHÇE’NİN BAŞKANI OLACAK”
Yazılarınızda vefa duygusunun altını çok çizdiniz. Fenerbahçe için yazdığınız yazılarda; tarihi şampiyonluklarla, müzesi kupalarla dolu bir kulüp olsa da geçmişine göstereceği vefanın onu camia yapan şey olduğu vurgusu yapıyordunuz. Bu vefa duygusunun içinde size ne kadar yer verildi, camiada?
Mehmet Ali Aydınlar için yazmıştım bunu. Mehmet Ali Aydınlar, çok iyi bir Fenerbahçelidir. Başka türlü bir Fenerbahçelidir. Çalıştım yan yana. Öyle bir insan ki, Fenerbahçe kulübüne, dünyanın en büyük üç tane kupasını hediye etti, çok büyük para vererek, voleybol şubesini aldı, müzemize en büyük kupalar ondan geldi. Her Fenerbahçeliye soruyorum: Mehmet Ali Aydınlar’a verilen ceza, Fenerbahçe kulübüne verilen cezadır. Günah! Ayıp! En büyük isyanım oraya oldu. Mehmet Ali Aydınlar, şu olaylarda, Fenerbahçe’yi kurtardı. Bir düşünsünler. O olmayıp, ‘X’ bir insan olsaydı, olmayacak karar çıkardı. “Ortada bir suçlu var, deniliyor ise, ben onun savunmasını bekleyeceğim” dedi. Bu bir iyiliktir Fenerbahçe kulübüne. Ama bunu böyle kabul etmek istemeyenler var, yarını düşünerek. Yarın Mehmet Ali, kulübe gelecek, her türlü şartta Başkan olacak.
Size göre Fenerbahçe’nin Başkanı, Mehmet Ali Aydınlar olacak.
Olur, istediğin anda koyduğu zaman olur. Bugün de olur. Bakmayın, bu kadar bağırtılara, söylentilere falan. Bir insanda her şeyden önce vefa olması lazım. Ahde vefa denilen bir şey var. Bu bir insanda yoksa ben o insandan korkarım.
“AYDINLAR’IN KULÜBE VERDİĞİ PARAYI KİMSE VERMİYOR”
Federasyon Başkanlığı için,” Aydınlar doğru isim” de diyordunuz. Fenerbahçe için de doğru isim?
Çok doğru isim. Fevkalade bir isme sahip. Hiçbir kötü ortamda ismi olmayan, çok ahlaklı, onurlu bir insan. Fenerbahçe kulübüne yaptığı hizmetlerden hiçbir futbolcunun sağlık hizmetinden beş kuruş para almayan, her Fenerbahçeli üyenin sağlık hizmetlerinden %25 eksi para alan, hangi Fenerli yapmış bunu? Hangisi ne hizmet etmiş ki, almamış parayı oradan? Çıkartsınlar listeyi bana. En başta Mehmet Ali oturur oraya. 10 milyon dolar, her yıl kulübe veriyor para. Hangi fenerli vermiş, çıkartsınlar. Bunlar ayıp şeyler. Hiçbir zaman insanları kötülemeyelim, o insanları hep kazanalım ki, bizim kulübümüz daha yükselsin, daha iyi bir yere gelsin.

” HERKES FENERBAHÇE’Yİ DAHA ÇOK SEVSİN”
2009’da gerçekleşen genel kurulda, Aziz Yıldırım, Mevlana’nın, “Dünle beraber gitti cancağızım, Ne kadar söz varsa, Düne ait, Şimdi yeni şeyler, Söylemek lazım." dizelerini okumuştu. Fenerbahçe için söylenebilecek yeni şeyler neler olabilir?
Çok yeni şey var. Son yıllarda Fenerbahçe kulübünün sevgisi kaybolmuştu. Yani kulüp içinde “şunlar, bunlar “deniliyordu. Onlar, bunlar yok, Fenerbahçe kulübünde “Biz” varız. Bir tek Fenerbahçe var. Fenerbahçe’den şunu atmak, bunu almamak yok, Fenerbahçe camiası var. Bugün için de benim söyleyebileceğim bir tek laf var:” Herkes Fenerbahçe’yi daha çok sevsin, hiç kırgın olmasın, olmaması lazım. Maalesef birbirlerine tahammül edemiyor. Bu işe soyunacak her kim olursa olsun, yarın başkan olacak x kişi, yönetici ve teknik direktör için söylüyorum, bu işin sonunda iki yol vardır: ya alkışlanırsın, ya tenkit edilirsin. Buna katlanıp bu işe gireceksin, bu iş böyle, eğer bunları bilirsen daha iyi idarecilik yaparsın, bir de yarın pişman olacağın hiçbir lafı etmemeye dikkat etmen lazım çünkü önüne koyarlar yarın senin, öyle bir iş bu iş.
Hakan Bilal Kutlualp: “Cezaevinde tutuklu bulunan Fenerbahçeli yöneticilerin yönetimden istifa etmemeleri sarı lacivertli takımın Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesine sebep oldu” ne diyorsunuz bu yoruma?
Doğruluk payı var.
“YOLA KİMİNLE ÇIKMIŞSAM, ONUNLA DEVAM ETMİŞİMDİR”
Sporcu geçmişinizde Şadan Kalkavan,ismi epeyi bir yer tutuyor. Kalkavan, tek adamlı yönetime karşı olduğunu belirterek her fırsatta Aziz Yıldırım’a muhalefet oluyordu. Kalkavan ile birlikte hareket etmediğiniz durumlar var mıydı?
Benim 40 senelik ağabeyimdir, arkadaşımdır. Birlikte hareket etmediğimiz durumlar olamaz, neden olamaz? Ben Şadan ağabeyi ikna ettim, Fenerbahçe kulübüne getirdim ve ondan sonra benim orada kalıp, Şadan ağabeyimin gitmesi, benim karakterime çok ters düşen bir şeydir. Hiç kimse için yapmam böyle bir şey. Yola kimle çıkmışsam, her zaman sonuna kadar onunla gitmişimdir.
“İNSAN SATMAK KOLAYDIR”
Kalkavan, sizin kesin olarak yönetimde yer alacağınızı ifade ederken, "Onsuz adım atmam" diyordu. Şimdi geriye dönüp baktığınızda, adımlarınızın sıvada bıraktığı izden memnun musunuz?
Memnunum. Benim için önemli olan, o sürede bulunduğum şeyler yapmış olduklarım ve söylediklerimin doğruluğudur. Bir insan herkesi memnun edemez. İmkan yok böyle bir şeye. Ters fikirlerin de olabilir ama doğru olduğuna inandığın şeylerde, söyleyebiliyorsan, hiç korkma. Yarın ben olmadığım zaman, -Ya bak, Selim bunu demişti, denmesi çok önemli. İnsan satmak kolaydır fakat dost çok zor kazanılır, elli tane olmaz insanın hayatında, bir iki tane olur.
“ŞAMPİYON OLMUŞ BİR TAKIMDAN İSTİFA EFEN BİZDEN BAŞKA BİR YÖNETİCİ YOKTUR.“
O dostlukta, Kalkavan ile sizin için, F.BAHÇE Yönetimi'nin küskün ikilisi tabiri kullanıldı... Bu durum, F.Bahçe Futbol Şubesi Sorumlusu olarak sizi hangi anlamda zor durumda bıraktı?
Fenerbahçe takımı Ali Şen yönetiminde şampiyon olmuş ve şampiyon çıktıktan iki gün sonra Başkanımız, “Aykut ile Oğuz’u ben yollayacağım” diyor. Şadan ağabey de diyor ki, “Hayır, yollarsan biz bırakırız” diyor. Bakın, ‘ben’ demiyor, ‘biz’ diyor. Ben bunu gazeteden okudum, sonra da Şadan ağabey ile konuştum. Hiçbir futbolcu için şampiyon olmuşun, oradan istifa eden yönetici söyleyin bana Türkiye’de? Son 50 yılda bir kişi sayabilir misiniz? Küslük değil bu, bu bir karakter, bu bir duruş. Futbolcuları koruyoruz. Diyor ki Şadan ağabey, “Benim haberim olmadan bunun olmasına müsaade etmem” ve biz bu iki futbolcu için istifa ettik. Asla küskün olduğumu kabul etmem. Kulübüne küskün olur mu insan ya? Onlar kendine küskün insanlardır, ben öyle yorumlarım.
“FİKRİNİ BEĞENMEDİĞİM İNSANA İTAAT ETMEM”
Sabah Gazetesinden Metin Sever, bir yazısında, Fenerbahçe’nin, 'Birinci Cumhuriyet' olduğundan ve asker sevdasından söz ederken, “Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'nin jandarmasıdır. Recep Peker'in 'tek ideoloji, tek parti' anlayışı gibi tüm 'ayrık otlarını' temizlemiştir” diyerek sizin adınızı vermişti. Sizin için ayrık ot tanımı ne kadar kasıtlı?
Yanlış düşünüyor. Ben, fikrini beğenmediğim bir insana itaat etmek mecburiyetinde değilim. Eğer ben fikrimi söyleyebiliyorsam, onun bana gelip, “Aferin Selimciğim, buna rağmen konuşuyorsun” demesi lazım. Çünkü bu tip insanların etrafındaki çalışanlar, maalesef, hep “peki” derler. Hayır, diyebilmek önemlidir. Metin Bey’e bu işi yanlış aksettirmişler, sorsun öğrensin. Tahmin ediyorum bu fikri değişir.
“ZEKİ OLDUĞUM İÇİN BANA ‘TİLKİ’ DEDİLER.”
Yönetimde bulunduğunuz sıralar taraftarlar size, ‘Tilki Selim’ yakıştırmasında bulunmuştu” oyuncu seçiminde sağ gösterip sol vurduğunuz için
Zeki olduğum için söylerler onu. Tabi ki Fenerbahçe’yi düşüneceğim. Karşı tarafın oyuncuları çok iyiyse, tabi ki ben onları almak isteyeceğim ki güçlü olayım. Bu işte en mühim şey, güçlü bir takımdır, yenmen önemlidir, şampiyonluk önemlidir, bunlar çok önemli şeyler.
“FENERBAHÇE İÇİN KÖRÜ KÖRÜNE KONUŞMAM”
“Sportmen” isimli bir spor programı sundunuz. Bilgin Gökberk, spor yorumcularının çıktıkları kanal yöneticilerinin borozanları olduğuna benzer bir şey söylemişti...
Yanlış bir ifade tarzı o. Ben Fenerbahçeli olduğumu herkes biliyor ama hiçbir zaman körü körüne söylemem Fenerbahçe için. Kötü olduğu zaman en büyük tenkiti de ben yapmışımdır. Oynayamıyor takım, nedir bunun nedeni, bundan dolayı oluyor demişimdir. Borazanlık niye yapacağım, kime yaranacağım ya?
“ŞAMPİYONLUK ÖNCESİ ÇOK ÇİRKİN BİR OLAY YAŞADIK”,
"İNSANLAR ŞAMPİYON OLMAK İÇİN ÇOK UĞRAŞ VERİRLER"
Fenerbahçe, 14. lig şampiyonluğunda, Saraçoğlu Stadı’nda organize edilen kutlama törenine Kalkavan ve siz katılmamıştınız. Şampiyonluk sizin hakkınız değil miydi, bu gururdan kendinizi niye mahrum ettiniz?
Şampiyonluk bizim her şekilde hakkımızdı fakat ondan evvel çok çirkin bir olay yaşadık biz. Yapanlara sormak lazım onları. Kulüple, ben ve Şadan ağabeyimin şahsıyla ilgiliydi, ben bunu duyunca ben ısrarcı oldum, katılmamak konusunda. Çünkü ben %100 haklıyımdır, haksız bir işe asla karışmam. Ondan sonra da istifa ettik zaten. O şampiyonluğu olduk, ondan sonra istifa ettik. Bakın, şampiyon olmak için çok uğraş verir insanlar. “Ah bir şampiyon olsam!” diye. Niye bırakıyoruz peki biz olduktan sonra? Mutlaka bir fikir aykırılığı doğuyor orada.
“AZİZ YILDIRIM BENİ, 4 DEFA GÖREVE ÇAĞIRMIŞTIR”,
"HERŞEYDEN EVVEL, AZİZ YILDIRIM BAŞKANIMDIR"
Buna rağmen neden Aziz Yıldırım, 2000’li yıllarda ‘‘‘Sahaya in Soydan’’ çağrısında bulunuyordu sizin için?
İlk defa size bir şey söyleyeceğim. Beni Aziz Bey, 4 sefer göreve çağırmıştır. Ve ben bunu hiçbir yerde söylememişimdir. O da beni çok sever, ben muhalefet ettiğim halde beni çok sever. Ama hiçbir gün asla sınırımı katiyen aşmam. Tenkit ederim ama ahlak çerçevesinde ederim. Her şeyden evvel, Başkanımdır bir defa. Mesela şike olayı olduktan sonra bir tek gün konuşmamışımdır. Ta ki sonuçlanana kadar hiç kimse de konuşturamaz.
“ÖĞÜTÜLECEK ZAMANIM GELİYOR”
Hıncal Uluç, Sizin de "Gidenler kervanı"na eklendiğinizi yazmıştı bir Aziz Yıldırım portresi yazısında. Türkiye Gazetesi’nin "Yıldırım Değirmeni" diye başlık attığı, içlerinde kulübün sevilen sayılan tanınan 40 yönetici ve 11 teknik direktörü öğüttüğü haberine de değinmişti …Değirmende öğütüldüğünüzde daha değerli bir şeye dönüştüğünüz söylenebilir mi, bunun için mi Aziz Yıldırım sizi hala destekliyor?
Öğütüldüğümü ben kabul etmiyorum. Ben hala çıkıp konuşabiliyorsam, hala fikrimi söyleyebiliyorsam, hala bu dinleniyorsa, demek ki öğütülmedim. Ortadayım daha. Öğütülecek zamanım geliyor ama yavaş yavaş.
“BİLDİĞİM MEVZUDA KONUŞABİLİYORSAM, TEŞEKKÜR EDİLMELİ”
Hıncal Uluç aynı yazıda, “Bugün ülkedeki Fenerbahçe nefretinin baş kahramanları Aziz Yıldırım, onun tetikçileri ve emrindeki Kutsal İttifak medyasıdır” demişti. Gerçekten kaş yapıyım derken göz çıkartma durumu mu yaşamış mıydı Aziz Yıldırım?
Bazı insanlar, seçtikleri kişilerden rahatsız olmak istemezler. Daha çok onun söylevlerinin dinlenmesi suretiyle rahat ederler. Bu bir tarzdır. Ben bu tarz bir insanım değilimdir. Çok sevsem de ne olursa olsun bildiğimi söylemek isterim çünkü ben orada bulunuyorsam, bu nedenle bulunuyorumdur, yani bir şey söylemezsem, -evet efendim, diyeceksem, o zaman niye durayım ben orada? Ne desinler: “Bizim tanıdık, Ahmet Efendi, fener yönetiminde mi desinler?” Böyle söylevlerde olacağıma, hiç olmayayım. Bu yüzden beni sevmiyorlarsa, sevmemekte devam etsinler. Ama ben eğer bildiğim mevzuu söyleyebiliyorsam, onların bana teşekkür etmesi lazım.
“ŞİKE OLAYLARINDA OLMAYACAK BİR PANİK YAŞANDI”
Futbolculara derbi öncesi yaptığınız konuşmalarda, ‘‘Arkadaşlar, F.Bahçe forması giydiğinize göre, hepiniz iyi futbolcularsınız. İyi futbolcu da kariyerini derbi maçlarda belli eder.” diyordunuz. Şike olayında Fenerbahçe ile yollarını ayırmayanların nasıl bir sınavdan geçtiğini ve sizin gözünüzde nasıl bir değere sahip olduğunu bilmek istiyorum.
Fenerbahçe kulübünde hattı zatında, bu dönemde de kimse ayrılmazdı. Orada olmayacak bir panik yaşandı. Bu sene Fenerbahçe kulübünden ayrılan; Lugano, Santos, Emenike…bunların hepsi çok iyi oyuncular.
“FENERBAHÇE’YE ALINAN OYUNCULAR, GİDENLERİN YARISI DEĞİLLER”
Fenerbahçe’nin bu yıl aldığı oyuncular, bu oyuncuların %50’si değildir. Bakmayın siz forvet çok iyi diyorlar, der herkes bir şey, göreceksiniz bu lafım doğru çıkacak. Lugano’yu bizden gitti diye kötülüyorlar, yok efendim saatli bomba imiş, çok sert oynuyormuş…Lugano iyi oyuncuydu, her sene 7-8 tane gol atıyordu, artı, Uruguay milli takımının kaptanı, şu sıfatları yan yana koyduğunuz zaman zaten sahada da gösteriyor. Dönelim Santos’a…Forvet oynayan Santos, her topta, Fenerbahçe forvetine ileri uçta oynayan oyunculara her zaman gol pası attığı gibi gol da atıyordu. Geçen akşam Arsenal takımında gol atmış, Fenerbahçe takımının hem sağ kanadındaki Gökhan Gönül, hem sol kanadındaki Santos, son derece katkılı iki oyuncu zaten. Bunun bir tanesini kaybetti, Santos’u kaybetmekle. Yerine gelen adam, hücuma zaten çok zor kalkan bir adam. Oyun tarzı o adamın da. Gerideymiş..geride iyi olabilir ama geride durmakla maç kazanılmıyor biliyorsunuz. Bu sene Niyang’ı da kaybettik. O da yeni gelen adamdan çok farklı bir oyuncuydu. Bunları kimse söylemiyor çünkü yönetime yaranmak için. Çıkıp doğru söyle o zaman. Alex var, çok iyi oyuncu.

“FENERBAHÇE’NİN ŞAMPİYON OLMASI, EN BÜYÜK CEVAPTIR”,
“GİDEN OYUNCULAR PANİKTEN GİTTİ”
Ama siz Alex’in niyadını doldurduğunu düşünüyorsunuz. “Artık yaşlandı, F.Bahçe forması ona ağır gelir” görüşlerine katılıyorsunuz.
Tamam ama iyi oynuyor. Onun için her zaman dediğim bir laf vardır:”Fenerbahçe kulübüne gelmiş, geçmiş en iyi yabancı oyuncudur.” Hala da oynuyor ama zorlanacak bundan sonra, bir yaşa geldiğiniz zaman zorlanıyorsunuz. Gidenler panikten gitti. O da gitsin bu da gitsin. Hâlbuki benim isteğim, Fenerbahçe futbol takımının şampiyon olmasıdır, en büyük cevap budur. Her Fenerbahçeli rahatlar, bu çok iyi bir cevap olur, ben ondan bırakmazdım o oyuncuları. O takımı tutardım. O takıma takviye yapardım.
“EN İYİ CEVAP, ŞAMPİYONLUĞUMUZDUR.”
Yani şikeyle bir yere geldi denilen takımı bozmayarak verilen cevaptan söz ediyorsunuz?
Bozmazsın, şampiyon olmuş o takım. Takıma kim gerekli, kim eksik, aldığım oyuncu, giden oyuncudan daha mı iyi hesabıyla o takım daha iyi bir konuma gelirdi, tıkır tıkır da yenerdi herkesi. En iyi cevap, şampiyonluğumuzdur.
“FATİH TERİM’İN KAFASINI BULANDIRDIK”
Yönetici olduğunuz dönemde, taraftarı, Fenerbahçe’nin, istediği tüm futbolcuları alacağı konusunda ikna ederken, taraftarın içini, transfer konusunda rahat tutmaya çalışıyordunuz…
Doğal değil mi bakın, bir camiadasınız. Bir camiaya hedef göstermeniz lazım. Nedir bu hedef? Onun kabul edebileceği bir şey. Bu adam gelirse bana faydalı olur. Bakın ben bir ara Fatih Terim’i almak istedim, herkes bana kızdı. Sayın Başkanım dedim, bizim rakibimiz kim, Galatasaray, bu Galatasaray takımını kim kurdu, Fatih Terim. Kim yönetiyor, Fatih Terim, ben onu alırım. Ben onu aldığım zaman o çöker zaten. Almasam dahi ben onun kafasına bunu sokarım ve oradan gider. Nitekim biz Fatih’e teklif ettikten sonra, Fatih bir sene sonra ayrıldı oradan. Ne oldu Galatasaray takımı? Beşiktaş takımında bir ara, Gordon Milne, alıp gidiyordu, 3-4 atıyordu. 4 sene şampiyon oldu. Dedim ki Metin Aşık Başkanıma: “Sayın Başkanım, Beşiktaş takımı böyle giderse 5 sene daha şampiyon olur, bizim rakibimizi zayıflatıp, kendimizin güçlü olması lazım, artık bu taraftar sizden bir şeyler bekliyor ama onların da isteyeceği bir şeyleri söylemen lazım. Yani söyleyeceğiniz şeylerin doğru olması lazım.”
“FENERBAHÇE’NİN BAZI ŞEYLERE TAHAMMÜLÜ YOKTUR”
Bir sözünüz vardı:“Transfer yapmaz ve şampiyonluğu kaybedersen itibar kaybı olur. Ama transfer yapmadığın halde şampiyon olursan kimse bir şey söylemez.”
Tabi şaşırır o zaman. Hatta bugün yönetimde, “Bakın takım seneye şampiyon çıkmazsa başta siz Başkanım, hiç kimse bu masanın etrafına oturamaz, Fenerbahçe’nin tahammülü yoktur bazı şeylere” dedim. Öyledir Fenerbahçe kulübü.
”FENERBAHÇELİ OLAN HİÇ KİMSE ŞİKE KONUŞMAZ”
Herkes temiz kramponlardan söz ederken, siz titremeyen kramponlar çağrısı yaptınız.
Eskiden saha ıslak olduğu için kramponlar titrerdi. Benim Fenerbahçelilere en büyük söylemim şu olabilir:”Fenerbahçeli olan hiç kimse şike konuşmaz” Onun için bunların yalnız dinleyerek, seyrediyorum, diyebilirim.
“BAŞBAKANIMIZ ÇOK İYİ FENERBAHÇELİDİR”
Siz hamurun çiğ halini gördünüz, içindeki bilirsiniz, biz pişmiş olanını görüyoruz. Deniliyor ki, Aziz Yıldırım ile Başbakan arasında bir çıkar çatışması var, ya da Fenerbahçe’nin geleceğinin planlanmasında görüş faklılığı nedeniyle bu olaylar patladı… Siz, Başbakan’ın ‘gelecek planlarında Aziz Yıldırım’ın yer almadığına inanıyor musunuz?
Olur mu böyle bir şey? Sayın Başbakanımız çok iyi Fenerbahçelidir. Çok iyi ama. Ve beni de çok seven bir insandır, ben de kendisini çok severim. Çok iyi bir Fenerbahçeli olduğu, benim onunla birebir konuşmalarımda duyduğum laflardır. Hiçbir zaman Başbakanımız böyle şeylere karışmaz ve girmez. Hepsi komplo teorisi.
“BAŞBAKAN, FENERBAHÇE YÖNETİMİNDEKİLERDEN DAHA FENERLİDİR”
Yani Fenerbahçe tarafının da hükümete olan küskünlüğü boşuna.
Boşuna. Bomboş bir şey. Olmaz böyle bir şey. Kesinlikle olmaz. Neler üretiyorlar neler söylüyorlar. Gülüyorum ben bunlara. Başbakan, Fenerbahçe yönetimindekilerden daha fenerlidir. Ne konuşuyor onlar? Aldık, bugün Samandıra’yı bize kim vermişti? Başbakanımız, İstanbul Belediye Başkanı iken vermişti. Her Fenerbahçelinin istediğini hangi gün geri çevirdi, sorarım ben size. Bunları bıraksınlar, çok ayıp şeyler. Fenerbahçeli bir Başbakan, gitti Galatasaray’a stat yaptı, önemli olan bu. Bunların hiç birine inanmam.
“BU HÜKÜMETLE GÜVEN İÇİNDEYİM”
Sizden son olarak siyasi bir yorum almak isterim…En son 3 Kasım seçimlerinde eşinizle oy kullandığınızda, Hülya Hanımın, “Çözüm sağlayacak hükümet dilekleri medyaya yansımıştı. Verdiğiniz oya duyduğunuz eminlik duygusu emanete mi dönüştü? Nasıl bir güven içindesiniz bir vatandaş olarak?
Çok güven içindeyim. Çünkü yapılanları görüyorum hiç kimse inkar etmesin, ayıp günahtır, çıkıp dolaşsınlar Türkiye’yi, yapılan değişiklikleri görmemezlikten gelmek, ahde vefanın benim için başka türlüsü olabilir.

hulyaokur@haberx.com