Sözlerime öncelikle Başbakan Erdoğan’ın genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı tarihi konuşması ile başlamak istiyorum.
Başbakan’ın, yaptığı konuşmanın tarihi olmasının sebebi; derin devletin geçmişten günümüze nasıl ve ne amaçla geldiğini açıkça söylemesidir.
Başbakan’ın bu konuşmasında verdiği işaretlerden umut ediyorum ki; Osmanlı’nın yıkılmasında rol alan ve Türkiye’nin kuruluşundan beri hedefi belli olan masonik derin yapının göçertilmesidir.
Keza yapılan konuşmada bu konuya dair birçok işaret var…
Gelelim konumuza.
DİNDAR GENÇLİK YETİŞTİRME MESELESİ
Başbakan’ın en çok dikkat çeken ifadelerinden biri de “DİNDAR GENÇLİK YETİŞTİRME” açıklaması oldu. Birçok gazeteci Başbakan Erdoğan’ın bu sözünden nemalanıp, propaganda yapmak için kendilerine tartışma malzemesi buldular. Hatta birileri bu konuyu daha da ileri taşıyıp; “HAYATIMIZA ZORLA KARIŞACAKLAR” ifadelerinde bulundular.
Bu soruyu soranlar, bu konuşmayı şiddetli bir biçimde eleştirenlere seslenmek istiyorum:
Eskiden bu soruyu bir din adamı kendisi açısından sorduğunda, darağacına götürülüyordu.
Eskiden, din adamları toplu şekilde vurduruluyordu.
Camilerde ibadet özgürlüğüne bile karışılıyordu. İbadetlere dil zorunluluğu getiriliyordu.
İlmihaller yakılıp, Camiler silah deposu olarak kullanılıyordu…
Ve bu zihniyetin ürünü olarak halen daha bir BAŞÖRTÜ problemimiz var…
(Geçmişten bu yana yaşananlar saymakla bitmez)
Şimdi Başbakan’ın bu konuşmasına şiddetli bir şekilde eleştirilerde bulunanlar otursunlar ve bir kez daha düşünsünler;
BU ŞİDDETLİ İFADELERİ KULLANIRKEN, BU ÖZGÜR İFADELERİNİN ÖZÜNÜ SAVUNAN HÜKÜMET DEĞİL Mİ?
HÜKÜMETİN BİZLERE SUNDUĞU İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLE HÜKÜMETİ ELEŞTİRMİYOR MUSUNUZ?
Eleştiriyorsunuz...
Eğer siz hükümeti şiddetli bir dil ile eleştirebiliyorsanız ve sonucunda DARAĞACINA götürülmeyip, halen daha konuşma hakkınız elinizden alınmıyor ise bu hükümet gerçekten demokratik ve özgürlüğü savunan bir zihniyete sahip demektir…
Buna rağmen bunun aksini iddia edip; halen daha “özgürlüğümüz elimizden gidiyor” diyenlerin ya beyinlerinden sıkıntıları var ya da birilerine apaçık hizmet ediyorlar.
Keza bu eleştiriyi yapanlar önce tarihin hesabını verdirmeli; sonrasında ise BAŞÖRTÜLÜLERİN de haklarını aramalıdırlar.
Mademki özgürlük; HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK…
Emin olsunlar; AKP hükümeti kalkıp bu arkadaşlara ZORLA kendi isteklerini yaptırmaya kalksa zor durumunda bırakılanların yanlarında oluruz…
CNN TÜRK’DE ŞİRİN PAYZIN PROPAGANDASI
Dün televizyon programına Bülent Arınç’ı davet eden Payzın’ın, Arınç Bey’i özellikle mi davet ettiği konusunda bazı şüphelerim var. Bu davet Şirin PAYZIN için doğru olabilir; çünkü hepimiz Arınç Bey’in ne kadar sivri dilli olduğunu biliyoruz. Ve eğer Arınç Bey, yanlış ya da sert bir söylemde bulunsaydı Şirin Payzın ve çalıştığı ekip muhtemelen bu durumu çok iyi bir propaganda malzemesi olarak kullanacaklardı…
Keza Şirin Hanım, Arınç Bey’e özellikle bir soru yönelterek; birisinin çocuğunun din eğitimini almasını istemediğini, zorla çocuğuna din eğitimi verileceği mecburiyeti olup olmadığını sordu.
Elbette ki kimse kimseye zorla müdahale edemez! Madem ki öyle bu konuya da açıklık getirmek gerekir:
Hiç unutmuyorum; lise zamanında Elif adında bir sınıf arkadaşım vardı. Bir derdi vardı. Fakat kimsenin bu derdinden haberi yok; belli ki derdi girdap olmuş, çıkmak istedikçe kendisini sürekli içerisine çekiyordu. Kendisi ile pek bir samimiyetim olmadığı için yanaşıp da soramıyordum.
Sınıfımızda bir de Rusya’dan gelen bir Hristiyan arkadaşımız vardı. Adı Tanya idi. Tanya, aynı zamanda Elif’in de arkadaşı idi.
Bir gün nasıl olmuş ise, Tanya İslam’ı öğrenip anlamak istediğini Elif ve birkaç arkadaşı ile paylaşmış; bu birkaç arkadaşın içinden beni iyi tanıyan Sezen, bu durumu açmak için sınıfta en uygun kişinin benim olacağım kararına varmış.
Velhasıl; Tanya düşüncelerini ve merak ettiklerini bana sormuş; 2-3 saat boyunca bu sorulara cevap verip İslam dinini en iyi şekilde anlatmaya çalıştım.
Sonunda Tanya İslam’a artık çok daha iyi baktığını, ailesine danışıp İslam dinine girmeyi düşündüğünü söyledi.
Konuşma bittiğinde Elif de benimle bir meselesi olduğunu ve bunu konuşmak istediğini söyledi.
Elif bana şöyle demişti:
“Zeki, nasıl başlayacağım bilmiyorum. Ama biliyorum ki dışarıdan pek dindar bir insana benzemiyorum. Ben son zamanlarda namazı, orucu ve benzeri konuları araştırmaya başladım. Müslümanım ama hiçbir şeyden haberim yok. Kendi çabam ile dini konularda kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Ama çok büyük bir derdim var. Evimde namaz kılmaya çalıştığımda ailem bana yapmadığını bırakmıyor. Namaz kılarken annem inadıma müzik açıp önümden geçiyor.
Annem bana sürekli saçma sapan şeyler yaptığımı söyleyip tüm öğrenme çabamı baltalayıp duruyor.”
Babasının bu durum karşısında ne yaptığını sorunca;
“Babam anneme hiç karışmıyor. Hatta kimi zaman anneme destek oluyor. Malum dini konuları konuşabileceğim arkadaş çevrem olmadığı gibi bu derdimi paylaşabileceğim arkadaşım da yok. Zaten dini konularda kendi araştırmam dışında bir de din dersinde öğrendiklerim kadarı ile ilerleyebiliyorum. Onun dışında öğrenebileceğim kimsem de yok.” ifadesinde bulundu. Konuşmanın bu kadarı bile bu yazı için yeter de artar bile...
Durum ve vaziyet ortada… Çekingen bir insanın çabası da bundan öte olamazdı zaten…
Şirin Hanım’a gelen sorunun sahibine soruyorum; ya çocuğunuz sizin zorunuz ile dinden uzak kalıp öğrenmek istediğini öğrenemiyorsa?..
Şimdi de genele soruyorum; ya dini öğrenmek, yaşamak isteyip de öğrenemeyip yaşayamayanların hallerine ne demeli?
Sorarım size...
Hadi hak suvunucuları buyurun…
Eşref Zeki PARLAK
ezekiparlak@haberx.com
Twitter: @EsrefZekiParlak
Facebook: http://www.facebook.com/esrefzekiparlak
www.esrefzekiparlak.com