Devletimizin saygın kurumlarına sızmış, bazı köşelerini tutmuş, çoğu gayr-ı Müslim kökenli dönmelerden ve onlara yataklık eden çıkar çevrelerinden oluşan ve şu an bir kısmının tespit edilip yargılandığı; “laikliği” laikliğin ötesinde kendilerine kalkan ve maske, millete karşı da bir tehdit ve bir silah olarak kullanan Ergenekon ve benzeri derin güçler; artık yavaş yavaş itiraf edecekler. Zira durum iyicene sırıtmaya başladı. Artık mızrak çuvala sığmıyor..“Daha fazla deşifre olmadan açıklayalım ki bu masum ve saf(!) halk, her şeye alıştığı gibi yavaş yavaş buna da alışsın.” diyecekler ve büyük bir pişkinlik ve arsızlıkla şu hainlikleri sıralayacaklar:
“PKK elli bin kişinin ölümüne neden olmuş olabilir. Ama bütün bunlar siyasetçilerin yanlış politikalarından kaynaklandı! Aslında PKK zannedildiği kadar, tehlikeli bir örgüt değil! Çünkü rejime karşı bir yanlışı hiç olmadı, olmaz da! Zira PKK tartışmasız laik(!) bir örgüt. Hem de sapına kadar. Hatta komünist ve hatta feminist de. Din ile uzaktan yakından ilgileri yok. Tam da istediğimiz gibi! Biz nasıl irticaya(!) karşı mücadele veriyorsak onlar da veriyorlar. Hatta bizden daha cesur ve daha radikaller. Biz dincileri(!) bastırmaya, sindirmeye, dışlamaya çalışıyoruz fakat elimizden fazlası gelmiyor ancak bu kadar başarabiliyoruz. Ama onlar bizim yapamadığımızı yapıyorlar. Daha doğrusunu yapıyorlar. Fazla uğraşmıyorlar. Doğrudan ensesine sıkıyorlar!
Haaa! Diyeceksiniz ki; 'Zaman zaman dini motifleri kullanıyorlar, dindar görünüyorlar, halka Kuran, hadis vs. dağıtıyorlar' Bunda garipsenecek bir şey yok ki!.. Biliyorsunuz onu zaman zaman biz de yapıyoruz değil mi? Hizbullah, Aczimendiler, Ali Kalkancılar, Fadime Şahinler yabancımız mıydı sanki!
Bu mürteci coğrafyada böyle laplaik(!) bir terör örgütüne fazlasıyla ihtiyaç vardı tabii ki! Hem elli bin kişinin ölmesini, öldürülmesini abartmaya gerek yok ki! Trafikte bundan fazlası ölmüyor mu? Bir depremde bile bundan fazlası ölüyor. Hem askerlik zaten riskli değil midir? Eğitim zayiatlarını unutmayın!
Şehitler gaziler mi? Türkler için şehit olmak gazi olmak başlı başına bir şeref değil midir? Niçin onları böyle bir şereften mahrum edelim ki değil mi? Hem Türk çocukları şehit olmak için can atmıyor mu? Türk anaları çocukları her şehit oluşunda geride kalan çocukları için: 'Bunu da alın bunu da alın vatan için feda olsun' demiyorlar mı? O zaman orta da hiçbir soruncuk yok değil mi?
Bu terörist kardeşlerimiz, bizim varlık yokluk nedenimiz, canımız kanımız her şeyimiz. Laikliğimize son derece bağlılar. Din ile namaz ile nasıl alay ediyorlar görmüyor musunuz? Zaten onlar ülkemizi bölmek istemiyorlar ki canım. Azıcık özerklik filan istiyorlar hepsi o kadar. Hem ayrı bir devlet kursalar bile bizim gibi laik, çağdaş, ilerici, antidemokratik bir devlet kuracaklar değil mi? Şimdi haklarını da yememek gerek bizden daha laikler. Bu cahil halkın çoğu dindar olduğu için ister istemez bu oran askeriyeye de yansıyor. Askerlerin çoğu dindar ailelerin çocukları. Çoğunun annesinin başı bağlı, sıkma başlı. Ama gerillalar öyle mi? Hepsi de çağdaş çocuklar. Belki dağda kaldıkları için biraz kaba sabalar ama olsun onlar da bizim gibi dine dindara acayip düşmanlar.
Hem bu kardeşlerimiz laikliğe(!) bizden daha fazla bağlı oldukları için kardeş kardeş geçinip gideriz. Ayrımız gayrımız olmaz. Ayrıca birken iki devletimiz olacak, fena mı? Adı önemli değil! Laik olması önemli! Hem ne güzel ikisi de etnik olacak.
Böylece gerici(!) düşmanlarımızı iyice çatlatmış oluruz. Onların elinden koskoca devletlerini almış darmadağın etmiş bir devletçik kurmuştuk. Şimdi ikincisini kurmuş olacağız değil mi? Çatır çatır çatlasınlar saftirik Türkler! Devletlerini geri almaları için daha çook beklesinler. Alamazlar.. Hem alsalar bile böyle bir durumda ancak birini alabilirler. Öbürü de bize yeter. Kendimizi biraz da garantiye alalım. O kadar emek verdik deel mi? Tam üç asırdır didinip duruyoruz şurada. Ha bu tarafta yaşamışız ha o tarafta ne fark eder. Zaten sınır komşusu olmuş olacağız. Şuracık da iki adım yer canım. Ara sıra birbirimize oturmaya gideriz. Hatta yatıya bile kalırız!
Hem bakın irticaya karşı derin derin mücadele ediyoruz. Saf dincikler(!) bir kişinin bile burnunu kanatmadığı halde nerdeyse her altı ayda bir sizin bildiğiniz ya da bilmediğiniz bir biçimde müdahale ediyoruz. Bu müdahalemizi ve mücadelemiz medyamızla ve derneklerimizle her gün her saniye yapıyoruz. Ama bizimkiler yirmi beş, otuz yılda on beş yirmi bini faili meçhul, -yok yok faili meşhur- olmak üzere elli bin zayiat verdirdikleri halde biz bu kardeşlerimiz için hükümete ve meclise minnacık da olsa bir uyarı filan yaptırdık mı? Öncelikli tehdit olarak gösterdik mi? Hayıııırr! Niçin? Çünkü PKK bizim kollarımızda büyüdü! O bizim gözbebeğimiz. Biz onu özenle bezenle emzirdik! Nasıl O’na zarar verebiliriz ki!
Haaa belki de şunu düşünüyorsunuz değil mi? 'Yavvv bu kadar kan döküldü, bu kadar adam öldü, koca Türk ordusu savaşıyor, nasıl olur?' Olur, olur bal gibi olur dal gibi ölür! İyi bakın bakalım kimin çocukları ölüyor? 'Saf çocukları masum Anadolu’nun …!' Bizimkilerden hiç ölen var mı? Yani sizin anlayacağınız ya da anlamayacağınız her bakımdan karlı bir iş değil mi?
Ey Şamanist, Sebatayist, komünist, oportünist, nihilist, faşist, laik ve ulusalcı kardeşlerimiz, 'N’oluyoruz' diye hiç endişelenmeyin! Göreceksiniz 'Saf çocukları masum Anadolu'nun kısa sürede buna da alışacaklar Sarıkamış’a, Menemene, 12 Eylül’e, 27 Mayıs’a, 28 Şubat’a, 27Nisan’a, elli bin kişinin ölümüne alıştıkları gibi… Hatta göreceksiniz çok kısa bir süre sonra 'Olsun canım n’olcak sanki ordumuz da bu arada çok ciddi tecrübe kazandı, artık tüm dünyayla savaşabiliriz' diyecekler. Kıh kıh kıh… Şimdiye kadar kiminle savaştılarsa sanki !..”
…
Bunları bırakın dile getirmeyi hayalimizden bile geçirmek istemezdik ama maalesef maalesef milyon kez maalesef ki görünen manzara budur. Bu kadar dehşetengiz ve içler acısıdır.
Yukarıdaki alçak ve iğrenç ifadelerden Türkiye Cumhuriyetimizin güzide kurumlarını, Çanakkale’de ve Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs’ta ve en son terörle mücadelede büyük fedakârlıklar gösteren 'Peygamber ocağı' kahraman ordusunu ve onun şerefli komutan ve personelini; yine devletimizin emniyet ve istihbaratı başta olmak üzere bütün kurumlarını tenzih ediyoruz.
Ayrıca laiklik ilkesini benimsemiş tabandaki vatandaşlarımızın böyle haince düşünceler taşımadığını biliyoruz. Laikliğin demokrasilerin olmazsa olmaz ilkesi olduğunu devletimizin ve rejimimizin tartışılmaz ilkesi olduğunu da biliyoruz. Halkımız arasında belki çok küçük marjinal guruplar arasında böyle düşünenler bulunabilir. Şayet laik düşünceli kardeşlerimiz arasında az da olsa böyle düşünenler varsa onların durumunu, bazı saf ve cahil dindarların adı İslamcı geçiyor diye vahşi ve güdümlü terör örgütü El kaide’ye sıcak bakmaları ve onların eylemlerine için için sevinmeleri gibi değerlendirmek gerekir diye düşünüyoruz.
Başta da belirttiğimiz gibi bu iğrenç itiraf, kesinlikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değil, devleti istismar eden hain güçlerin itirafıdır. Devletimizin ve demokratik rejimimizin teminatı olan laikliği, aldığımız yerdeki, Batı’daki, özgün haliyle yani inanç özgürlüğü ve serbestîsi olarak kabul eden, baskı ve yıldırma aracı olarak kullanmayan samimi laik düşünceli kardeşlerimizin bu yazıda bahsedilen çevrelerle bir ilgilerinin olmadığını, olamayacağını tekrar belirtmek istiyoruz. Burada bahsettiğimiz güçler tamamen din ve laiklik sömürücüleridir. Kendi tabirleriyle hem dinci(!) Hizbullah’ın hem de laik (!) PKK’nın arkasındaki müşterek güçlerdir.