68 kuşağı yaşamını darbeler ortamlarında götürdü. Olan biteni tam anlamadan gelişen cinayetler, işkenceler, idamlar, mahkemeler, korkular, korkutulmalar arasında geçti.
Derinlerden gelen seslere pek kulak vermedik.Kendimize yediremedik. Olmaz öyle şeydedik. Meğer oluyormuş. Gençler biribirlerine kıydırılıp, öldürülüyor, içsavaşlar destekleniyor, darbeler yeşertiliyormuş. Bunları da saygıda kusur etmek istemediğimiz paşalar yapıyormuş, Cumhurbaşkanları yapıyormuş.Başbakanlar durumu idare ediyorlarmış. Devlet sırrı bunlardan ibaretmiş.
Gereğinde mahkemeler, gereğinde mafya, gereğinde medya, işadamları bu trajik senaryoların aktörleriymiş.
Medya bin yıl sürecek zannedilen kar sesine ayak uydurmak istemiş. 28 Şubat marşı bu binyılla hesaplanmış.. İşlerimizden kovulma, susturulma seneryoları asker, medya, iktidar işbirliğinin eseri imiş. Bu işe inanmak güç oldu. Ancak Ergenekon’dan vaz geçmek de söz konusu olmayacak..
Torunlarıma anlatamayacağım masalları , çocuklarımız biliyor. Şimdi herşey netleşti. Gerçekler sanal dünyanın vazgeçilmez sayfalarından kayıp olmuyor.
İşte özgürlükler de hızını bu teknoloji dünyasından alıyor..
28 Şubat ve Ergenekon bir çizgifilm halinde çocuklara anlatılabilir. Persopolis çizgi çalışması gibi belki torunlara bu maceraları anlatabiliriz. Seveceklerini hiç sanmam.