Son Haberler
23.05.2012 Çarşamba 16:36
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 14°C/22°CCuma: 13°C/22°CCumartesi: 13°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

CORRIERE DELLA SERA: CAMERON AVRUPALI TÜRKİYE AÇILIMINDA BULUNURSA
30.07.2010 14:00

ROMA, 29/07(BYE)--- Tirajı günde 676 bin olan Corriere della Sera gazetesinin 29 Temmuz 2010 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında ve Danilo Taino imzasıyla yayımlanan makalenin geniş özet çevirisi şöyledir:

Başbakan David Cameron, Orta Doğu'nun anahtar ülkelerinden biri olan Türkiye için Avrupa'nın kapısının hâlâ açık olduğunu söylemek amacıyla, geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin Avrupalı en iyi arkadaşı olarak Ankara'da kendisini gösterdi... Başbakan Erdoğan'ın, Birliğe kabul edilme fikri ve bunun için yapılması gerekenler için duyduğu istek her geçen gün daha da azalıyor ve Avrupa'nın büyük liderlerinin, Ankara'nın 27 üyeli topluluğa tam üye olarak girmesi konusundaki tavırları daha da katılaşmış durumda... İngiltere Başbakanı, Barack Obama ile uzunca bir görüşme yaptıktan birkaç gün sonra bir yolculuk yaptı ve açılımda bulundu. Londra ile Washington arasındaki özel ilişki, bu çerçevede işliyor.Nitekim Amerikan yönetimi de alarmda. Haziran ayının başında Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin bozulmasından endişe duyduğunu kamuoyuna açıkladı ve Avrupa'nın, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini reddetmesinin Türkiye'yi "Doğu"ya doğru itebileceğini savundu. Aylardır Amerika'da " Ankara'yı Kim kaybetti?"tartışması yapılıyor. Türkiye, İslam dünyasında yeni ve büyük bir role sahip olma cazibesine kapılarak tek başına kayboldu mu yoksa onu eşit ortak olarak istemeyen ama en fazla Avrupa'da imtiyazlı ortaklık (Ankara bunu şiddetle reddediyor) tanıyabileceklerini belirten Berlin ve Paris aracılığıyla dışarı mı atıldı? Türkiye konusu, dünya diplomasisinin endişe odağı durumunda. NATO'lu müttefik, coğrafi bakımdan stratejik bir konumda yer alan ve büyük gelişme içinde olan ekonomisiyle Avrupa'da göze çarpan büyük bir ülke durumunda. Cameron, Erdoğan'ın nükleer çalışmaları konusunda İran'ın tavrına açık olduğunu göstermesini ve BM'de İran'a yönelik yaptırımlara karşı oy kullanmasını kibar bir şekilde eleştirdi. "Avrupa Birliği'ne üyeliğe doğruilerleyişinizin düş kırıklığına uğratılması beni sinirlendiriyor." diye belirtti. Ve İsrail'i, Gazze Şeridi'ni "açık cezaevine" dönüştürmesi nedeniyle eleştirdi.

Paris ve Berlin, her geçen gün Türkiye'nin AB'ye tam katılımına karşıtlıklarını artırıyorlar. Bu tavırları, müzakerelerin kötü gitmesinden değil; Türkiye'nin insan haklarına uymaması ya da Avrupa standartlarına uygun yasalara sahip olmamasından kaynaklanıyor. Mali krizin akabinde, Nicolas Sarkozy ve Angela Merkel önceye nazaran Avrupa'nın çok fazla genişlediğinden ve Türkiye'nin katılımının, Avrupa projelerinin üzerine "mezar taşı" dikeceğinden oldukça eminler. Fransa Cumhurbaşkanı, Ankara'nın Avrupa üyeliğine başından beri karşı ve bu konuda gerekirse bir referanduma gidileceği sözünü verdi. (Anketlere göre Fransızlar Türkiye'nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor.) Alman Şansölye de daima karşı idi ama son dönemde tavrı daha da sertleşti. Alman diplomasisinin arkasında hareket ettiği sis perdesi sıkça tekrarlanan bir sözden oluşuyor: "Pacta sunt servanda" ("Ahde Vefa"). Anlaşmalara uyulmalıdır. Söz konusu pakt Brüksel ile Ankara arasında yapılan müzakereler ve bunlar, teoride 2015 yılından sonra AB'yi genişlemeye götürecektir. Aslında, Frau Merkel ve danışmanları kamuoyu önünde söylemeseler de, katılım barajını sınırsız olarak yükseltiler. Onlara göre, Avrupa'ya girmek için Ankara'nın demokrasi, yasalara uygunluk ve ekonomik özgürlük ölçütlerine uyması artık yeterli değil. Onlar için sorun, Türkiye'nin AB'ninkinden farklı bir dil konuşan; farklı siyasi ve jeopolitik mantığa sahip; Avrupalıların önem verdiği "soft-power"ı hedeflemeyen ve bununla beraber uluslararası dengelerde güce dayanan daha geleneksel bir fikre sahip bir ülke olması...

Paris ve Berlin Türkiye'yi üye yapmayı öneren açık ve uluslararası mantık ile Avrupa Birliği içindeki dengeleri sağlamlaştırmayı savunan mantık arasında bir seçim yapılması seçenekleri arasından, ikinci seçeneği tercih etmektedir. Şayet Ankara daha az Batı yanlısı olduğu için jeo-stratejik sorunlar çıkarsa, çözmek ABD'nin sorunu olacaktır (ve dolayısıyla Avrupa, Vaşington'u eleştirmeye hazır olacaktır.) Cameron, doğrusunu yapmıştır. Türkiye'nin AB'ye katılımının daima lehinde olan İtalya ise sesini daha çok duyurmalıdır. Paris ve Berlin her zaman Avrupa'ya iyilikte bulunmamaktadır.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.