Demek ki insanlar belli bir koltuğa sahip olduklarında o koltuğun hakkını vermek yerine, haksızca insanlara karşı saldırırlarmış; o koltuklara kendilerini o insanların getirdiklerini unutarak.
Bu tanıma sizce kim uyuyor dersiniz?!.. Size Erdoğan ve arkadaşları diyebilirim. Haftalardır; ucubeyle başlayan, aksırıkla tıksırakla iyice kızgınlaşan, içki ve seksle devamını getiren Erdoğan ve arkadaşlarından söz ediyorum.
AKP’nin son zamanlardaki performansına baktığımız zaman; dokuz senelik iktidarında yaptıklarını bir çırpıda silebilecek bir performansı gözleme imkanı bulabiliyorsunuz; oysa AKP’yi iktidara getiren halk bu performansı mı görmek istiyor?
Bunun cevabını elbette ki hayır olarak verebiliriz; AKP ne kadar temel hak ve özgürlüklerden uzaklaşırsa, ne kadar ekonomik durumu arka plana iterse ve ne kadar değişim isteyen halkı görmek istemezse eski AKP’den o oranda uzaklaşır ve birkaç haftadır da uzaklaşmaya başladı.
Peki çözüm ne derseniz?!.. Size önce Melih Altınok’un yazdığı daha sonra Ahmet Altan’ın devamını getirdiği bir çözümden bahsedebilirim; o da BDP – HAS Parti – EDP ittifakından oluşan bir çözüm.
İttifakı oluşturan partilere baktığımız zaman gökkuşağı rengindeki bir tadı hissedebiliyorsunuz ve bu partilerin hemen hepsi Türkiye’nin en önemli sorunlarına müdahale etmek isteyen ve mağduriyet ekseninde politika yürüten partiler.
BDP’yi ele aldığımız zaman, Türkiye’nin bana kalırsa en can yakıcı sorunu olan Kürt Sorunu’nda başrolü oynayacak bir parti izlenimi çiziyor ve BDP’nin bu çizdiği portre Türkiye’nin birçok kesiminin de benimseyeceği bir portre olarak karşımızda durabilir; sonuçta bu toprakların insanı öyle ya da böyle savaşın bitmesini, barışın gelmesini istiyorlar; gerçekçi olup elbette her savaşın bir barışı olduğunu bilerek…
HAS Parti’ye baktığımız zaman, Türkiye’nin dindar kesiminde yaşanan büyük bir değişimi temsil edecek bir parti olarak göze çarpıyor. Aynı zamanda HAS Parti, kendini ne dindar olarak tanımlıyor, ne de herhangi bir siyasin görüşün uzantısı olarak…
Numan Kurtulmuş’un Taraf’a verdiği röportajda “Anadil ana sütü gibi helaldir” demesinden sonra, Kürt Sorunu’na nasıl yaklaştığını da anlatmama gerek yok; hem de içerisine Mehmet Bekaroğlu, Zeki Kılıçarslan gibi isimleri katan HAS Parti’nin belli bir düzene indirgenmeyen ama, halkın tamamını içine katan politikası gerçekten uzun zamandır özlenen dindar bir sol kitleyi tarif ediyor.
EDP içinse, Türkiye’nin tüm mağduriyetlerine inmeye çalışan ve aynı zamanda kendini sol olarak tanıtmadan, temel hak ve özgürlükleri baz alan politikası hem solu yeniden tanımlamaya hem de Türkiye’yi tanımaya odaklı bir durum ve bugüne kadar yaptıkları kampanyalar ve ürettikleri icraatlarla da herhangi bir takıntısı olmadığını gözler önüne serdi.
Böyle bir ittifak kurulur mu bilemiyorum ama, yegane görüşüm böyle bir ittifakın barajı geçecek olması.
İttifaklarda her partinin olası oy oranlarını alt alta toplayıp bir görüş sunmak pek tutarlı bir durum oluşturmuyor ama, ittifakları önce partiler kendi tabanlarına daha sonra da halka yeterince anlatabilirlerse olası oy oranlarının iki katına çıkacağını düşünüyorum.
Böyle bir ittifakı da oluşturmak gerekiyor; çünkü AKP’nin giderek MHP’lileşen politikası onları hem daha sert üsluplu hem de anti – demokratik kılıyor ve bugüne kadar AKP’nin sol söylemlerini bir çırpıda geri plana atıyor; kendine güç katabilmek ve kendi güçlerini koruyabilmek adına bu çarpık politikayı hayata geçiren AKP’nin ne kadar güçlü olursa, o kadar damarlarındaki milliyetçi kanı ortaya çıkaran endeksi tehlike oluşturuyor.
Baktığımız zaman Türkiye’nin adamakıllı bir muhalefeti olmaması, AKP’yi böylesine hoyrat kılsa da ve AKP seçimleri “kötünün iyisi” olarak kazansa da, bu seçimlerde ortada barajı geçecek bir parti olmaması AKP’yi yine birinci parti durumuna düşürecek ve böyle devam ederse tek başına iktidar da olacak.
İşte çözüm üretmekte burada başlıyor, yukarıda söylediğim BDP – HAS Parti – EDP ittifakının barajı geçmesi meclise en azından 70 milletvekili sokması demek. Bu 70 milletvekilinin meclise girmesi hem CHP’yi sıkıntıya sokacaktır, hem de AKP’nin bugüne kadar ürettiği değişimci kimliğini elinden almasını sağlayacaktır.
Bu ittifakın meclise girmesi demekse, AKP’yi daha fazla değişime sürüklemesi, anayasayı birinci gündem maddesi yapması ve temel hak ve özgürlükler konusunda demokratikleştirmeyi sürdürmesine de aday bir durum.
Hem AKP’yi böylesine bir politikaya sürmek hem de CHP’nin elinde o “olmayan” ana muhalefet kimliğini bu ittifakın eline vermek Türkiye’nin önündeki sorunları çözmesi ve yeni anayasayı hızlandırması demek değil de nedir?
Referandum zamanında halktan sıradan bir kişinin bile “Ben ‘değişim’ istiyorum” çığlığını bu ittifakın partileri duyarlar mı tam olarak bilemiyorum ama, böylesine kendilerini Türkiye’nin partisi olarak tanıtan ve mağduriyetler ekseni odaklı Türkiye’nin sorunlarına yönelen bu partilerin tek başına seçime girmek gibi bir maceraya kapılmayıp birlikte daha güçlü bir seçime girmeleri ve oradan da daha güçlü çıkmaları Türkiye’nin demokratikleşmeye devam etmesinin ilk adımı olarak hafızalara kazınabilir.
Benim fikrim bu yönde ve şöyle baktığım zaman; Türkiye’nin sorunlarını ne AKP, ne de CHP çözebilir; Türkiye’nin sorunlarını eski takıntılarını bırakan ve mağduriyetler eksenine doğru politikalar üreten partiler çözer.
Buna bir ad koymak gerekirse de; BDP – HAS Parti – EDP ittifakı tam da istenen çözüm partileridir.
Bunlarında halkın saygısını kazanacağına ve halktan destek alacaklarına olan güvencim tam.
İşte şimdi bunu tartışma zamanı.