Ahmet henüz on sekiz yaşını bitirmişti. Üniversite sınavına girmiş ve puanının yettiği bir üniversiteye yerleşmişti. Bazı şeyleri fazla sorgulamamıştı o yaşa kadar. Ama artık şehir dışındaydı ve kendi ayakları üzerinde durmalıydı. Kemikleşmemiş karakteri bir kıkırdak gibi bükülüyor, her söze aldanıyordu. Her gelen, kendi düşüncelerini ona, öyle ya da böyle pazarlıyordu. Kimi tatlı sözlerle bir madlen çikolatası etkisi bırakıyor, kimi üsluptan yoksun, haklı olduğu meselede kabak tadı veriyordu. Aldanıyor, dalıyor, ayılıyordu. Aslında bilmiyordu. Dolmalıydı, yanmalıydı. Önce, bilgiyle dolmalı, sonra akacağı bir mecra bulmalı, o yolda pişmeliydi…
Ahmet, üniversitede birçok insanla tanıştı. Sağcısıyla, solcusuyla, cemaatte kalanıyla, ülkücüsüyle, ulusalcısıyla, komünistiyle…
Hepsini dinledi, kendisi de anlattı. Kimine hak verdi. Kimi ona hak verdi.
Ama asıl mühim mesele; herkes hakkını almalıydı.
Bir gün bu kozmopolit, özgürlükler dünyasını annesine göstermek için, üniversitesine davet etti. Anlata anlata bitiremediği, deniz manzaralı üniversitesini ve o güzel manzarasını göstermek istiyordu. O büyük, görkemli kapıya geldiklerinde ikisinin de yüzü gülüyordu. Ahmet kafasını eğerek, güvenlik görevlilerine gözükmemek istercesine, kapıdan geçmek isterken, annesini durdurdular, siz geçemezsiniz diyerek. Ahmet hiç tepki vermedi. Alışkındı bu durumlara. Malum her gün başörtüsünü açıp geçenler, ya da geri dönenleri görüyordu. Ama annesi aynı tepkiyi vermedi. Kapıyı yumrukladı, sinirinden kapıyı tekmeledi. Sonrada çaresizlik ve bir iki damla yaş…
Eğitim hakkı da değil! Manzaradan bile mahrum edildi anne oğul. Başın kapalıysa oğlunun okulunu göremezsin dediler. Burası bizim kalemiz dediler. Hayır, dedi Ahmet, burası kimsenin kalesi değil. Sen de yaşıyorsun burada, ben de yaşıyorum. Boğazında tıkandı sözleri…
Şimdi bir referandum var karşımızda, yargı siyasallaşacak diyorlar. Yargı birilerinin kalesi haline gelecek diyorlar. Peki, bu yargı kimin kalesi ki, başkasının eline geçecek? Birileri, birilerinin elinden şekerini mi alıyor?
Hayır, burası kimsenin kalesi değil. Bu Anayasa değişikliklerini, iyi analiz etmek gerekiyor. Yargı, aslında siyasallaşmaktan kurtuluyor. Yargı üyelerinin sayısı arttırılarak, atamalar çok daha fazla mecra tarafından yapılarak, şeffaflaştırılıyor.
Demokratik bir ülkede, ne yapılması gerekiyorsa o yapılıyor.
Demokratik ülkelerde, halk milletvekillerini seçiyor. Onlarda, millet adına yasa çıkarıyorlar. 411 oya karşılık, 103 oyla geçen yasayı, on bir kişinin iptal ettiği bir ülkede, demokrasiden söz edilebilir mi?
Ahmet ise şu günlerde kendine şu soruyu soruyor. Annesini üniversiteye almayanlarla “hayır” diyenler bu kaleyi mi koruyor acaba?
muhammedhalid@msn.com