O zamanlar, “Önce vatan!” ile “Köylü milletin efendisidir!” söylemlerinin yerini bulduğu en coşkulu zamanlardı.
O zamanlar, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!”denilip, Türk’ün de Kürt’ün de satılığa çıkarıldığı ve hıyanetin adının ‘Milli Birlik ve Beraberlik’ olduğu zamanlardı.
O zamanlar, 90’lı yıllardı… TSK içi yapılanma olan JİTEM ile PKK’nın zulmü arasında kalmış güneydoğudaki Kürtleri konu edinen ve onların durumunu çok da güzel anlatan bir karikatür çizilmişti.
Çizgiler şunu gösteriyordu: biri asker, diğeri PKK mensubu olan iki kişi, müstehzi bir gülümseme ile masum bir köylünün başına silah dayamışlar ve ikisi de onu, bir diğerine taraf olmakla suçluyorlar. Suçunu itiraf etmesi konusunda da ısrar ediyorlar. O ise şunu çok iyi biliyordu ki, itirafının rengi ne olursa olsun her iki durumda da canını kurtaramayacaktı.
Nitekim öyle de oldu… Binlerce Kürt, kumpas altına alınıp ya faili meçhullerle ortadan kaldırıldı ya daköyleri yakılıp yıkıldı.
Bütün bunların sorumlusu ise -trajiktir ama- ya asker kılığına giren PKK ya da PKK kılığında ki askerlerdi. Yani burada ‘Devlet’ ve ‘PKK’ el ele verip, masum Kürt halkını istedikleri gibi evirip çeviriyorlardı.
Sonuçta Kürtleri, yok etmeye yönelik, varlıkları ve dilleri ile beraber kimliksizleştirme çabaları, 90’lı yıllarda yoğun bir evre geçirdi. Üzerlerinde oynanan siyasi oyunlar ise onları, her dönemde olduğu gibi o zamanlarda Araf’a hapsetti ve bu günlere taşıdı.
O resme bugün de baktığımızda değişen bir şeyin olmadığını görmek mümkün, maalesef.
Ana dilde eğitim hakkının verilmemesi, yeni anayasanın geciktirilmesinden dolayı birçok haklarının askıda tutulması, bütün bunlar için şartların olgunlaşmasını beklemek gibi manasız bir bahane, birilerinin ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir işe yaramıyor.
Bilinmelidir ki, geciktirilmiş her hak, birkaç canın daha yitirilmesi demektir.
Bu hakkı elinde tutanlar ile bu durumu suiistimal edenler, silahın çözüm olmadığını bilmeli ve artık‘Kürtler’e hakkını teslim edip, ellerini onların yakalarından çekmelidir.
Elbete ki, ‘Kürtler’den kastımız, ‘Silah Kürt’ün sigortasıdır!’ diyen siyasiler değil!
Kastımız, masum 35 köylünün hunharca katledilmesine mukabil için için ellerini ovuşturup, bundan siyasi hak devşirmeye çalışan siyasetçiler hiç değil!
Kastımız, dağlara çıkıp silahlanan örgüt mensupları da değil!
Kastımız, komşusunun, arkadaşının, iş yerini yakıp talan eden şuursuz gençler de değil!
‘Kürt’lerden kastımız, insanlıktan nasbini almış, ahlaki değerlerini, vicdani ve insani temeller üzerine oturtmayı başaran, savaşa karşılık barışı, kardeşliği savunan ve‘akıl tutulması’ yaşamayan bilinçli Kürtlerdir.
Kastımız, ‘Halkı’ olduğuna inandığı hükümetleri iktidar yapan ‘Halkçı’ ve ‘Hakçı’ Kürtlerdir.
Kastımız, devletinin de onlara kıymayacağından ve canlarını zayii etmeyeceğinden emin olan Kürtlerdir.
Kastımız, ‘Mazlumdan dini sorulmaz’ ilahi emrini düstur edinmiş masum ve mazlum Kürtlerdir.
ydemir@haberx.com