Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Amerika`nın yeryüzünün sahnesi olduğunu hep söylemişimdir bir süre daha söylemeye devam edeceğim. Dünyaya bir derdinizi, bir meselenizi anlatıp ilan etmek istiyorsanız bu sahnede olmak zorundasınız. Bu söylediklerimi genelde bir kelime ile ifade ederiz, lobicilik. Lobicilik dünyada ve Amerika`da her geçen gün değeri sürekli artan bir mefhum. Bu memlekette, devleti ve milleti hesabına lobicilik yapanlar hep kazandılar. Bu işi beceremeyenlerin ise yarım kelime dahi olsa konuşmaya hakları olmadı/olmayacak. Lobicilikte Amerika`nın önemini şu rakamlar azda olsa ifade ediyordur herhalde. Washington DC’de 8.000 üzerinde şirket ve 120 bin üzerinde lobici büyük bir sektör olarak bu işi itina ile yapıyorlar. Lobicilik başlı başına ele alınması gereken bir mevzudur.
Biz meselemize dönelim. SSCB`nin can cekiştiği yıllardır. Elinde neredeyse bir asırdır tuttuğu devletler ve milletler hareketlenmektedir. Orta Asya`nın kurak topraklarında hürriyet, demokrasi, müsavat adına bir kıpırdanma vardır. Orta Asya`nın “hızıri” adımlara muhtaç toprakları yeşerme sevdasındadır. İşte tam bu dönemde hürriyete, demokrasiye kapı aralamak isteyen Azerbaycan dolayısıyla diğer cumhuriyetler 1990 Ocak ayının 19’unu 20’sine bağlayan gece Sovyet ordusunun Ermeni çeteleriyle beraber gerçekleştirdiği kara veya kanlı Ocak faciası ile yüzleşir. Bir anlamda “kara Ocak faciası” bağımsız Azerbeycan’a hatta Türki Cumhuriyetlerin hürriyete giden yolda bir kilometre taşıdır. Bu vahşi katliamın emrini veren ise SSCB`nin son lideri Mihail Gorbaçov`du. Ve çok manidardır ki kendisine bu katliamdan 11 ay sonra Nobel ödülü verilir. Dünya bu katliamı her zaman ki gibi samit infiali içinde sadece seyretti. Türkiye ise katliama sessiz kalmadı. İstanbul başta olmak üzere bütün Anadolu ayağa kalktı. Gıyabi cenaze namazları kılındı ve kardeş ülke için dualar yapıldı.
Biraz hafızamızı tazeleyelim. Aslında unutmak insana verilmiş büyük bir nimettir. Ama insan nimetleri nerde, ne zaman ve nasıl kullanacağını bilirse nimet olur. Yoksa nimet nikmete dönüyor başa bela oluyor. Özellikle Amerika ve gurbette yaşayan insanımızın unutmak bir yana hiç aklından çıkarmaması gereken olaylar vardır tarihin kirli sayfalarında. Her yıl başı dolayısıyla Ocak ayı, benim yadıma Türk dünyası adına yakın geçmişimiz itibariyle çok değişik hadiseleri tedai ettirir. Bunların en önemlisi ise Azerilerin ifadesiyle “Qanlı Yanvar” dır. Yani 20 Ocak Bakü katliamıdır. Evet 20 Ocak 1990 yılında Bakü`de bugünkü Azerbaycan Devletinin temeli atılmıştır. O gün Bakü`nün azadlık meydanını dolduran halk bütün dünyaya yıllar önce Resulzade`nin o meşhur sözünün haykırıyordu adeta. “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez”. Farklı kaynaklara göre 30 bin, 35 bin ve 60 bin askerle 20 Ocak katliamı gereçekleştirilmişti. Resmi kaynaklara göre 143 kişi hayatını kaybetti. Gayri resmi kaynaklara göre ise ölü sayısı 170 ile 600 arasında değişiyor.
Bu katliam bir özgürlük hamlesinin belini kırma hamlesiydi dolayısıyla da diğer cumhuriyetlere doğrudan verilen bir mesajdı. Ama Azerbaycan halkı beline indirilen darbelerle daha da güçlendi, el ele verdi ve 22 Ocak`ta 2 milyona yakın halk şehitlerini bağrına bastı. Tıpkı, vefalı Anadolu insanının 1918 de Bolşevik ve Ermenilerin taarruzuna karşılık Nuri Paşa komutanlığında şehit düşenlerin ve Azerbaycan için kopup gelen Anadolu erlerinin unutulmadığı gibi. 2012 Amerika`da Ermeni Tasarısı için ayrı bir yıl olacaktır. Amerika, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini çok yakından takip ediyor. Azerbaycan`ın dünyaya duyuracağı bir çok haklı meselesi var. Bunların bir tanesi işte 20 Ocak katliamıdır. Hemen arkasından ise “Hocali” katliamıdır. Daha sonrasında ise “Karabağ” katliamıdır. Fakat bunlar ne kadar anlatılıyor tartışılır..
Fransa Cumhurbaşkanının küstahca, donkişotca Ermeni tasarısını gündeme taşıdı ve bu durum Türkiye-Fransa ilişkilerini farklı bir boyuta getirdi. Bu arada İlham Aliyev bu konuda bir cümle dahi etmedi. Belki de kadim dostu Sarkozy`i üzmek istemedi. Abdullah Gül`ün telefonuna çıkmayan Sarkozy, İlham Aliyev`e yaş günü tebriği gönderdi. Dostlukları Karabağ ve Ermeni meselesini aşkın görünüyor. Aliyev petrol gelirlerinin yüzde birini Amerika`da lobi oluşturup bu meseleyi anlatsaydı bugün Karabağ meselesi eminim daha farklı bir konumda olacaktı.
Bu olaylar Amerika`da her yıl hatırlanması ve hatırlatılması, bütün dünya kamuoyuna ilan edilmesi gereken katliamlardır. Bu ilan ise Manhattan sokaklarına çıkıp üç beş tane pankartla olacak iş değildir. Bu katliam(lar)ın Amerika`daki dünyaca ünlü üniversite mahfillerinde, duyurulması elzemdir. Çünkü yıllarca bu ve benzeri meseleleri Ermeni lobisi ve onları destekleyen lobiler bu şekilde anlattılar. Bu mevizenin yalanını bu denli cesaret ve iştiyakla bu kadar ciddi anlatıyorlarsa hakikatinin ne derece bir heyecen ve sorumlulukla anlatılması gerektiğini başta Aliyev`e, yetkililere ve sonrasında ilgililere, onunda akabinde insanımızın iz`an ve anlayışına havale ediyorum. Azerbaycan devletinin kurucusu Mehmet Emin Resulzade`nin o enfes cümlesiyle noktalıyalım. “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez”…