Son Haberler
17.05.2012 Perşembe 02:53
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Pazartesi: 9°C/14°CSalı: 8°C/14°CÇarşamba: 8°C/15°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"2011, KAOS VE KARMAŞA YILI OLACAK"
Ünlü Astrolog Yasemin Boran, Hülya Okur'a konuştu. 2011 Türkiye'si ile ilgili öngörülerini bizimle paylaşan Boran; Astrolojinin neden bilim olarak kabul edilmediği, gezegenlerin konumunun bizleri nasıl etkilediği, astrolojinin hayatımızı kolaylaştırmadaki rolü gibi pek çok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu. 27.12.2010 09:13

HÜLYA OKUR- HABERX

“Evet boşlukta yer kaplamayan biriyle yaptım bu söyleşiyi. Öyle ki, bizim için gökyüzünde geçiriyor tüm vaktini. Orada güneş, ay ve yıldızların neden bu kadar süslü göründüğünü daha iyi anlıyorum şimdi. Astrolojiye inanmayan aklını hiç bahane etmesin boşuna. Çünkü akıl, görünür olan şeylerin peşinden gidiyor aslında. Sema ve ecramın ahvaline vakıf olan bu insanın, göklerin ilmine ne derece sahip olduğuna bakılırsa, şimşeklerin gürültüsüyle verilen mesajdan önce kulak vermeliyiz ona. Ben oldurulan her şeyi Allah’tan bilirim, olacakların hikmeti için de pek  kafa yormam ama olmuşların istatistiğine şöyle bir bakarım. Baktığım yerde gördüğüm isim Yasemin Boran oldu. Bence siz de ondan gözünüzü ayırmayın. Çünkü göreceğiniz şey en kötü ihtimalle  bir yıldız!“

Doğum tarihi ve saati ile bulunan yıldız haritası için insanlar önünüzde kuyruklar oluşturuyor. Peki horoskopların gözünden kaçan sizinle ilgili detaylar neler?Doğum öykünüzü almak istiyorum.

“SANIYORUM BENİM HAYATTA KALMAM GEREKİYORMUŞ”

İstanbul’da, hastaneye annem tek başına gidiyor, arkadan da babam yetişmiş. Ve annemin anlattığı şu: “Parlak güneşli bir havada gittim hastaneye, çıktığım zaman yerlerde bileklere kadar gelen kar vardı” İlginç hikayeleri anlatayım, benim ardımdan, annem beni henüz emzirirken hamile kaldığını anlamış, hem de 4 aylık hamile olduğunu anlamış ve çok şaşırmış ve hemen ardımdan bir kardeş daha gelmiş. Sonra bir gün ikimizi birden yıkamış, o da bebek ben de. Ve ikimizi aynı yatakta yatırıyormuş. Fakat o gün yıkadıktan sonra, ne hissettiyse annem artık, beni koynuna alıp yatmış, kardeşimi ise yatakta tek başına yatırmış. Ve sabah uyandıkları zaman, kardeş çok hasta. O kadar hastalanmış ki bir gecede onu hastaneye zor yetiştirmişler fakat hastanede ölmüş. Annem bunu anlatırken çok üzülerek anlatmıştı bana. Sanıyorum benim hayatta kalmam gerekiyormuş. İkimizi aynı zamanda yatırsaydı, belki ikimizde yaşardık, birbirimizin sıcaklığı ile. Belki de ikimiz de ölmüş olurduk. 

“ABLAMLA ANNEM AYNI GECEDE AYNI RÜYADA GÖRDÜ””BEN BEBEKKEN İÇİNDE BULUNDUĞUM OTOBÜSÜN YAPTIĞI KAZADAN SAĞ KURTULDUK”

Sonrasında ise ben yine çok minikken(40 günlük), benden 9 yaş büyük bir ablam var, ablamla annem bir sabah kahvaltı ederken konuşuyorlar, ablam baba rüyaları görüyor, baba şarkılarıyla büyüyor çünkü babayı göremiyor, çünkü babam İstanbul dışında sürekli ihaleler alıp, oralarda çalışmaya gidiyor ve hep baba özlemiyle yaşıyor o sırada, ben de 40 günlük bebekmişim, sabah ablam, rüyasında babamı gördüğünü anlatıyor, o sırada annem birden dikkat kesiliyor ve aniden ablama detaylarını sormaya başlıyor rüyasının, sebebi; aynı rüyayı annem de görmüş! Her ikisi de aynı rüyayı görmüşler, bunun üstüne annem küçük bir valiz hazırlıyor, hemen gara gidiyorlar, babam da o sırada Pınarhisar’da bir okulun ihalesini almış, bir süredir orada. O zamanlar İstanbul’dan, Tekirdağ’a giden yollar çok dar ve gidiş geliş çok zor. Otobüsle giderlerken, aniden otobüsün rotu çıkıyor. Herkes Kelime-i Şahadet getirmeye başlamış, fakat otobüs bir bayıra doğru gitmiş ve durmuş, otobüsten herkes inmiş, hepsi annemin başına toplanmış ve demişler ki:”İşte biz bu sabi sübyanın yüzüsü hürmetine şu anda yaşıyoruz” Ondan sonra herkes araba beklemeye başladığında, gelen bir otobüse binip varmışlar gidecekleri yere. Otobüsten inmiş yol soracak, babamın adını söylemiş, orada genç bir adama babamı sorduğu zaman, adam dikkatle süzmüş annemi, bakmış kucağında bir bebek, yanında bir çocuk…ve dönmüş demiş ki:”Sen onun eşi misin?” o da demiş ki”Evet” Evi göstermiş, o evde kalıyor, o  evde bu ihaleyi açan ve çalışan aynı zamanda oranın kişisinin(ağa gibi) evinde kalıyormuş, demiş ki:”Bak, sen git kapıyı çal, eşini gördüğünde hemen bebeği kucağına ver, hiç tartışma, hiçbir şey söyleme çünkü onu etkilediler ama sen hiçbir şey sorma, söyleme, bebeği kucağına ver ve ondan sonra da eşinle birlikte ol” Bütün bunları söyledikten sonra annem arkasına bakmış, adamı görememiş. Annem gitmiş kapıyı çalmış, evin sahipleri kapıyı açmışlar, şaşırmışlar, babam son derece karanlık görünüyormuş(enerjisi öyle görünüyor) sonra gelmiş kapıya annem, öğrendiğinin aynısını yapmış, hemen kucağına bebeği vermiş. Babam beni kucağına aldığı dakikada yüzü aydınlanmış, ifadesi değişmiş, ondan sonra hep birlikte yemek yemişler evin halkıyla beraber. Bize özel yataklar yapılmış. Ve o gece annemle babam birlikte olmuşlar. Ertesi günü babam o evi terk etmiş. Orada yaşarken, babam tabi genç, yetenekli, evli olduğunu bildikleri halde, o evin ileri gelen kişisi kendi kızıyla babamı evlendirmek istiyormuş, onun üstüne pek çok etkileyici şeyler yapmışlar ve hatta büyü yapmışlar. Babam etkilenmiş, gelip gitmiyor ve çok arayıp sormuyormuş kendi çocuklarını. Babam sonradan anlatmış, “iyi ki geldiniz çünkü ben sanki bir rüyada yaşıyormuş gibiydim. “Beni kucağına aldığı zaman, ben neredeyim, burası neresi ve benim burada ne işim var?” demiş ve ertesi günü hep birlikte evden çıkmışlar, babam annemle bizi İstanbul’a geri getirmiş ve ondan sonra bir daha o evde yaşamaya devam etmemiş. Ama ilginç tarafı, ablamla annemin aynı gece, aynı rüyayı görmesi…yolda giderken gidemeyecek kadar ne çeşit bir engel meydana getirdilerse artık, biz de o kazada yaşamayabilirdik. O çok ilginç bir tecrübe. Ve sonrasında daha ileri zamanlarda yine çocuktum, çocukken birkaç defa ölüm tehlikesi atlatıp, hiçbir tanesinde burnum bile kanamadı, ölümün ucundan döndüm tekrarlayan olaylarda. Nihayetinde astrolojiyi öğrendikten sonra, kendi haritamı incelediğim zaman ilginç durumlara rastladım.

“KENDİ HARİTAMDA HAYATTA KALMASI ZOR GÖRÜNEN BİRİ VARDI”

Mesleki yaşantınız; Yönetmenlik, otel işletmeciliği, ajans yöneticiliği ile geçiyor hatta ilk imzalı astroloji köşe yazarı oluyorsunuz. Bu süreçte astroloji ile tanışmanızı geciktiren şey ne oldu? Yıldızların kuyruğuna takılmak için neden bu kadar beklediniz?

Astroloji hep vardı. Astrolojiyi bilimsel bir şekilde araştırmaya başladığım yıl, 1980. Ve harita çıkartmaya başladım ve incelemeye ve araştırmaya başladım. Ve o araştırmaları yaparken de özellikle de kendimi araştırmaya başladım. Ve orada gördüm ki, aslında hayatta kalması çok zor olan bir kişinin haritası görünüyor. Astroloji hakkında insanlara yazılı ve görsel medya aracılığı ile bilgi aktarmaya başlayıncaya kadar geçen süreç içinde evet pek çok şey yaptım ama hep astroloji hayatımda vardı. Nihayetinde bir gün kendimi sadece ve sadece astroloji aracılığı ile hayatımı sürdürecek duruma geldiğim zaman çok hoşuma gitti çünkü hobisi işi olan nadir, şanslı kişilerden birisiyim ben. Astroloji konusunda bilgi aktarmaya başlamam da çok geç bir vakit sayılmaz üstelik çünkü sırf zevk için Haftanın Sesi diye çıkan gazetede hem köşe yazıyordum hem yazı dizisi yapmıştım, çok tutmuştu, bana tekrar yap demişlerdi, o sırada para kazanmaya yönelik başka çalışmalarım vardı, çok yoğundum, bundan para kazanmayı o zamanlar düşünmemiştim, sadece öğrenmiş olduğum bilgileri aktarmak için yaptığım bir çalışmaydı o yıllardaki. 

“BENİM KONSANTRASYONUM ÇOK YÜKSEK”

Peki bu bilgileri aktarırken izlediğiniz yol neydi? Örneğin, Gülse Birsel, “Yasemin Boran Aktüel dergisine gelir, bir sürü, kalın, Harry Potter filminden çıkmış görünümlü kitap ve tarot kartlarıyla saatlerce çalışıp öyle yazardı köşesini” diye anlatmıştı sizin iş halinizi. İşinizin ruhuna tamamen bürünmek için özel bir çabanız oluyor muydu? Yoksa bu sizin yaradılışınızın sunduğu bir durum muydu?

Benim tabiatımda olan bir şey var. Benim konsantrasyonum çok yüksek. Konsantrasyonum o derece yüksek ki, bir gün evde acil yazı yazmam gerekirken, o sırada seyyar haldeydim, hiç unutmuyorum, bir kahveye girip, sanki ofiste çalışırcasına o kadar yoğun konsantrasyonla çok hızlı bir şekilde yazıyı yazdığımı ve gönderdiğimi hatırlıyorum. Ben birisine ya da bir şeye odaklandığım zaman sadece o var benim için. Başka hiçbir şey yok. Başka hiçbir dünyanın hiçbir uyarısı benim dikkatimi dağıtamıyor. Ben sadece orada oluyorum o anda. 

“ASTROLOJİ İÇİN YÜKSEK ÖĞRENİMİN DAHA İLERİSİNE GEÇMEK GEREKİYOR”

Astroloji öğrenmek isteyen okuyucularından çok sayıda mail aldığını belirten bir köşe yazarı, sizin okulunuzu yani burayı adres göstermişti. Burada bir çok dersin hocalığını yapıyorsunuz. Ama insanlar bu astrolojiyi yorumlayıp, anlamaya başladıklarında bir yerlerden beslenmek zorundalar mı? Astroloji çok karmaşık gelmiyor mu insanlara?

Astroloji aslında bir üst lisans programıdır. Yüksek öğrenimin daha ilerisine geçmek gerekiyor. Sizin çok iyi bir birikiminizin olması gerekiyor ki, o birikiminizle birlikte astroloji öğrenmeye başlamanız gerekiyor. Aynı zamanda iyi bir matematik kafanızın olması gerekiyor. Analiz, sentez yapabilecek mantık, muhakeme yeteneğinizin olması gerekiyor. Aynı zamanda dünyanın bilgisine sahip olmanız gerekiyor. Bu çok zor bir şey. Ben de hala öğrenmeye devam ediyorum. Astroloji aslında, dünyayı ve dünyada yaşayan insanı tarif eden bir sistemdir. Bu tarifi yaparken ortaya çıkarken astroloji bilgisini yorumlayabilmeniz için dünyanın bilgisine sahip olmanız lazım yani; coğrafya, tarih, kültür, fizik, kimya, biyoloji, matematik…

“BEN ASTROLOJİYE “YOKTUR” DİYENLERE “VARDIR” DEMİYORUM”

Peki bu işin sizi en çok zorlayan tarafı, hala ispat savaşı veriyor olmanız mı? 17 Ekim 1963 tarihli Hayat Dergisi’nde 'Ay insanların hayatlarına tesir ediyor' başlıklı bir yazıyı ilginç bulduğunuz için köşenize taşımıştınız. Gök cisimlerinin yeryüzü üzerindeki etkilerine günümüz insanlarının hala kuşkuyla bakmaları sizi nasıl bir ihtiyaca götürüyor?

Gerçeği söylemek gerekirse, ben astrolojinin varlığını kabul ettirmeye çalışan birisi hiç olmadım. Ben sadece anlamaya ve öğrenmeye çalıştım. Öğrendiklerimi de öğrenmek isteyenlere aktarıyorum. Ama “yoktur” diyenlere “vardır” demiyorum. Çünkü yok’u araştırmazsınız zaten. ‘Yok’ diyebilmeniz için önce var olması gerekir. Var’ın üstünden, yok’u iddia edebilirsiniz belki. O yüzden de ‘yok’ diyenlerle hiç ilgilenmedim. Ben sadece acaba var mı diyenlerle ilgilendim ve var olup olmadığını araştırırken, kendi varlığımın şuuruna vardım. Zaten astrolojiyi araştırmaya başlamamın çıkış noktası, kendimi bilmek, kendimi öğrenmek içindi ve bu yolculuk hala devam ediyor. 

“GEZEGENLER OYUN OYNAMIYOR. İNSANIN AKLI OYUN OYNUYOR.”

Peki bu yolculukta sizi zorlayıcı unsurlar var mı? “Bir kişinin zorlayıcı olayları hangi alanlarda ve nasıl yaşayacağını belirlemek için yıldız haritasında hangi gezegenlerin geri gittiğine ve onların konumuna bakmak gerekir.“demiştiniz. Gezegenlerin oyununa, şaşırtmacasına maruz kalabiliyor musunuz?

Gezegenler oyun oynamıyor. İnsanın aklı oyun oynuyor. Siz şayet doğru okuyabilirseniz önünüzdeki metni, o zaman doğru anlarsınız. Ama aklınızın içinden bakarak okursanız sadece aklınızdakini görürsünüz. Dolayısıyla aklınız oyun oynamış olur size. O yüzden aklınızın içinden çıkıp, doğrudan doğruya anlamaya çalışarak; gezegenlerin dizilimine, değişimine ve dönemleri incelemeye odaklarsanız kendinizi o zaman pek çok ipuçlarıyla karşılaşırsınız ve dünyanın size sunmuş olduğu gezegenler de aslında, içinde bulunduğumuz güneş sisteminin bir parçasıdır. Dolayısıyla size sunmuş olduğu işaretlerden yola çıkarak hem kendinizi hem de geleceğe yönelik neler yapmanız gerektiğini bilecek duruma gelirsiniz. Yani hayatınızı daha kolay yaşayacak duruma gelirsiniz. Hayatla kavga etmek yerine, hayatla oyun içinde, sizi bekleyen şeylere uygun hale getirerek gelişiminizi sürdürebilirsiniz. Yoksa debelenerek, hasta olarak, zorlayarak bir yere varamazsınız. Çünkü siz zorladıkça hayatta sizi zorluyor. 

“BAZI DURUMLARDA ÇOK NET ŞEYLER SÖYLEMEYE BAŞLAMAMANIZ GEREKİR”

Astrolojideki zorlukları şöyle adlandırabilir miyiz? Mesela Ay, Venüs ile kavuşum konumuna girince, Pluto’nu tetikliyor ve mükemmellik anlayışı değişiyor…Gezegenlerin yer değiştiriyor olması sizin açınızdan ne kadar yanıltıcı bir durum?

Sözünü etmiş olduğunuz, Ay- Venüs kavuşumunu, Pluto tetiklediği zaman ne olur’un yorumunu yaptınız siz şimdi. Ama bu yorum her zaman böyle değildir. Çünkü o sıradaki diğer gezegenlerin de konumlarını bütün olarak incelemek gerekir. Yani bir yıldız haritası dediğiniz zaman, bütün gezegenlerin birbiriyle etkileşimi ve o gezegenlerin bulundukları burçlar ve konumlar…şimdi bu değişken…ve her an değişiyor. Şöyle söyleyeyim, 4 dakikada, 1 derece fark ediyor ve insanlar doğum saatlerini dakikasına kadar pek bilmiyorlar. O zaman daha toleranslı bir yorum yapmanız gerekir. Yani çok çok net şeyler söylemeye başlamamanız gerekir. Ama şayet dakikasına, güne kadar doğru bilgiler verilirse, zamanın tarifini kişi için doğru, tutarlı yapabilirsiniz. Gezegenler böylesine hızlı değişiyor ve gökyüzünün konumu bir daha tekrarlamıyor yani 26 bin kusur yılda ancak, gökyüzünün konumu tekrar aynı konuma geliyor. Bu da demektir ki, şu anda dünyada yaşayan insanlara baktığınız zaman, bütün insanların başka bir haritası var. Tıpkı nüfus cüzdanı, parmak izi gibi başka başka. O başkalıkların içinde yalnız, biriyle örtüşen, birbirinin içine giren, birbiriyle senkron içine giren yönleri ve tarafları var. Ama bütün olarak hiçbir tanesi diğerinin birebir fotokopi gibi kopyası değil. O yüzden bir haritaya tıpkı orginal bir tabloya bakar gibi bakıp, tablonun bütününü tarif etmek için de, konsantre olmanız gerekir. Yoksa tek bir açıyı, tek bir gezegenin bulunduğu konumu tarif edecek olursanız, ancak o tablonun küçücük bir köşesini ya da fırça izini tarif etmiş olursunuz, ana tabloyu değil.

“TÜRKİYE İLE İLGİLİ YAPMIŞ OLDUĞUM YORUMLARDA ÇOK DAHA NET CÜMLELER KULLANIYORUM”

Net konuşmak dediniz de… bazen sözleriniz, “Sürpriz durumlar ortaya çıkabilir, olaylar baskı yaratabilir, beklenmedik gelişmeler meydana gelebilir” şeklindeyken, bazen de “Gökyüzü çözüm için zorlayacak”şeklinde kesin ifadelere dönüşebiliyor. Gelecek tasavvurlarınızda şüphelerinizi en aza indiren veya sıfırlayan durumlar neler?

Beni kesin konuşturan, birincisi, ülkeler astrolojisini incelerken, özellikle Türkiye. Türkiye ile ilgili yapmış olduğum yorumlarda çok daha net cümleler kullanıyorum ama buna karşılık bir bireyi, bir kişiyi incelerken; doğum saatindeki tolerans paylarını göz önünde bulunduruyorum. Bir de kullanmak diye bir şey vardır. İnsanların gözünden kaçan ve şimdiye kadar astrolojiyi takip edenlerin hiç birisinin tespitte bulunmadığı yada söylemediği yada dile getirmemiş olduğu bir şey dile getireceğim şimdi ben: Diyelim ki, bir yıldız haritasını inceliyorsunuz, kişinin özelliklerini, potansiyellerini tespit ediyorsunuz. Kişi diyelim ki, sanat yeteneğine sahip olarak dünyaya geldi, fakat o yeteneğe sahip olan kişi, bu özelliğini nasıl kullanıyor? “Kullanmak” diye bir şey var. Bunu kullanmak, kişinin içine doğduğu; kültür, aile, içinde bulunduğu coğrafya biçimliyor. Siz sahip olduğunuz özelliği hiç kullanmayan birisi olabilirsiniz, sahip olduğunuz özelliği çok kötü kullanan birisi olabilirsiniz, yada sahip olduğunuz özelliği iyi kullanan yani meziyete dönüştürmüş biri olmuş olabilirsiniz. Kötü kullandığınız zaman o özellik, sizin hayatınızı eziyet olarak yaşamanıza neden olur, hatta kurtulmak istediğini bir tarafınız olarak tarif edersiniz. Çünkü nasıl kullanacağınızı bilemiyorsunuz. Diyelim ki, size bir yakınınız bir araba hediye etti. Özelliklerimiz de birer hediyedir aslında. Ehliyetiniz yok, kullanmayı bilmiyorsunuz. O zaman araba arkada yatacak bahçede. Fakat o durduğu sürece sizi rahatsız edecek çünkü vergisi var, bakım istiyor…kullanmasanız bile durduğu yerde aküsü bitiyor, hiçbir işinize yaramıyor, hayatınızı zorlaştıran bir şeye dönüşüyor bu sahip olduğunuz şey. Ya da kötü kullanıyorsunuz, durmadan tamire götürüyorsunuz. Ama iyi kullandığınız zaman hayatınızı kolaylaştıran ve hatta sizi özgürleştiren bir özelliğe dönüşüyor. Arabanız var ve arabanızı iyi kullanıyorsunuz. İşte astrolojik açıdan inceleme yaparken, bir kişi ile ilgili çok dikkatli olunması gerekir. 

“’KIŞ GELECEK, SEN DE SOĞUKTAN ÖLECEKSİN’ DEMEK DOĞRU BİR BİLGİ AKTARIMI DEĞİLDİR”

Ve özellikleri tarif ederken kişiyi sahip olduğu bu potansiyel özelliklerinin farkına varması ve onu da iyi kullanması için tavsiyede bulunursa şayet bir astrolog, o zaman bilgiyi doğru ve faydalı kullanmış olur. Bilgi çünkü hayatı kolaylaştırmak için vardır. Ve astroloji bilgisinin hem kendi hayatınızı, hem de başkalarının hayatını kolaylaştıracak bir bilgi olarak kullanabilecek duruma gelirsiniz. Yoksa yazın ’Kış gelecek, sen de soğuktan öleceksin’ demek doğru bir bilgi aktarımı değildir, bilginin kullanımı değildir. Yani siz, 3 ay sonra kış geleceğini biliyorsanız bu bilgidir,  o zaman tavsiyede bulunmanız gerekir. “3 ay sonra çok sert bir dönem başlayacak, onun için siz hazırlığınızı yapın, odununuzu, kömürünüzü alın ve böyle bir dönem başlayınca da şaşırmayın, bunun keyfini çıkarın, çünkü kış mevsimi evet çok serttir ama buna iyi hazırlanmış, iyi yaşayan birisi için de çok keyiflidir”

“İNSAN BİLMEDİĞİ ŞEYLE KARŞILAŞTIĞI ZAMAN BUNALIMA GİRER.”

Öngörüleriniz bu noktada çok önem kazanıyor. Bir ifadenizde “Bir gün bilimsel araştırmaların derinleşeceğini ve kesinlikle reddedilen konuların gelip araştırılacağını biliyordum. İşte şimdi o gün geldi. Bilim, altıncı hissi kabul ediyor” demiştiniz. Bundan sonra insanoğlu nasıl ve neyle ilgili bir kabulleniş peşinde sizce?

Aslında insanlar şu anda hiç farkında olmadan, bundan 5 sene önce “imkansız, kabul etmem hatta düşünmem” dedikleri şeyleri şu anda telaffuz eder durumdalar. Çokta itiraz etmeden, farkında olmadan yaşıyorlar. Çünkü değişimin içindeyiz. Ve hepimiz değişiyoruz. Sadece değişimin farkında olanlarla olmayanlar arasında bir fark var. Onun haricinde değişimin çok hızlandığı bir süreç içindeyiz. Çok hızlandığı için farkında olmak daha kolay olacak artık. Ama farkında olmak, bunalımdır. Sebebi, o güne kadar bilmediğiniz bir şeyin farkına varacak duruma geliyorsunuz, farkına vardığınız şeyin ne olduğunu bilmiyorsunuz ve insan bilmediği şeyle karşılaştığı zaman bunalıma girer. Ve şu anda özellikle metropollerde yaşayan insanların en fazla bunalımda bulundukları bir çağı yaşıyoruz. Çünkü gençlerin hepsi çok zeki ve algılamaları çok yüksek ve algılıyorsunuz, farkına varıyorsunuz fakat ne olduğunun adını koyamıyorsunuz, tarif edemiyorsunuz, tarif edemediğiniz zaman bunalıma giriyorsunuz… bir doktor arkadaşım, o yüzden de şu an da hiçbir zaman olmadığı kadar insanların ve özellikle gençlerin antidepresan kullandıklarını söylemişti bana. Ben de sebebi budur dedim. Fakat bunalıma girdiğiniz için sıkıntı duymayın, üzülmeyin çünkü bu aşama yapma zamanını tarif ediyor. Aşama yapma sürecinin bir parçasıdır, önce farkına varacaksınız, sonra tarif edecek duruma geleceksiniz sonra aşamanızı yapacaksınız. Çok zor bir süreçten söz ediyoruz. O yüzden de insanları hoşgörü ile karşılayacak bir düzeye gelmek gerekiyor. Özellikle bilenlerin; farkına varıp, bunalım dönemini geçip, tarif edecek duruma gelmiş kişilerin aynı zamanda da hoşgörü içinde bulunması gereken bir dönem yaşıyoruz. Çünkü bilen kişiler de sabırsız ve tahammülsüz oluyorlar. 

“YENİ BİR ŞEY ÖĞRENMEK İÇİN, ÖĞRENDİKLERİNİZİ BİR KENARA KOYMALISINIZ”

Peki evrimleşmemizde astrolojiden ne kadar faydalanmamız gerekir? Siz “Zodyak sıralamasına göre burçları bir daire oluşacak biçimde yan yana dizdiğiniz zaman insanlığın evrim sürecini anlattığını görürsünüz.” diyorsunuz. Evrimleşmemizin ipuçlarını astrolojide mi aramalıyız?

Aslında bu sorunuzun cevabını her yerde arayabilirsiniz. Yeter ki bakmış olduğunuz şeye derin ve konsantre olarak bakacak duruma gelin. Örneğin tek bir ağacı fidan olduğu an itibariyle izleyecek olursanız hatta topraktan ilk tohumun başını çift bir yaprak olarak çıkartıp büyüdüğünü izleyecek olursanız hem dünyanın hem insanlığın evrim sürecini izleyebilirsiniz. Yeter ki, dikkatli bir göze, anlamaya yönelik bir bakışa sahip olun. Yoksa şimdiye kadar öğrendiklerinizle bakacak olursanız, öğrendiğinizden başka hiçbir şey göremezsiniz. Halbuki yeni bir şey öğrenebilmek için öğrendiklerinizi bir kenara koyup, aklınızı susturup bakmalısınız ki, işte o zaman görebilecek duruma gelirsiniz. 

“BİZ BİLGİYİ HEP BULUNDUĞUMUZ YERİNDE ÇOK ÖTESİNDE ARAYAN BİR TABİATA SAHİBİZ”

İki başlı tohum dediniz de aklıma ‘Hekate’ geldi. Bir Anadolu tanrıçası olan Hekate’nin heykelleri, üç ayrı yöne bakan, üç başlı bir kadın olarak tasvir ediliyor. Biz astrolojiyi Anadolu’ya bakarak daha mı rahat anlarız?Astroloji Anadolu’nun bağrına mı doğmuştur sizce?

Hatta dört başlı. Dört yol ağızlarına heykeli dikilirdi bir zamanlar…Bütün kültürleri incelemek gerekiyor. Yalnız şu anda Anadolu toprakları çok değerli. Çünkü bakir. Herodot, Anadolu’nun medeniyetlerin beşiği olduğunu söylemişti. Medeniyetlerin beşiği olan toprakların üstünde yaşıyoruz. Ve bu demek oluyor ki, üstünde yaşadığımız topraklarda yaşamış insanların binlerce sene öncesine gidecek olursak, bilginin doğum yeri kabul edebileceğimiz topraklarda bulunuyoruz. Ama biz bilgiyi hep bulunduğumuz yerinde çok ötesinde, dışında arayan bir tabiata sahibiz. Halbuki tam da önümüzde, bastığımız yerde duruyor. O yüzden evet, dünyadaki diğer medeniyetleri araştırmaktan geri kalmak demek anlamına gelmiyor bu söylediğim, tam tersine dünyadaki diğer medeniyetleri araştırmak, üstünde yaşamış olduğumuz toprakların değerini anlamak için çok önemlidir. O yüzden de bulunduğunuz yerdeki bilgiyi ortaya çıkarabilmek için, dikkatinizi daha çok odaklayabilmeniz için başka toprakları da araştırmayı tavsiye ediyorum tabi, ama değer vermek için bu. 

“ASTROLOJİ, KADİM MEDENİYETLERİN GELİŞTİRDİĞİ BİR YÖNTEMDİR.”

Astroloji bir başka medeniyetin parçası olduğu için mi bizde bir türlü ‘bilim’ haline gelemedi? Mesela, Meteoroloji, atmosferdeki değişiklikleri inceleyen bir bilim dalı. Atmosferdeki değişiklikler havayı, havanın da insanları etkilediği düşünülürse bu iki bilim neden bir arada değerlendirilmiyor?

Aslında çağımız medeniyeti için bilim haline gelemiyor. Bilim sözcüğü, bilimdir diyemiyoruz. Bilimin bir dalı olarak göremiyoruz astrolojiyi. Çünkü bu medeniyetin geliştirdiği bir yöntem değildir astroloji. Kadim medeniyetlerin geliştirdiği bir yöntemdir. Ve günümüz, çağımız medeniyetinin kabul gösterebilmesi için şuandaki tarif edilen bilimin tarifinin değişmesi gerekiyor. Biz hala aynı şekilde bilim budur diye tarif etmeye devam edecek olursak, astrolojinin üniversite kapılarından içeri girmesini beklemeyiniz. Kabul görmeyecektir. Çünkü gökyüzünün konumu sürekli değişiyor ve hiçbir zaman için tekrarı yok. Dolayısıyla test etmenizin imkanı yok. Ve çağımızın kabul görmüş olan biliminin içinde yer alması mümkün değil. 

“17 AĞUSTOS DEPREMİNİ ÖNCESİNDEN ÖNGÖRMÜŞTÜM”

Bir de mesela sizin tanık olduğunuz bir programda,  jeologlardan biri Ay’ın depremler üzerinde etkilerinden söz ederken, konu depremden çıkıp, gök olaylarının incelenmesine dönmüş. Astroloji, deprem ve diğer felaketler açısından neden kılavuz olarak kabul edilmiyor? 

Kesinlikle öyle hatta 99 depreminden bir ay önce, Tempo dergisi bir ilave çıkarmıştı. Nostradamus başlıklı bir ilave. Hatta o konuda onlara danışmanlık yapmıştım. Ve o kitapçığın oluşumunda katkıda bulunurken, yarısı Nostradamus’un kehanetlerinden oluşuyordu, diğer yarısı da benim ön görülerimden oluşuyordu ve Temmuz ayında yayınlanmıştı. Hatta o sırada Tempo’da çalışan Hakan beni arayıp demişti ki, “Yasemin, bu dergicilik tarihinde bir ilk çünkü bugüne kadar bir derginin ikinci baskıyı yaptığı görülmüştür ama bir ilavenin ikinci baskı yapıldığı görülmemiştir” Depremden sonra insanlar telefonlar açıp, ilavenin yeniden basılmasını istemişler, çünkü orada insanlar henüz korkmuyorlardı, ben de ok rahat yazmıştım, 11 Ağustos’ta meydana gelecek olan güneş tutulmasının depremlere neden olabileceği şeklinde depremi öngörmüştüm. Hatta bir tarihçi, beni takip eden okurlardan bir kişi, bana demişti ki, “Herkes böyle öngördüm, böyle oldu diyor, siz neden demiyorsunuz hatta sizin yazmış olduğunuz kitapçığı baş ucu kitapçığı yaptım, eve gelenlere gösteriyorum, yalnız kapağını kapatıp, sadece yazıyı gösteriyorum, onlar da o günle ilgili okuyorlar ve yazıldığı tarihi gösterdiğimde inanamıyorlar. Neden siz yazmıyorsunuz?” Ben de demiştim ki ve hala da böyle söylüyorum, “Ben öngörüde bulunurken aslında insanların hazırlanması için bir bilgi aktarıyorum. Artık olup bittikten sonra benim söyleyeceğim bir şey yok, yaşanmaya devam ediyor ve ben bütün yaşanılanlardan yola çıkarak, sonrasındaki önümüzdeki süreçte nasıl olgunlaşıp karşımıza çıkacağını anlatıyorum aslında. 

“BÜTÇE İSTATİSTİĞİ DE BİR FALDIR ASLINDA”

Anlatıyorsunuz ama bir yerde tıkanıklık yaşanıyor. Siz fal ile astrolojiyi aynı kefeye koymuyorsunuz. Astrolojiyi doktrin(bilimsellik) ile ayrıştırıyorsunuz. Peki halk arasında en kültürlüsünün bile bunun ayırt edememe sebebi nedir?

Aslında falı da küçümsememek gerekiyor. Falı küçümsememizin sebebi, geliştirdiğimiz bu medeniyet aklın, öne çıktığı, akla değer veren, akıl üstüne kurulu bir medeniyet. Akıl ise görünür ve pratik bir şeydir. Dolayısıyla görünür verilere dayanarak siz bir yorum getirecek olursanız, tıpkı bütçe istatistiği yapmak gibi…orada da aslında yapılan bir faldır aslına bakarsanız. Fakat fal değildir. Çünkü elinizde veriler var. Geçen yıl ve önceki yılların verileri bunlar böyle oldu o zaman önümüzdeki yılın öngörülen bütçesi budur, buna göre hazırlık yapalım. Niçin yapıyorsunuz, hazırlanmak için. Sonuçta astroloji ya da fala ihtiyaç duyulmasının sebebi, insanların önünü görmek ve o görmüş olduğu şeyin hazırlığını yapmak için merak ediyor ve dikkatini o kadar çok odaklamış bulunuyor. Bütün zamanlarda insanlar geleceği bilmek ister. Hatta bunun üstüne saat kaçta hava kararacağını bilmek istersin, hava kararmadan önce ama. Kaçta kararacağını bilirsen ona göre hazırlığını yaparsın. 

“ASTROLOJİ İNANÇ KONUSU DEĞİLDİR.”

Peki astrolojiye inanmayanla bizim işimiz yok demiştiniz söyleşinin başında ama size göre Felsefeyi sembolize eden Jüpiter, Mars ve Satürn’ün sert etkisiyle yaşam felsefemize işaret ediyor. Peki yaşam felsefemiz üzerindeki bu tasarrufu yok sayarsak başımıza ne gelir?Astrolojiye inanmayanın bir akıbeti yok mudur?

Öncelikle astroloji inanç konusu değildir. Çünkü siz inanmasanız da inansanız da var. Tıpkı radyasyonun olduğu gibi. Görmüyorsunuz ama var. Etkileniyorsunuz. Ama o etkinin açığa çıktığı zaman, açığa çıkanla ilgileniyorsunuz ve onu tedavi etmeye çalışıyorsunuz. Evet insanların genel tabiatı, önce yaşayıp, hastalanıp, iyileşirken de öğrenmek! Neden hasta oldu? Bilgiye nasıl varıyorsunuz? Kötü durum ortaya çıktıktan sonra, hasta olduktan sonra ulaşabiliyorsunuz. İnsanlar hayatlarını yaşayabilmek için bir felsefe üzerinde kurarlar. Herkesin yaşam felsefesi farklıdır. Aile, kültür, görenekler bunu belirler, bunun üstüne kendi tecrübelerini katarsınız ve kendi felsefenizi oluşturursunuz. Üstelik aileye bile uymaz, sizin yaşam felsefeniz. Yaşam felsefenize bağlı bir hayatı sürdürürken karşınıza çıkan şey şunu diyor:”Artık değişme zamanı geldi, bu felsefeyle öğreneceklerim bu kadar, şimdi yeni bir zamana geçiş yapmalısın. Bu felsefe seni buraya kadar getirdi, bu felsefeyi sürdürmeye devam ettiğin sürece yeni bir bilgi ile karşılaşamayacaksın.” İnsan için de öğrendikleri çok değerli, ona tutunuyor, ondan vazgeçmek istemiyor, o zaman da sert bir olayla karşılaşıyor. 

“ÇALIŞTIĞIM GAZETEDE BİR BÜYÜĞÜMÜZ, KENDİ KENDİNİ ENERJİSİ SAYESİNDE İŞTEN ÇIKARTTI”

Bu sert olay mesela, bir gazetede çalışırken( yaşadığım bir örnek) çok sevdiğimiz bir büyüğümüz vardı, o gazeteye 25 yıl hizmet vermiş biri, çok tontiş, çok sevgi doluyken bir gün aniden değişti, neredeyse gazeteye gelirken, “Kahretsin” diyerek gelmeye başladı, sıkılmış, bunalmış, artık değiştirmek istiyor, gazeteye gelmeye devam ediyor. Bunun sonucunda her sene olan işten çıkarımlarda, o sene ilk gönderilen ekibin en tepesindeki isim olarak bu kişinin ismi yazıyordu. O bu sefer bunalıma girdi, -Bak hiçbir şeyin kıymeti yok, 25 sene hizmet verdim, böyle kapının önüne konuyorsun, dedi. Ben de dönüp ona dedim ki, -Bak unuttun, sen buradan gitmek istiyordun ama gitmiyordun, ve her gün kahretsin diye buraya geliyordun ve bir türlü gidemiyordun, senin yapamadığını senin enerjin yaptı, dedim. Çünkü senin burada öğreneceklerin bitti ve sen yeni şeyler öğrenmek istiyorsun içsel olarak. Ve tahammülün bitti, gitmek istiyorsun ama bu kadar emek verdiğin yeri bırakıp gidemiyorsun. Bunun sonucunda senin enerjin onu ortadan kaldıracak şekilde olayları meydana getirmeye başlıyor, bunun yaratıcısı yine sensin. Dışarıdan hiçbir şey değil ve tabi ki o dönemi de Satürn, zaman olarak kişinin nasıl bir zamanı geldiğini işaret eder. Siz ne yapıyorsunuz, felsefeniz değişiyor. Bu kişinin yaşam felsefesi çok sert bir şekilde değişti, demek ki ne yaparsan yap değerli olmuyorsun’u öğrendi, halbuki buradan bu çıkmıyor. Aslında bakış açısını değiştirmen gerekiyor ama değiştiremiyorsun, olay yaşıyorsun, o olayın medyada geleceği dönemi işaret ediyor Satürn sana. Ve Satürn ile Jüpiter arasındaki açı ise, sadece kişisel olmayıp kitlesel olarak, toplumsal olarak felsefeyi değiştirme zamanının geldiğini işaret ediyor. 

“İYİ OLACAK İYİ OLACAK” DİYE İSTEDİĞİNİZ KADAR DÜŞÜNÜN VE SÖYLEYİN, OLMAZ.”

İlgi alanlarınıza, “Öldükten sonra her şey bitiyor mu ? Regresyon,  parapsikoloji, mistisizm” gibi konular girebildiği gibi, aynı zamanda şansın şanssızlığa dönüşüp dönüşmeyeceği gibi konularıyla da ilgilendiniz. Bu durumda da mı devreye enerjimiz giriyor? Yani şans nereden döner, şanssızlık yıkılamayacak bir olgu mudur?

Kesinlikle. Yalnız hissetmeniz gerekiyor. Burada akıl yürüterek yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Bu noktada akıl size sadece yol gösterir. Orada devreye duygular girer. Şayet sizin iyi duygunuz varsa o zaman şanslısınız. Çünkü insan olacak şeyi görür, olacak dediği şeyi oldurur. Yaratıcı potansiyeli var insanın. Tanrısal bir varlık aynı zamanda. Tanrı yaratıcı olduğuna göre insan da yaratıcı ama insanın yaratmış olduğu şeyler ne yazık ki hayatını kolaylaştırmak yerine zorlaştıracak şeyler yaratıyor, böylece öğreniyor. Şayet sizin iyi duygunuzu yükseltmeyi başarırsanız o zaman şanssızlığı şansa dönüştürürsünüz ama bunu düşünerek yapamazsınız. “İyi olacak iyi olacak” diye istediğiniz kadar düşünün ve söyleyin olmaz. İyi olacak derken içinizden de iyi olacağının duygusunun yükselmesi lazım. İyi olacağına inanmanız lazım. Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde inanırsanız iyi olacağına, o zaman iyi olduğunu görürsünüz. Hatta bunu tecrübelerime dayanarak söylüyorum, incelediğim yıldız haritaları demek, o kadar çok insan demek aslında. Ve kişi, çok sert bir dönemden geçiyor ve şikayet ediyordu, biri bitiyor diğeri başlıyor, olayların ardı arkası kesilmiyor..nedir bu bana büyü mü yaptılar yoksa ben bu kadar talihsiz biri miyim?” diye gelen birisi olmuştu mesela.  Ben de bunun karşılığında şunu söylemiştim:” Evet çok kötü şeyler yaşarken artık tamam bundan sonrası ölüm dediğiniz bir noktada, yüreğinizden yükselmese bile iyi olacağını düşünün, sonra bu düşünceyi içselleştirin, ve inanın, yapacağınıza inandığınız zaman yaparsınız.  Şanssızlığın şansa dönüştüğünü görürsünüz. Bir de olaylara kendinizi kaptırmadığınız taktirde yine görürsünüz çünkü içinde bilgi vardır ama bilgi kaybolur, tekerleme yada adet, geleneğe dönüşür. Derler ki, “Her şerrin içinde bir hayr vardır” bu hiç boşuna değil. Mesela Levent’ten bir taksiye binmiştim ve yolda giderken şoför dedi ki:” Bundan bir ay önce hayatım kararmıştı ve bundan daha kötü bir şey olamaz diye düşünmüştüm, Bakırköy’ün taksicisi idim, taksi durağı lağv edildi, biz açıkta kaldık ve bu benim için hayatım sonuydu fakat şimdi anlıyorum ki o talihsizlik olarak bakmış olduğum şey, aslında benim şansımmış.  Çünkü Levent’te taksicilik yapan bir arkadaşım, durağın taksiciye ihtiyacı olduğunu, gelip gelmeyeceğimi sordu, ben de açıkta olduğum için geldim yoksa gelmezdim çünkü bölgeyi tanımıyorum. Açıkta kaldığım için geldim. Buraya geldiğim için de gerçekte taksiciliğin ne olduğunu öğrendim, çünkü burada yaşayan insanlar bana nasıl davranmam gerektiğini öğrettiler. Çünkü oradaki insanlar şoför diye aşağılamıyorlar, kibar davranıyorlar. Bir ay içinde insanın birbirine zıt iki hali şanssızlığı ve şansı bu kadar hızlı yaşayabileceğimi söyleselerdi bana inanmazdım” dedi. Yakalamış! Orada talihsizliğine gömülüp, ağlayıp kendinden geçseydi, Levent’e geldiğinde eski mekanını aramaya devam etseydi, mutsuz olmaya devam edecekti, şansının farkına varamayacaktı. 

“KİŞİNİN KENDİ İÇSEL YOLCULUĞU TIPKI BİR MAĞARACILIK GİBİDİR”

 ‘Bilinmeyenden Yardım’ ‘Psikedelik Şamanizm’  gibi kitapları tavsiyede bulunmuştunuz. İnsanların zihinlerinin derinliklerindeki gizli potansiyellerini bulma uğraşı, onları bazen akıllarını kaybetme noktasına getirebiliyor mu?

Çok güzel bir soru bu. Kesinlikle öyle. Bu şuna benziyor. Diyelim ki siz, mağaracılık yapmaya heves ediyorsunuz, bu bir heves. Sonrada gördüğünüz ilk mağaraya dalıyorsunuz, ondan sonrada sizin ölünüzü çıkartıyorlar içeriden. Ya da bu en uç noktası ama mümkün böyle bir şey, arkadaşlarınız sizi aramaya çıkıyor ve son anda kurtarıyorlar ve ömür boyu siz o travma ile yaşıyorsunuz. Yani mağaracılık yapmak için, ekipman, donanım hatta bir rehber gerekir. Çünkü çok büyük bir maceraya atılıyorsunuz. Kişinin kendi içsel yolculuğu da, tıpkı mağaracılık yada dağcılık gibi bir maceradır. Ve kişinin bilinmezine yola çıkmak için çok iyi donanmış olması ve hatta bir rehber bulması gerekir. 

“2011’DE ZORLUK KATSAYISI GİDEREK ARTIYOR”

Peki bir rehber olarak "2009 skandallar ve sürprizler yılı olacak," demiştiniz, oldu. 2011’de Türkiye’yi neler bekliyor olabilir?

2008’den itibaren, 2007 Aralık’ı itibariyle 2008’in çok önemli bir hazırlık dönemi olduğunu yazmıştım. Sonra 2008’in Aralık’ı, 2009 yılının hazırlığı niteliğinde geçeceğini söylemiştim. Ve hatta 2009 yılının Aralık’ında da 2011’i hazırladığını söylemiştim. Şimdi 2011’in Aralık’ındayız ve bütün işaretler, 21 Aralık günü meydana gelen ay tutulması 2011’in çok önemli işaretiydi. 2011 yılı da 2012 yılının hazırlığı niteliğinde olacak. Yani zorluk kat sayısı giderek artıyor. Fakat korkutmak için söylemiyorum bunu. 

“KAOS VE KARMAŞANIN YAŞANACAĞI BİR YIL OLACAK”

Dünya çok büyük bir hem sistemi hem özgürleşmek ve aynı zamanda da şimdiye kadar biriktirmiş olduğu bilgilerin kendi içinde harmanlayıp, kendi kendisinin sentezini yapmaya zorlayan çok karmaşanın yaşanacağı bir yıl olacak. Karmaşa diyorum, kaos diyorum çünkü kaos, büyük bir enerjiyi ve yeni bir başlangıcı doğurmak için ihtiyaç olan enerjinin birikmesini sağlayan bir durumdur. Ve zaten dünya bir kaosu yaşıyor. Hem fiziksel, hem duygusal açıdan çok büyük bir karmaşanın içinde bulunuyoruz aslında. Önemli olan bu karmaşanın içinde, kişinin kendisini, dingin ve bütün tutabilmeyi başarması. Şayet kendi bütünlüğünüzü sağlamayı başarırsanız o zaman aşamanızı gerçekleştirirsiniz. Bunun için de şimdiye kadar öğrendiklerinize tutunmayın çünkü ne kadar çok tutunursanız üstünüze gelen rüzgarlar, fırtınalar sizi tutunduğunuz yerden kopartıp atacak. Halbuki tutunarak yaşamak yerine, kendi içinizdeki bütünlüğe tutunun, başka fikirler, amaçlar ya da başka insanlara değil. Kendi içinizdeki öz değerlere tutunun ama aklınıza tutunmayın. Aklınızdaki tutmuş olduğunuz, öğrendiğiniz şeylere tutunmayın, yeni şeylere açık olun, anlamaya çalışın. Gelişimin içinde olun, rüzgarı arkanıza alın, rüzgara karşı direnç göstermeyin, o zaman işte bu şahane bir dönem. 

“BU SENE AYNI ZAMANDA KENDİ MUCİZELERİNİ DE İÇİNDE BARINDIRIYOR”

Ben kendi adıma kendimi çok şanslı sayıyorum. Böyle bir dönemde yaşıyor olduğum için, görebildiğim için. Çünkü aynı zamanda bu sene, kendi içinde mucizelerini de içinde barındırıyor. Hem bir taraftan çok sarsıcı olaylar meydana gelecek, bu sarsıcı olaylar bir çeşit yıkım niteliğinde gözükecek fakat bütün bu yıkımlar aynı zamanda yapımdır. Kendinizi inşa etmek için, kendinizde istemediğiniz şeyleri yıkıp, kendinizi yeniden yaratabileceğiniz fırsatları içinde barındırıyor bu sene. 

“HÜKÜMETTE YAPILANMALAR OLACAK”

Tabi bu arada bütün bu yapılanmaların içinde bizim dikkatimizi çeken pek çok şey olacak. Ki bunlardan bir tanesi, hükümetle ilgili olacak. Bir tanesi insanların şimdiye kadar değer yargılarıyla ilgili olacak, değer verdikleri şeyler artık değersiz olacak onlar için, başka şeyler değer kazanacak. Ve bu sene Uranüs’ün geçiş yılını yaşayacağız ve bu geçiş çok büyük bir enerjinin açığa çıkması demek anlamına geliyor ve bu durum şimdiye kadar bilinen ama bilmek istenilmeyen, olan ama olduğunun üstü örtülerek yaşanmış ne kadar ne varsa bütün bunların artık görünür hale geldiği, olan şeyi gözden kaybetmenin artık imkansız olacağı ve bütün olan bitenin görünür halde herkesin görüp, işitip, anlayabileceği kaba düzeyde görünür hale gelecek. Bütün bunların içinde insanlar kendilerini ve kendi değerlerini ortaya koymak ve korumak için çok büyük bir mücadele verecekler. İnsanlar sonunda kendilerinden başkalarına da ya kabul gösterecek duruma gelecek ya da hepsi birbirini yok edecek. Seçim insanlara kalmış bir şey. Ne yaşamak istiyorsunuz? Her şey ile bir arada yaşamak mı istiyorsunuz, yoksa yok olmak mı istiyorsunuz?Dünyanın zenginliği ve güzelliği çeşitlilikten kaynaklanıyor. Bakıyorsunuz, şayet bütün çalıları, dikenleri sevmediğiniz bütün her şeyi ortadan kaldırıp, sadece sevdiklerinizden ibaret bir dünya haline getirecek olursanız, o dünyanın hiçbir güzelliği olmayacaktır. Siz pembe severken, bütün dünyayı pembeye boyarsanız, artık o pembeyi sevmeyecek duruma gelirsiniz. İnsan, sevmediğinden yola çıkarak ne sevdiğini bilir. O yüzden de kötü olarak yorumlamak yerine, kötünün, iyiye hizmetinin farkına varmaya çalışıp, hoşgörüyü ortaya çıkarak duruma gelmesi lazım. Gelemezse çok büyük yıkımlar, katliamlar, çok sancılı bir dönem bekliyor insanları. 

"EKONOMİK AÇIDAN SİSTEM DEĞİŞECEK"

Hem ekonomik açıdan sistem değişecek. Ama bu sadece Türkiye için değil. Evet, Türkiye’nin yıldız haritasındaki Ay’ının üzerinde meydana geldi bu ay tutulması. Fakat bu ay tutulmasından daha da etkileyici olacak olan, bir güneş tutulması meydana gelecek, 4 Ocak günü. Ve bu tutulmadan Türkiye de etkilenecek, Amerika da etkilenecek. Zaten dünyayı Amerika yönetiyor, hegemon güç. Amerika’da meydana gelecek olan bütün değişimler, bütün dünyayı etkileyecek demektir ama zaten ağır hareket eden gezegenlerin burç değiştirdikleri dönemler, bir çağın bir dönemin bitip, yeni bir zamanın başlayacağının işaretidir. Uzun zamandır Balık burcunda ilerleyen Uranüs, şimdi burç değiştiriyor ve Koç burcuna geçecek. İlk işaretlerini 2010’un Mayıs sonu ile Ağustos ortasına kadar geçen bir süreç içinde verdi. İlk işaretlerin ortaya çıkması demek, 2010’u genel olarak zaten geçiş olarak yaşadık ama 2011’de daha da belirgin hale gelecek ve geçişini gerçekleştirecek. 2011’in 13 Mart’ında Uranüs Koç burcuna geçmiş olacak ve ondan sonra tamamen geçmiş olacak. Yalnız onun akabinde de bu sene bir Neptün geçişi yaşayacağız. Bu da 2012’ye kadar geçiş dönemi, bu senenin en önemli işaretlerinden bir tanesi de Neptün’ün geçişi. Uranüs, geçişini gerçekleştirecek, bitecek, Mart’a kadarki dönem çok önemli. 2011 hazırlık dememin nedeni buydu. Ve sonrasında da Mart’tan sonraki süreç ise Neptün’ün geçiş dönemini yaşayacağız ki, Neptün de Kova burcundan çıkıp, yöneticisi olduğu, çok kuvvetli olduğu Balık burcuna geçiş yapacak. Tüm bunlar aslında bilinçaltına kişilerin daha da derinleşip, bilinçaltının ortaya çıkmasına yönelik olayların meydana geleceği bir süreç olacak. 

"İNTİHARLAR, ZEHİRLENMELER OLACAK, KAYIPLAR YAŞANACAK"

Ama tabi ki, bu süreç içinde, kayıpları da beraberinde getiriyor; intiharlar, zehirlenmeler, kimyasallar….ve kimyasallarla ilgili ilaçlar, ilaç sektörü, kimya sektörü ile ilgili büyük bir değişim-dönüşüm sürecidir. 

“IŞIK HIZI AŞILIRSA, EKONOMİ SİSTEMİ TAMAMEN ÇÖKECEK”, “SAKLI TUTULAN ENERJİ KAYNAKLARI KAOSA NEDEN OLACAK”

Ve hatta bunun da ötesinde bilinçaltının daha da derin araştırılacağı ve belki de gizli olanın önem kazanacağı yani şimdiye kadar reddedilmiş eski çağlar, eski zamanlar, en en eski görünmeyenin, görülmeyenin araştırılacağı bir dönem başlıyor ki, belki de hem teknolojiyle ilgili yepyeni bir başlangıcın yapılacağı bir süreç- kim bilir ışık hızını aşma deneyiyle ilgili yapılmış olan çalışmalar bir sonuç kazandırır ama sonuçlanırsa bu ekonomiyi zarara uğratır. Hatta üstüne kurulu ekonominin sistemi tamamen çöküp, yepyeni bir sistem gelişmesi gerekir ki bu da demektir ki, şuanda kullandığımız bütün araç gereç, otomobilden tutunda bunlara bağlı sanayi ve petrol keşfedilmiş olan ve saklı tutulan yeni enerji kaynaklarıyla ilgili şeylerin ortaya çıkıp bir kaosa neden olması da söz konusu olabilir tabi ki. Çünkü keşfetmek çok önemli değil keşfettikten sonra o keşfinizle ne yapacağınız daha önemli. Ve şu anda dünya sistemi tıkanmış. Dünyada 100 senedir yeni bir felsefe yok. Bu da demek ki, bu kez felsefeyi yaratacak olan teknolojidir, bilimdir. Ama o bilime potansiyel, zihinsel ve duygusal açıdan insanın da uyum sağlayacak duruma gelmiş olması gerekiyor.  Özgürlük istenilen bir şeydir ama özgür kaldığınız zaman ne yapacağınızı bilmezseniz, bunalımdır. 

hulyaokur@haberx.com

YORUMLARINIZ
isim yok - 14.11.2011 22:28
eleştiriyi keşke kişiselleştirip,bu kadar basite indirgemeseydiniz.her konuda bilgimiz olmayabilir.önce biraz araştırsak...
vatandaş - 13.06.2011 14:52
allah büyükki aynı bu sayfada eskiden yazdığım yorumum var . chp ye yapılan üfleme yetmedi. 25.9 a kadar yetti tüm yalan sıçramalara rağmen . şimdi bu hanımın adresini istiyorum ki ona kına göndereceğim. :)
X - 13.06.2011 14:18
HAL BU TÜR YALANCILARA İTİBAR EDEN VAR MI BU ÜLKEDE ANLAMIYORUM. NEDEN BU KADAR KAMUOYUNU BU YALANCILAR İŞGAL EDİYOR.
m.kadir yeşilyurt - 20.05.2011 19:10
akp hükümetinin istifasını bekliyorum.
GDK - 05.05.2011 15:47
Okumaya deger bulmadiginiz bir yaziya neden yorum yapiyorsunuz?:)Cogu kisi okumadan basliga bakarak yorum yapmis, cok ilginc
SANEM - 05.03.2011 08:47
DEDİĞİ GİBİ DE OLDU
H.Toksöz - 11.01.2011 03:02
Yok canım,zaten siz tanrının bu millete lütfusunuz.Ne kadar olağanüstü bir varlıkmışsınız.Lütfedin şu memlekete bir iyilik yapın da 2011 kaos yılı olmasın.Sizin gibi kutsal birine hiç te zor gelmese gerek.:::)))) yahu dalga mı geçiyorsunuz ,adam mı seçiyorsunuz? Yalanlarınıza eklediğiniz inkarcı cinler sizi de,sizin gibileri de kekliyorlar.Yok medyummuş,yok astrologmuş,yok bilmem neymiş.Bu kadar marifetiniz var da şu kanı neden durdurmuyorsunuz?Yoksa siz yalancıktan mı oynuyorsunuz bu rolü?Bilelim yani.Yoksa bak böyle ciddi şeyler yazıyorlar.Geyikse biz de geyik yapalım.Fazla kafa yormayalım.
EROL AKBULUT - 10.01.2011 16:27
GEZEGENLERLE BU İŞLER BİLİNİYORSA BU KADAR ÇALIŞMAYA NE HACET NASILSA HER ŞEY BİLİNİYOR YIRTINMAYA GEREK YOK
ASLINDA YORUM YAPMAYI BİLE SAÇMA BULUYORUM AMA HABER OLARAK GEÇTİĞİ İÇİN YAZMIŞ BULUNUYORUM.

SADECE KENDİ TEMENNİSİ OLARAK KABULEDEBİLİRİM.
S.KESKİN - 09.01.2011 23:19
Bu kadar uzun manşette kalacağını bilseydim kaza ve kaderle ilgili uzun bir yazı yazardım.
SAİT keserci - 04.01.2011 17:00
bu yorumlara hiç inanmayinm kaybi ALLAH BİLİR
ikbal - 04.01.2011 15:24
arkadaşlar çok önemli bilgiler vardı okusaydınız bişeyler öğrenirdiniz .her bilgi öğrenilmeye değer bence...
Maşallahları var - 04.01.2011 15:10
İkisinin de maşallahları var. Güzellik konusunda yarışıyorlar.
anıl duyarlı - 27.12.2010 23:23
Bu röportajlar çok güzel, ancak, röportajı yapan kişi ve konuk sürekli, defilede gibi boy boy fotoğraflar veriyorlar (diğer röportajlarda da aynı durum geçerli). Bu konuda Levent Kırca'nın bir çalışma yapmasını ve durumu parodi olarak ekranlara taşımasını rica ediyorum.
gerek yok - 27.12.2010 20:25
yazının tümünü okumak istedim ama çok uzundu okumadım. sadece balşığı hakkında bir şey diyeyim. gelecek yıl hükümette değişiklik olacağını bilmek için astrolog olmak gerekmez ki. zaten bu yıl seçim olacak ve seçimden sonra da muhtemelen hükümette bazı değişiklikler olacak. bu her zaman olan, doğal bir şeydir. verdiğiniz bu müthiş bilgiye hayran kaldım. çok teşekkürler.
osman erişkin - 27.12.2010 19:44
temennimiz odur ki iyişeylerin olması yönünde. temenniylede olmuyor bzı şeyler allah koruusn bileri diyotum.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1 2